
Yer Urfa…
Şanlıurfa. Halilülrahman dergahı, balıklı göl mevkii…
8 Mayıs Cuma. Saat tahminen sabahın 10''u.
Şehir sakinliğine inat bu sefer alabildiğine hareketlilik yaşıyor, üstelik bir de heyecan yüklenmiş…
Güvenlik çok yoğun.
Kalabalık bir grup eylem hazırlığındaymış.
Dikkat çekmemek için kimi bir gün önceden, kimi geceden kimi de o sabah gelmişler.
Emellerini açık edecek şekilde belirlenen adreste toplanıyorlar.
Ahali de ne oluyor merakı ile olay yerine doğru akın ediyor.
Şenlik kılıfına bürünmüş eylemin startı ansızının meydanda beliren “eylem başı”nın işaretiyle başlıyor.
Eylem başı ve ekip hareketle geçmeye hazır.
Kürsüye çıkıyor ve konuşmaya başlıyor.
Tahrik edici, kışkırtıcı, cüretkar bir üslup kullanıyor.
Şanlıurfa''ya komşu Mardin''in Bilge köyünde 44 insanın akıl almaz bir şekilde katledilmesine inat, sevgi diyor, hayat diyor…
Düşünün, tartışın, sorgulayın, yanlışa başkaldırın, hatta isyan edin…
İradenizi elinizden bırakmayın, hayatınıza sahip çıkın, onu kimseye emanet etmeyin…
Gelecek fikriniz olsun, hayal edin ve hayallerinizin peşine düşün…
Eleştirin, size verilenle yetinmeyin, çalışın ve daha fazlasını isteyin…
Ümitsizliğe kapılmayın, yaşadıklarınızı unutmayın…
Bilgi güçtür, cahil kalmayın…
Hiçbir durumda teslim olmayın…
Husumete ve ihtilafa geçit vermeyin…
Yani açık açık kitap okuyun diyor…
“Eylem başı” bir hanım, başı da örtülü. Ankara''dan geliyormuş, Çankaya denilen bir muhitte oturuyormuş. Buradakiler Çankaya''yı nereden bilecekler. Eskiden orası uzaklarda bir zirveymiş, giden kayboluyormuş…
İşte bu hanım “eylem başı” oradan geliyormuş.
O söylediği için bu sözler daha bir dikkatle dinlendi, karşılık buldu, alkışlandı balıklı göl mevkiinde.
Eylemci meydanı dolduran genç yaşlı, kadın erkek herkese seslenirken, çocuklara dikkati gözden kaçmadı, sanki asıl ulaşmak istediği çocuklardı…
Eyleme oldukça hazırlıklı gelen ve adının Hayrünnisa olduğu belirlenen kürsüdeki kadın, Cumhuriyet''in ilk öğretmenlerinden biri olan Halide Nusret Zorlutuna''nın “Benim Küçük Dostlarım” kitabından seçtiği “Güneşin Öz çocukları” başlıklı bölümü okumaya başladı;
“Evet, onlar öz çocuklarıdır. Gözleri ve gönülleri güneş doludur. Kanları, yazlar kadar sıcak; ruhları baharlar kadar aydınlıktır.
Şarkta toprak güneşe doğru, göğe doğru şahlanır.
Güneyde ise gök; bütün yıldızları ve güneşiyle bu mübarek toprağa eğilip, yaklaşıp; onu kucaklar, öper. Bütün aydınlığını bütün sıcaklığını ve şiirini; bir öz anne cömertliği ile ona verir.
Güneyi ve güneylileri tanırım ve severim. Çocuklarına yıllarca emek verdim. Geleceğe yalnız benim değil, bütün memleketin övünebileceği değerde insanlar yetiştirmiş olduğunu umuyorum…
Güneyliler yaradılıştan şair, müzisyen ve centilmendirler.
…
Okuttuğum yüzlerce çocuk arasında bir tane ''aptal'' göremedim diyebilirim. Güneşi içine sindirmiş olan kara gözlerinde zeka parıl parıl yanar. Fakat canları isterse okurlar, istemezlerse okumazlar.
Ölçüsüz heyecanlarını ayarlayabilirseniz, onlarla başarılamayacak iş, kazanılamayacak savaş yoktur.
Kahraman Urfa''nın, Gaziantep''in, arslan Maraş''ın Kurtuluş Savaşı tarihimize ettikleri şerefli sayfalar bu sözlerimin apaçık işaretleri değil midir.
Onların yalnız bir kusurları vardır:
Çabuk unuturlar…”
Eylem dalga dalda büyürken kürsüdeki kadın da konuşmasını bitirmişti.
Mutluluktan gözlerinin içi gülüyordu. Anlaşılan hedefine ulaşmış, gençlerin gözlerinde o ışığı görmüştü…
Fakat eylem bitmedi, daha yeni başlıyordu…
Eylemci başı kürsüden iner inmez eylemin ikinci aşamasına geçildi.
Paralo; çadır…
Bu ses duyulduktan birkaç dakika içinde meydan boşaldı, çadırlar tıka basa doldu.
Her bir çadırda eylem derinleşerek sürdürüldü.
Mevzilenen eylemciler karşılarında oturan Urfalıların gözlerinin içine baka baka kendi kitaplarından pasajlar okudular, sorulara cevap verdiler, varlıklarıyla kitaba dikkat çektiler, okumayı, düşünmeyi işaretlediler.
Denemelerle, şiirlerle, beyitlerle, hikayelerle, insana insan sevgisini hatırlattılar.
Binlerce kitap bir anda dağıtıldı.
Uyuyan fikirler uyandı.
Gözler açıldı, yüzler güldü, ışık doğuda pırıl pırıldı…
Mardin''de 44 canın acısını da paylaşan, paylaşıp da geride kalan kimsesizleri, öksüz ve yetimleri, kalbi kırıkları da kucaklayan bir yolculuğu niyetlendi…
Eylem Urfa''da neşeli geçse de Mardin''deki acı tazeydi ve acı acı esintisi geliyordu buraya.
Mezar taşına sarılan çocukların…
Kır çiçekleriyle annesinin, ablasının, babasının, ninesinin mezarına gelen çocukların…
İnsanın içini parçalayan görüntüleri gözlerimizin önünden gitmiyordu.
Hayat derken ölüm geliyordu aklımıza…
Ölülerine ağıt yakmaktan yorgun düşmüştü doğunun insanları.
Bu ve benzeri eylemlerle, akıl ve idrak sahibi, vicdanlı her insana, “yaşayan insana sahip çıkmanın”, onu insan onuruna yakışır şekilde yaşatmanın sorumluluğu bir kutsal emanet olarak bırakıldı…
Sanki yazarlar, artık bize ölüm ve acıdan beslenen hikayeler yazdırmayın. Bize hayattan, mücadeleden, duygudan, düşünceden, varolmaktan, yaşamaktan ilhamını alan yazılar yazdırın diyorlar.
Eylemciler acıyı azaltarak paylaşmaya kararlılar.
Bu ara eylem başı olan kadının eşkali iyice belirdi.
Zaten maksadını bütün gerçekliği ile ifşa etmişti.
Adı: Hayrünnisa.
Soyadı: Gül.
Hayrünnisa Gül…
Ankara''dan gelmiş. 864 rakımlı tepede, Çankaya''da, Pembe Köşk''te oturuyormuş.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül''ün eşiymiş ve eylemlerine ara vermeden devam edecekmiş…
Hanımefendi bu eyleme tek başına kalkışmamış. Şanlıurfa valiliği ve vali Yusuf Yavaşcan, Alfa Yayın Grubu başkanı Faruk Bayrak içtenlikle yardım ve yataklık etmişler.
Eyleme kendi iradeleri ile katıldıklarını ve yine katılacaklarını itiraf eden yazarlar da şöyle:
Ayşe Kulin, Selim İleri, İskender Pala, Ahmet Telli, Beşir Ayvazoğlu, Feyza Hepçilingirler, Ahmet Ümit, Ali Çolak, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu, Vehnbi Vakkasoğlu, Nazife Şişman, Müge İplikçi, Metin Celal, Enver Ercan, Kürşat Başar, Mümin Sekman, Haluk Dursun, Nihal Bengisu Karaca...
Adı bizde saklı gazeteciler…
Eylem sonrasında yazarlar izlerini kaybettirmek için şehrin içine dağılmışlar…
Yapılan aramalarda sadece kitaplar ele geçirilmiş…
Muhtelif konularda, muhtelif ebatta ve muhtelif çapta kitaplar…
Kitaplar konuşacakmış çocuklarla…
Gerçekleri anlatacaklarmış artık…
İnsan kitapsız olunca dünyanın en tehlikeli varlığı haline geliyor, ölüm saçıyorlar…
Böylelerinin sevgisi bile öldürüyor.
Tehlikenin farkındaysanız hemen sizde hareket geçin ve cehaleti ortadan kaldıracak, insanın yalnızlığın ve terk edilmişliğini bitirecek yola çıkın.
Eylemcilerin ortak felsefesi;
Hepimiz hepimizle ilgiliyiz ve hepimiz hepimizden sorumluyuz…
En çok da olumsuzluklardan, sorunlardan sorumluyuz.
Çocuklardan -ya da kendimizden- utanmayacağımız güzel günleri bekleme hakkımız olsun diye…
“Bilge” insanı insan yapan deruni bütün anlamlarından soyutlanıp, sadece husumet, ölüm, acı, umutsuzluk ve “vahşet” çağrıştıran bir köy ismi olmasın diye…
Yoğunlaştırılmış sorumluluk bilinciyle mezara kadar eylem…
Öldürmek için değil…
Yaşatmak için… Eylem ya da aksiyon…
Yer: Her yer.
Zaman: Her zaman…
Paralo: İnsan ve hayat… Çocuk ve mutluluk… Doğu ve ışık… Kitap ve irade… Sorumluluk ve uyanmak…
Not: Eylemi kişisel beklentileri için fırsata dönüştürmek isteyenlere dikkat!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.