
PKK cenahından yapılan açıklamalar giderek sorunlu bir dile dönüşmeye başladı.
Bir yanda süreci sabote etmek isteyenlere rağmen sorumlu ve duyarlı davranacaklarına dair sözler, öte yanda doğrudan Türkiye devletini/hükümetini suçlayıcı ifadeler…
KCK/PKK yürütme kurulu Zübeyir Aydar kendisiyle yapılan bir söyleşide, "Paris"teki katliamı kim ya da kimler yapmış olabilir" sorusuna bakınız ne yanıt veriyor:
"Biz bu olayı Türkiye devletinden, Kürt düşmanlarından bağımsız ele alamayız. Bugün Kürtleri kim öldürüyorsa olayı da onlar yapmıştır. Bizi ülkede öldürenler ile burada öldürenler aynıdır." (Firatnews. 15 ocak 2013)
Peki nerden biliyor böyle olduğunu?
Kendilerine kimi ülkelerin istihbarat örgütlerince verilen bilgi üzerine…
Sorun da burada zaten.
Bazı ülkelerin istihbarat örgütleri gayet bilinçli bir biçimde PKK"yı Türkiye"nin üzerine sürüyor.
"İmralı süreci"nin tam arkasında olduklarını açıklayan Zübeyir Aydar"ın Sakine Cansız olayından sonra giderek bu iddiaya dört elle sarıldığını görmek doğrusu bana şunu düşündürttü: "Süreci destekliyor gibi görünüp alttan alta sabote etmek."
Yanılmayı çok isterim.
Evet, Sakine Cansız"a bu şekilde abartılı bir biçimde sahip çıkmaları da doğrusu bana manidar geldi.
Şunun için:
Cansız"ın örgüt içinde nasıl pasifize edildiği biliniyor.
Sakine Cansız"ın örgüt içindeki kişisel serüveni çok ilginç.
Bu konudaki ayrıntılar pek çok kimse tarafından bilinmiyor.
Kaba hatlarıyla değineyim…
Cansız Diyarbakır Cezaevi"nden çıktıktan sonra dağa gider.
İşkencelere karşı efsanevî bir direniş sergilediği için popüler ve saygın bir isimdir.
Meşhur "Zindan Konferansı"na katılır.
Orada gördüğü "Önderlik" gerçekliği ile Türkiye"deki bıraktığı "Önderlik" gerçekliğinin farklılaştığını görür. Tıpkı başka arkadaşları gibi…
Orada artık "önderlik" fetişleştirilmiştir.
Dünkü arkadaşlık/yoldaşlık ilişkisinin yerini başka bir ilişki almıştır.
Buna itiraz eder. Tıpkı Selim Çürükkaya gibi. Tıpkı sonradan öldürülen nişanlısı Mehmet Şener gibi…
Olayın tanıklarının ifadelerine göre, Öcalan"la sert bir tartışma yaşarlar. Öcalan"ın tavrını aşağılayıcı bulan Cansız herkesin içinde Öcalan"a "terbiyesizlik yapma" diye çıkışır.
Sonrasında göz altına almalar, enterne edilmeler, tecride alınmalar, dağ koşullarında oluşturulan cezaevine tıkılmalar…
Sakine Cansız"ı tanıyanlar bu süreçte ölüm oruçlarına yatmayı, hatta intihar etmeyi bile düşündüğünü söylerler…
Sonrasında özeleştiri adı altında kendini aşağılaştıran ifadelerin altına koyduğu imza dolayısıyla affedilme süreci…
Ama o günden sonra hiçbir şekilde etkili ve yetkili bir pozisyona getirilmemesi, sürekli pasif görevlerde tutulması, yani bir tür gözetim altında bulundurulması…
Avrupa"da da örgüt tabanı üzerinde hayli saygınlığı olan bir isim olmasına rağmen sadece saha çalışmalarında kendisine görev verildiği, yürütmenin içine bir türlü dahil edilmediği biliniyor…
Sakine Cansız"ın kişisel hayatına ilişkin bir ayrıntı daha var ki, bence önemli.
Cansız, dağa çıktıktan sonra bir daha Türkiye topraklarına adım atmıyor.
Dağdaki silahlı mücadelenin içinde bulunmuyor.
Kendisini yakından tanıyanlar Cansız"ın elinde asker ve polis kanı bulunmadığını söylüyor.
Nişanlısı Mehmet Şener PKK tarafından Suriye"nin Kamışlı ilçesinde öldürülüyor.
Bu başka bir kırılma noktası…
Peki Cansız bir dönem çok yakın olduğu Osman Öcalan ve Nizametin Taş gibi örgütten ayrılmayı düşünmüyor mu?
Düşünüyor, ama "hain" damgasını yemeyi göze alamadığı için kalmayı tercih ediyor.
Örgüt içindeki kişisel hayatı tam bir dram.
Bütün bunları şunun için anlattım.
Birincisi, PKK"nın Cansız"a ölümünden sonra atfettiği bu olağanüstü itibar düşündürücü. Habur süreci tersinden bu yüzden akla geliyor.
BDP ve BDP"ye yakınlığıyla bilinen kimi köşe yazarlarının veya aydınların kuruldukları köşelerinde Cansız"a yağdırdıkları övgüler, haliyle Türkiye toplumunu irrite ediyor. Bir terör örgütünün kurucusuna yapılan bu tarz yüceltmeler, Türkiye toplumunun hassasiyetlerini tahrik ederek başka bir amaca hizmeti sağlıyor.
Bu anlatılanlar Cansız"ın PKK içindeki kişisel hayatını bilmeyenler açısından çarpıtılmış bir Cansız portresi çıkartıyor ortaya…
Aydar"ın kendi örgütü adına Türkiye devletine yönelik suçlamalara sarılması da ziyadesiyle düşündürücü.
Habur süreci dağdan inişlerin sevinçle karşılandığı bir süreç olarak kalsaydı sorunun çözümüne katkı sağlardı.
Ne yazık ki "zafer şovu"na dönüştürüldü.
Dilerim Cansız"ın cesedi üzerinden bu kez tersinden süreç tekrarlanmasın.
Hiç kimsenin hata yapmaya hakkı yok.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.