Döviz kurundaki dalgalanmanın dinamiklerine dikkat

04:0030/12/2015, Çarşamba
G: 13/09/2019, Cuma
Kerem Alkin

Döviz kurlarındaki dalgalanmanın en önemli gerekçesini, Türkiye ve önde gelen gelişmekte olan ekonomilerle ilgili belirsizlikler oluşturmakta.Söz konusu belirsizlikler her ülke için farklı dinamiklerde kendisini gösteriyor. Bazı ülkelerde, Güney Afrika örneğinde olduğu gibi, güvenilen bir maliye bakanının görevden alınması ülkenin para birimine değer kaybettirirken, Brezilya ve Arjantin'de siyasi başarısızlık, kötü yönetim ve yolsuzluk söylentileri söz konusu ülkelerin para birimini olumsuz yönde

Döviz kurlarındaki dalgalanmanın en önemli gerekçesini, Türkiye ve önde gelen gelişmekte olan ekonomilerle ilgili belirsizlikler oluşturmakta.
Söz konusu belirsizlikler her ülke için farklı dinamiklerde kendisini gösteriyor
. Bazı ülkelerde, Güney Afrika örneğinde olduğu gibi, güvenilen bir maliye bakanının görevden alınması ülkenin para birimine değer kaybettirirken, Brezilya ve Arjantin'de siyasi başarısızlık, kötü yönetim ve yolsuzluk söylentileri söz konusu ülkelerin para birimini olumsuz yönde etkilemekte.
Rusya, bu girdabı kendi başına sarmış en çarpıcı ülke.
Ukrayna operasyonu ve Suriye konuşlandırmasından kaynaklanan gerginlikler,
Batı ambargosu ve küresel petrol fiyatları çöküşü ile birleşince, dolar-ruble kurunun 90 rubleyi bile bulabileceği konuşuluyor.

Yani, 5-6 yıl öncesine kadar, küresel yatırımcılar açısından, yeni cazip yatırım alanları, büyüme potansiyeli,
yükselen ekonomiler olmaları nedeniyle, çekim gücü sahibi pek çok önde gelen gelişmekte olan ekonomi, kırılganlıklarının artmasını önleyemedikleri bir periyodun içinden kurtulamadan, üstüne gelen FED şokuyla tam anlamıyla dağıldılar
. İşin tatsız yönü, Türkiye de, Gezi olayı, 17-25 Aralık süreci ve uluslararası medyanın 'linç' kampanyası ile yürütülen 'algı operasyonu' ile, algısı zaten kırılganlaşmaya başlamış ülkeler grubunun arasına, aynı çanağın içine alınmaya çalışıldı.
İlginçtir, uluslararası verilere dayalı rapor ve grafikler, Türk Lirası'nın 'Gezi' sürecinde beklendiği kadar değer kaybetmediğini, esas kur darbesinin 17-25 Aralık süreci ile yaşandığını çok net gösteriyor.

'Karşı Atak' stratejimizi oluşturmalıyız

Bugün itibariyle, içine sokulduğumuz çanağın bir 'kara delik' gibi bizi içine çekmesini engellemek adına, bu ülkelerle hiç bir benzer dinamiğimiz olmadığını net bir şekilde ortaya koyacağımız bir 'karşı atak' stratejimiz olmalı.
Son 5-6 yıllık dönemde, Latin Amerika'nın başat ülkeleri, Güney Afrika, Rusya, ekonomi-politik düzlemde bir çok kayıp yaşadılar. Kamu mali disiplinleri zarar gördü; bütçe açıkları büyüdü; borçlanmaları aşırı arttı; büyüme momentumunu kaybettiler
; hiçbiri 'mega' yatırım projesi yapamayacak hale geldi ve yolsuzluklarla ilgili iddialar tırmandı.

Türkiye ise, aynı dönemi, büyümesini söz konusu ülkelerin ortalama büyümesinden iki kat daha yüksek düzeyde tutarak, kamu mali disiplininden taviz vermeden ve dünyanın gıptayla baktığı pek çok 'mega' yatırım projesine ardı ardına start vererek geçirdi
. İlginçtir, Türkiye, döviz akımı, uluslararası sermaye akımı ve makro ekonomik nakit yönetimi açısından,
belki de cumhuriyet tarihinin en iyi dönemlerinden birisinin içindeyken, siyasi kadrolara ve yönetişim algısına yönelik 'vahşi' ve hayli organize bir saldırı ile, yukarıda sıraladığımız ülkelerden pozitif ayrışması gereken bir ülke iken
; söz konusu ülkelere yatırımdan soğuyan uluslararası sermayeye, 'Türkiye'den de soğuman gerekiyor' çalışmasının ortasında buldu kendini.
Nasıl ki, son iki haftadır, Türkiye bu kirli siyasi oyunun bir parçası olan bir 'siber saldırı' ile karşı karşıya
ve nasıl ki, bu siber saldırılara karşı kendi 'Karşı Atak' stratejimizi oluşturuyoruz;
küresel algımıza yönelik saldırı için de, yine 'Karşı Atak' stratejimizi oluşturmamız gerekmekte.

Önce iç dinamikleri düzeltelim

Türk halkının bankalardaki döviz mevduatı toplamı 2012 yılında 122 milyar dolar iken, yabancı yatırımcılar da aynı yıl Türkiye'ye 25 milyar dolar portföy yatırımı getirmiş ve Türk sermaye araçlarında pozisyon almıştı
. 2010'da 14, 2011'de 15 milyar dolarlık net giriş, 2012'deki 25 milyar dolarla bir yükselme trendine ve 'uluslararası güven'e işaret ediyordu. 2013'deki 'Gezi' ve '17-25 Aralık' süreci ile, bu rakam bir anda 11.8 milyar dolara ve 2014'te 2.6 milyar dolara geriledi.
Elbette, FED etkisini de gözardı etmiyoruz. 2015'de ise, yılbaşından 18 Aralık'a kadar çıkan net sermaye 15 milyar dolara ulaşmış durumda. Dolayısı ile, döviz kurlarındaki artışın bir önemli nedeni de bu.

2010 ve 2011 yıllarında, sırasıyla 100 ve 101 milyar dolar düzeyinde, sabit seyreden Türklerin döviz mevduatı toplamı, 2012 yılında 121.7 milyar dolara, 2013'de 134 ve 2014 yılında da 143 milyar dolara yükseldi.
Yani, Türkiye'nin küresel algısını bozmaya yönelik operasyonun bir etkisi de, Türk halkının dövize geçmesi oldu
. Bu rakam, 2015'te 160 milyar dolar ile yeni bir Cumhuriyet tarihi rekoruna işaret ediyor. Yani, aynı 2015 yılında yabancıların 15 milyar dolar, Türkiye'den çıkış amaçlı, yerlilerin de, 15 milyar tasarruflarını kaydırmaları nedeniyle, fazladan bir 30 milyar dolarlık döviz talebi oluşmuş durumda. Bu tablonun dolar kurunu 3,07 TL'ye kadar getirmesine şaşmamak gerek.
O halde, 2016 yılında, döviz talebini azaltacak bir 'Karşı Atağa', döviz kurlarındaki yükselişin devam edebileceğine dair endişeleri bertaraf edecek adımlara, ihtiyaç var. Umarım, yeni yıl ile birlikte, yeni Ekonomi Yönetimi, bu adımları hızla hayata geçirir.
#küresel ekonomi
#Ekonomi Yönetimi
#döviz akımı
#uluslararası sermaye akımı