
Siyasi sistemlerin, rejimlerin ve devlet çeşitlerinin sınıflandırılması, Eflatun''dan beri tüm düşünürlerin ilgi duyduğu bir konu.. Örneğin "kuvvetler ayırımı" kavramını siyasi sözlüklere sokan Montesquieu de, böyle bir sıralama yapmış 1748''de..
Buna göre, siyasi sistemler "monarşi", "cumhuriyet" ve "despotizm" şeklinde, üç ana grupta toplanır..
Mesela monarşilerde, istikrarlı hiyerarşiler, gelenekler ve yasalar vardır.. Ama "despotizm"de, devletle birey ve halk arasındaki ilişkilerin özü "kölelik"tir..
Max Weber ise, 1950-58 arasındaki yazılarında "despotizm"in varlığını, "otonom kentler"in, "akılcı hukuk"un ve "özel mülkiyet"in yokluğuna bağlamıştır..
Böyle sayısız rejim tasnifleri var siyasi literatürde..
Günümüzdeki bu tür sınıflandırmalar ise, daha fazla sayıdaki kriterlere dayandırılıyor.
Örneğin "gelişmişlik" ve "gelişmemişlik" de, devlet türlerini belirleyen kriterler arasında..
İsviçre''nin kişi başına düşen ulusal gelir payı, 30 bin dolar civarında.. Mozambik''te ise bu rakam 100 dolar.
Japonya''da hayat yaşı ortalama 80.. Sierra Leone''de ise insan ömrü ortalama 42 yıl..
İsveç''te, 5 yaşından aşağı çocukların ölüm oranı binde 5.. Afganistan''da ise binde 300..
Tarımdaki işgücünün çalışan nüfusa oranı İngiltere''de yüzde 3, Zaire''de yüzde 95.. Nüfus başına düşen sınai üretim miktarı Almanya''da 5900 dolar, Tanzanya''da 5 dolar..
Devlet türleri arasındaki yeni bir kavram, ilk defa 1984''te Bull ve Watson tarafından kullanıldı. (The Expansion of İnternational Society) ve sonra, bu kavram da literatüre sık sık girmeye başladı..
Bu kavram, "Quasi-State" şeklinde..
"Quasi" dilimize, "sahici gibi", "görünüşte", "hemen hemen" gibi çevrilebilir..
Demek ki "Quasi-state" karşılığında "görünüşte devlet" kavramını türetebiliriz..
Veya "devletimsi devlet" diyebiliriz..
Bu "görünüşte" veya "devletimsi" devletler, genellikle kolonyalizmden son dönemle kurtulup, bağımsızlığını elde etmiş ülkeler için kullanılıyor..
Bunlar, hukukî açıdan "meşruiyet"e sahipler.. Bağımsız ve egemen bir devletteki yasal organları da var, uluslararası camiada da "devlet" olarak kabul ediliyorlar.. Birleşmiş Milletler''e üyeler.. Mahkemeleri var.. Devlet başkanları, dış ülkelerde elçileri ve hatta seçilmiş parlamentoları bile mevcut.. Orduları, polisleri falan tamam..
Ama hukuku ve iktidarı düzenleyen, kurumsal yapıları yok.. İnsan haklarını ve toplumsal refahı koruyup, sağlayacak bir organize anayasal ve siyasal yapıya sahip değiller. Kanun önünde eşitlik ve demokrasi gibi değerler, bunlar için söz konusu değil..
Ama uluslararası düzen, bunların, tüm başarısızlıklara rağmen, çökmelerini, parçalanmalarını önlüyor..
Despot yöneticiler, rakiplerini veya farklı kesimleri iç savaşlarla yok etmeye çalışırken, halkları, açlıktan, hastalıktan, kuraklıktan ölüyor. Silah satın almak için harcadıkları parayı, toplumun eğitimi, sağlığı, refahı için harcamıyorlar..
Bunların açıklarını, süper-devletler veya Birleşmiş Milletler benzeri örgütler, çeşitli yardımlarla kapatıyorlar..
Bu devletimsi devletler, bazan kabileciliği, bazan ırkçılığı, bazan hukuksuzluğu, "bağımsızlık" ve "ulusal egemenlik" gibi sloganları seslendirerek örtüyorlar..
Günümüzde Etiyopya ile Eritre arasındaki savaşta, Sierra Leone''deki iç-savaşta ve daha önce Somali''deki kargaşada, bu tür devletimsi devletlerin yapısını anlamak imkanı doğdu.. Son olarak Fiji darbesi ile devletimsi-devleti gördük..
Bu tür sınıflandırmalar içinde, elbet Türkiye''nin yeri olamaz..
Ancak bilelim ki, Türkiye''de hem gelişmişliğin, hem "3''üncü Dünyalılık"ın, hem "despotizm"in belirtileri birarada bulunabiliyor..
Örneğin devletimsi devlette, "politika", bir anlamda "savaşçılık" ve "kaba kuvvet" anlamına da geliyor.. "Silah", "oy"dan daha ağırlıklı oluyor.
Politika, kalabalıkların duygularına hitap eden ve başarıdan çok, kışkırtıcılığa dayanan "popülizm"i ifade ediyor..
Arkasında 600 yıllık imparatorluk ve üç çeyrek asırlık cumhuriyet birikimi olan Türkiye Cumhuriyeti, tam anlamı ile bir "devlet"tir..
Demek, "devletimsi devlet"leri andıran kötü nitelikleri de temizleyebilirsek, bu açıdan sorunumuz kalmayacak..
Ticaret mi, casusluk mu?
Türkiye, "nüfuz ticareti" sorununu çözemeden "nüfuz casusluğu" meselesinin içine giriverdi..
Devleti ve hukuku, galiba "nüfuz ticareti" daha fazla ve derinine yaralıyor..
"Şaibeliler", galiba "casuslar"dan daha çok ve daha etkili..
Neyse.. Biz işimize bakalım..
Bugünkü dersimiz "kokuşmuşluk" değil!..
Devlet adamı fraklı olur!..
Cumhurbaşkanı Sezer, galiba ileri gitti..
Neden kırmızı ışıkta, kortej durduruyor?
Neden frak giymiyor?
Neden Çankaya''nın gazetecilerine, ceket-kravat zorunluluğu getiriyor?
Neden koltuğunu, yanında oturanlarla aynı hizaya çekiyor?
Frak, bağımsızlık sembolüdür.. Kırmızı ışıkta geçip, yeşil ışıkta durmak, töredir.. Herkes sandalyede otururken, tek başına koltukta oturmak, devlet adamının ağırlığını belirler.
Gazeteci dediğin kıyafetinden anlaşılır..
Bir anı var belleğimizde..
Rahmetli Sunay''ın Fransa ziyaretinde, General De Gaulle''un resepsiyonuna frak mecburiyeti getirilmişti..
Her konuda uzman gazeteci arkadaşlar, tabii ki mecburen frak kiraladılar Paris''te.. Ama bu fraklarla, beraberlerinde getirdikleri smokinlerinin siyah papyonlarını kullandılar..
Oysa, geleneğe göre, frakla beyaz papyon takılır.. Frakla siyah papyonu, genellikle hizmetkarlar ve garsonlar takarmış..
Bizim siyah papyonlu fraklı gazeteciler, resepsiyon sonrasında çok mutlu olmuşlar.
-Bu Fransızlar çok sıcak insanlar.. Resepsiyon boyunca, bize hep mösyö, mösyö diye seslendiler, demişler..
Fransız davetlilerin kendilerini garson sanıp, içki istediklerini galiba anlamamışlar.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.