
Ahmet Şık''ın yayınlanmamış kitabına yönelik toplatma ve el koyma kararı ve uygulamasından Hükümet''in memnun olmaması, hatta tam tersine canının haddinden fazla sıkılmış olması gerekmiyor mu? Yayınevi, Radikal ve Şık''ın avukatı Fikret İlkiz''in ofisinde yapılan aramalar ve el koymalar karşısında Hükümet''in ellerini ovuşturduğunu düşünmek bile imkânsız geliyor insana. Hem de tam seçimlere 3 aydan az zaman kala... Hükümet, Haziran seçimine ülkede askeri cunta dönemleri dışında karşılaşılmamış bir sansür uygulamasının gölgesinde gitmek ister mi?
Tek başına sağduyu bile bu sorulara olumlu cevap vermemize izin vermez. Üstelik bu gelişme bugüne kadar sıkça karşılaştığımız “kuvvetler ayrımına saygı” olarak ifade edebileceğimiz bir mazereti kaldıracak nitelikte de değildir.
Peki o zaman Hükümet kanadı -Hayati Yazıcı''nın Hürriyet gazetesini ziyareti sırasında yaptığı önemli ama yetersiz açıklama dışında- tartışmaya niçin girmiyor? Bana göre de girmesi lazım, çünkü ortada ülkenin kara dönemleri haricinde karşılaşılmayan cinsten bir ilk yaşanıyor. Hükümet''in bu yönde bir açıklamasının “kuvvetler ayrımı ilkesi”ne en ufak bir zararı bile olmaz-olamaz. Çünkü “siyaset” –demokrasilerde tabii ki- “Yargı”nın hakkını teslim etmek zorunda ise de asla Yargı''nın “hizmetçisi” konumunda değildir. Demokrasilerde hele de ifade özgürlüğü gibi temel haklarda “uç beyi” sıfatını ve rolünü üstlenen-üstlenmesi gereken “siyaset”tir. Ayrıca çekinmek-tereddüt etmek yersizdir, çünkü sizin fikrinizi açıklamanız “Yargı”yı zaten ne etkiler ne de incitir. “Benim aklımdaki-hayalimdeki ülkede böyle bir uygulama olamaz” dersiniz olur biter, “siyaset-Yargı” arasındaki hesaplaşma sonraya kalır. Ayrıca unutmayalım ki “sonrası”nın baş aktörü de sizsinizdir, yani “siyaset”tir.
Hayati Yazıcı''nın açıklamasından, olması gerektiği gibi açık olmasa da olup bitenler karşısında Hükümet''in ellerini ovuşturan bir ruh hali içinde olmadığı izlenimini edindim. Yazıcı, “sadece isimsiz-imzasız ihbarlarla” gerçekleşen tutuklamalar karşısında “o zaman kıyameti koparırız” diyor. Yazıcı''nın daha dün tartıştığımız bir konuya ilişkin olarak sarf ettiği şu sözler de dikkat çekici: “İnsan neyle suçlanıyorsa sebebini bilecek. Hukuk devletinde kişinin neyle soçlanıyorsa sebebini, suçlamayla ilgili delilleri bilmek hakkıdır.”
O halde biz de Yazıcı''nın tepkisini dile getirirken kullandığı sözleri hatırlayarak son gelişmelerin “kıyamet koparılacak” cinsten olup olmadığını değerlendirmeye çalışalım:
Madem ki elimizde İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi''nce yayınlanmamış bir kitap hakkında verilmiş bir arama ve toplatma kararı ile bir savcı talimatı var, o halde bu durumda yapılması gereken ilk işi, yani bu karar ve talimatın Ceza Muhakemesi Yasası ve adil yargılanma hakkı çerçevesinde testten geçirilmesi işini yapalım.
Konuya ilişkin yapılan açıklamalar içinde benim dikkatimi ve ilgimi en çok çeken değerlendirme, Ahmet Şık''ın da öğretim görevlisi olarak görev yaptığı HaberVesaire adlı haber sitesi tarafından yayımlandı. Değerlendirmeyi yapan İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Barış Erman.
Erman, adım adım giderek Şık''ın (yayınlanmamış) kitabına yönelik toplatma ve yayın durdurma kararını analiz ediyor. Bu analizin bazı bölümleri şöyle:
- Arama kararında, kitap taslağının henüz yayımlanmadığı için kitap vasfında olmadığı ileri sürülmüştür. Bilindiği gibi, basın özgürlüğü, haberin araştırılması anından halkın bilgisine sunulduğu ana kadar korunur. Dolayısıyla kitap taslağının basın özgürlüğünün alanı dışında kalması mümkün değildir…
- (…) Olayda arama ve el koyma kararı açıkça sansür anlamına gelmektedir ve arama kararının içeriği de tam olarak bunu ortaya koymaktadır.''Kitabın bastırılarak sansasyon ve dezenformasyon yapılmasının planlandığı, yargılanan örgüt üyelerine de bu suretle moral ve motivasyon verilmeye çalışıldığı'' gibi gerekçelere dayanılması, alınan önlemin kitabın yayımının durdurulmasına yönelik olduğunu göstermektedir.
- (…) Kitabın içinde örgütün propagandasına yönelik olduğu iddia edilen sözlerin ne olduğu arama kararından belli değildir.
- “(…) Arama ve el koyma tedbirinin amacı, işlenecek suçların önlenmesi değil, ancak işlenmiş bulunan suçlar hakkında delil elde edilmesidir. Bu durumda nüshaların toplatılması yayımının engellenmesi amacını taşıyan bir tedbirdir ve Ceza Muhakemesi Kanunu''na aykırılık oluşturduğu gibi, yukarıda işaret edildiği üzere sansür yasağını da ihlal etmektedir.
- (Bilgisayar kütüklerine el koyma) Ancak söz konusu nüshaların silinmesi, tedbirin delil toplamaya yönelik olmadığını göstermektedir. Yine, bu gibi dokümanların silinmesini haklı çıkarabilecek herhangi bir koruma tedbiri kanunda yer almamaktadır….
- (…) ele geçen belgelerden birine, Ahmet Şık''ın müdafii olan Av.Fikret İlkiz''in NTV''deki bürosunda el konulmuş ve buradaki nüsha da silinmiştir. Bu belge, sanığın kendi müdafiine verdiği, avukat-müvekkil ilişkisi çerçevesinde gizli tutulan ve adil yargılama hakkının gereği olarak avukatın uhdesinde kalması gereken bir belgedir.
- (…) ''dezenformasyona neden olunması ve yakalanan örgüt üyelerine moral ve motivasyon verilmeye çalışılması'' gibi davranışların gerçek varsayılsa dahi bunlar suç oluşturmamakta, ifade özgürlüğünün çerçevesi içinde kalmaktadır. (…) Kendisi suç örgütüne üye olmayan kişilerin, sadece örgütün etkisiyle içine ifadeler eklenmiş bulunan bir kitabı yayımlamaları da aynı nedenle arama kararının sonunda anılan CMK 124 ve örgüte yardım suçlarını oluşturmaya elverişli hareketler değildir…
Sizi –ve savcı ve mahkeme heyetini- bilmem ama Barış Erman''ın değerlendirmesi benim açımdan yeterince tatmin edici nitelikte.
Yazının başlığında yer alan soruya dönecek olursak: “Hükümet ''kitap'' gelişmesinden memnun mu?”
Anlaşılmıştır herhalde, Hayati Yazıcı''nın şahitliğini de göz önüne alarak bu soruya yanıtım olumsuz olacak. Bu yargım karşısında –hem de haklı olarak- “Öyle ise Hükümet niçin hiç değilse sansüre ilişkin ''kıyameti koparacağını'' ilan etmekten niçin imtina ediyor?” diye sorabilirsiniz. Sorunuzun cevabını keşke bilsem ve size de iletebilsem… Bu çerçevede yapılan bazı yorumlarda Hükümet''in “Yargı” kadar “bağımsız” olmadığının ileri sürüldüğünü gözlemliyoruz. Acaba? Ama bu tespit doğru bile olsa Hükümet, “bağımsızlığı” (hem de “tam bağımsızlığı”!) “Yargı”ya bırakıp “tarafsız” olmayı seçemez mi?
Bence seçmeli… “Tarafsızlık”ın “bağımsızlık”tan daha gerekli olduğu bir dönemden geçmiyor muyuz? Demokrasi için seçmeli… Ülkenin “cadı kazanı”na dönüşmemesi için seçmeli…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.