Demirel ister seçilsin, isterse seçilmesin!..

00:0030/03/2000, Perşembe
G: 11/09/2019, Çarşamba
Mehmet Barlas

Gelişmiş demokrasilerde, "hukukun üstünlüğü" çok temel bir ilke olduğu için, "üstünlerin hukuku"na dayalı gelişmeler asgariye indirilmiştir..Şu "cumhurbaşkanı seçimi", acaba toplumun hangi kesimlerini, hangi açılardan ilgilendiriyor?Neden bazıları için, her cumhurbaşkanı seçimi bir "kriz" konusudur?..Düşünce kavramcısı Edward de Bono''ya göre, gazetelerin yazıişleri masalarının dışındaki dünyada, "kriz" yoktur..Medya, her olayı bir "kriz" biçiminde sunmayı sever.. Seçim sonuçları ile "liderlik krizi",

Gelişmiş demokrasilerde, "hukukun üstünlüğü" çok temel bir ilke olduğu için, "üstünlerin hukuku"na dayalı gelişmeler asgariye indirilmiştir..

Şu "cumhurbaşkanı seçimi", acaba toplumun hangi kesimlerini, hangi açılardan ilgilendiriyor?

Neden bazıları için, her cumhurbaşkanı seçimi bir "kriz" konusudur?..

Düşünce kavramcısı Edward de Bono''ya göre, gazetelerin yazıişleri masalarının dışındaki dünyada, "kriz" yoktur..

Medya, her olayı bir "kriz" biçiminde sunmayı sever.. Seçim sonuçları ile "liderlik krizi", ekonomide daralma başlayınca "ekonomik kriz" olur..

Başka bir deyişle, sıcak haber bulunamayınca, her haber bir "kriz haberi" olur..

Bu değerlendirmeler, De Bono''nun.

Biliyoruz ki "kriz", bir beklentinin ve bir karar gereğinin kesiştiği noktadır.

Örneğin bir uçak kaçırılınca, herkes "kriz" noktasında beklemeye başlar.. Yetkililerin alacağı karara göre, kriz şöyle ya da böyle, çözülecektir..

"Kriz noktası"nda, kamuoyu, yeni bir oluşumun beklentisine girer..

Cumhurbaşkanı seçimi ve Demirel''in yeniden seçilip seçilmemesi, işte böyle bir "kriz noktası" bazılarına göre..

Geniş halk kitlelerine göre ve bu satırların yazarı açısından, Demirel''in seçilmesi veya seçilmemesi, fazla birşey değiştirmez..

Demirel seçilmezse, başka bir isim seçilir..

Madem ki, Millet Meclisi''nin iradesine ipotek koyan "koalisyon liderleri" ve onların da iradesinin üzerinde egemen olan güçler, cumhurbaşkanının kimliğinde "başarı", "vizyon", "misyon", "gençlik", "çağdaşlık" gibi nitelikler aramıyor..

O zaman, kim seçilirse seçilsin..

Neticede Demirel veya başka bir isim, Türkiye Cumhuriyeti Devleti''ni, içeride ve dışarıda temsil eder.. Mesela kim olursa olsun, Türkmenistan ziyaretinde, başına koyun postu geçirip, "kardeşim Türkmenbaşı" diye başlayan konuşmalar yapar..

O zaman ne yaparsınız?..

Avrupa Birliği''ne giden demokrasi ve hukuk yoluna ilişkin ufku, "Devlet Başkanı"nın değil, "Yargıtay Başkanı"nın sözlerinden çıkartmaya çalışırsınız..

Geniş kitleler ve bu satırların yazarı için, durum böyle..

Ama bir de, "cumhurbaşkanı seçimi" ile doğrudan ilgili kesimler var..

Örneğin, diyelim ki, devlet ihalesine girip, özelleştirme pastasından pay almak için bekleyen bir müteşebbissiniz..

Veya, bankasını boşaltmış, hakkında adli takibat yapılan bir sermayedarsınız.

Bu tür çevreler için, bırakın cumhurbaşkanının veya başbakan ile bakanların belirlenmesini.. Müsteşarların, daire başkanlarının ve satın alma memurlarının belirlenmesi bile, çok önemlidir.. Emniyet müdürleri, savcılar, idari amirler, hayati isimlerdir.

Devlet ve siyasetle ilişkiniz, parasal çıkar hesaplarına dayalı olduğu zaman, istediğiniz ve dayandığınız kişiler, beklenilen görevlere gelmeyince "kriz" doğar..

İşte bu kesim ve kişiler, normal demokrasilerdekinden daha fazla güçlü ve hukukun da üzerinde etkili olduğu zaman, "Millet Meclis''leri", daha çok "Kurucu Meclis"lere benziyor..

Yani halkın ve halkı temsilen milletvekillerinin iradesi, ne çeşitli kişilerin çeşitli makamlara seçilmesine, ne ciddi bir denetime yansıyor..

Gelişmiş demokrasilerde, "hukukun üstünlüğü" çok temel bir ilke olduğu için, "üstünlerin hukuku"na dayalı gelişmeler asgariye indirilmiştir..

Mesela hiçbir gelişmiş demokraside, kimse, bir siyasi partiyle, "sen şuna oy verirsen, biz de seni kapatmayız" diye pazarlık yapamaz..

De Gaulle veya Bayan Thatcher gibi gerçekten önemli politikacılar bile, önemsiz referandumlar ve parti-içi oylamalarla, emekliye ayrılırlar.. Kimse, "De Gaulle giderse, istikrar biter" gibi, saçma cümleler kuramaz..

Örneğin bir medya grubunun, devlet ihalesine taraf olup, sonra o medya grubu temsilcilerinin "gazeteci" kimliği ile cumhurbaşkanları ve başbakanlarla haşır-neşir olmasına "çıkarların çatışması" (conflict of interests) dolayısıyla, göz yumulmaz..

Özetle, Demirel ister seçilsin, ister seçilmesin..

Kaderini bu seçime bağlayanlar düşünsün bunu.

ŞAKA

Olmadı Fatih!..

Fatih Terim''e izafe edilen, "Ben önümüzdeki sezon Galatasaray''dan ayrılacağım" şeklindeki sözlerin, UEFA yarı-final maçı Leeds''le oynanmadan önce yayılması ne kadar doğrudur sizce?

Bir savaşa girip, bir önemli muharebe öncesinde, "ben komutanlığı bırakacağım" diyen general olur mu?..

Belki olur..

Ama askerlerin morali ne olur?

AHLAK

Evcil''in ifadesi ürkütücü!..

Dileriz, "Star" gazetesinin tefrikasına başladığı ve "Hürriyet"in doğrudan konuya girdiği Erol Evcil ifadelerine dayalı haberler doğru değildir..

"Hürriyet"in haberine göre, Erol Evcil, THY''nin uçak alımı dolayısıyla, o zamanki Devlet Bakanı Cavit Çağlar''ın ve Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu''nun, 55 milyon dolar rüşvet aldıklarını ifade etmiştir.

Evcil''in iddialarına göre, Cavit Çağlar ile Nesim Malki arasındaki ilişkiler de, iplik ticaretindeki rekabete dayalı, karmaşık bağlantılara dayanmaktadır..

Dileriz bu haberler ve Malki''nin ifadeleri, asılsız çıkar..

Ama bir başka mesele var..

Bugün yeniden cumhurbaşkanı olması istenilen Süleyman Demirel, 1991''de başbakan olunca, kamu bankalarını, bu bankalara borcu bulunan Cavit Çağlar''ı devlet bakanı yaparak bağlamıştı..

Aradan yıllar geçip, İnter-Bank skandalı olduktan sonra da, yine Demirel, "benim gerçek ailem" diyerek, Cavit Çağlar''lı fotoğraflar çektirmekten çekinmemişti..

Bu tür davranışlar, belki Türkmenistan veya Azerbaycan''da hoş görülebilir..

Ama giderek Türkiye''de, bu tür davranışlara alışmaya başladı ki, Süleyman Demirel ülkede "istikrarın simgesi" olarak görülüyor.