Demirel"siz bir Türkiye düşünebiliyor musunuz?

00:0022/05/2000, Pazartesi
G: 12/09/2019, Perşembe
Mehmet Şeker

Gözümüzü açıp beyazın beyaz, siyahın siyah olduğunu öğrenmeye başladığımızda, Demirel baştaydı.İlkokula gittik, ortaokula gittik, liseye, üniversiteye... Demirel her aşamasında vardı ve hep yukarılarda bir yerlerdeydi.Aramızdan master yapanlar oldu, doktor, doçent derken profesörlüğe ulaşan arkadaşlar çıktı, Demirel''in konumu değişmedi.Herkes başarılı değildi. Her aşamada okuldan ayrılmak zorunda kalan bazı arkadaşlarımız da vardı. Ticarete atılanlar, memuriyet yapanlar, işi serseriliğe vuran,

Gözümüzü açıp beyazın beyaz, siyahın siyah olduğunu öğrenmeye başladığımızda, Demirel baştaydı.

İlkokula gittik, ortaokula gittik, liseye, üniversiteye... Demirel her aşamasında vardı ve hep yukarılarda bir yerlerdeydi.

Aramızdan master yapanlar oldu, doktor, doçent derken profesörlüğe ulaşan arkadaşlar çıktı, Demirel''in konumu değişmedi.

Herkes başarılı değildi. Her aşamada okuldan ayrılmak zorunda kalan bazı arkadaşlarımız da vardı. Ticarete atılanlar, memuriyet yapanlar, işi serseriliğe vuran, hayatı gırgıra alanlar oldu. Bizler ne yaparsak yapalım, Demirel hep oradaydı ve grafiği hep yukarıya doğru tırmanıyordu.

İflas edenler, okuldan atılanlar, sicili kararanlar, Demirel''in yükselen grafiğine gıptayla bakıyorlardı.

Nişanlananlar, evlenenler, çocuk sahibi, torun sahibi olanlar da aynı şekilde bakıyordu Demirel''e.

"Yahu biz sokakta çelik çomak oynuyorduk, bu adam başbakandı. Şimdi çocuklarımız bilgisayarda oynuyor, yine bir şey değişmedi..." diyenler hiç de az sayılmaz.

Demirel önceleri kürekle ya da mala ile temel atardı, son dönemde düğmeye basarak temel atar oldu. Değişen fazla bir şey yoktu kısacası. Şapkası bile aynıydı.

Kaç darbe, kaç muhtıra gördü yine de yılmadı. Onu ''tepelerden'' koparamadı hiç kimse.

Çıkılabilecek en yüksek yer 864 rakımlı Çankaya Köşkü idi, sonunda oraya da çıktı.

Her çıkışın bir inişi olduğu malumunuz. Yedi yıllık süre dolunca, istemeye istemeye de olsa indi ve bildiğiniz gibi Güniz Sokağa döndü.

Gül yağmurları altında bir dönüştü bu. Coşkulu bir karşılamaydı. O gün kameralara takılan simaları görünce, "Vay" dedim, "Şimdi bu da mı Demirel''in yanında?"

5+5 tartışmaları sırasında ona destek verenleri düşününce de aynı tepkiyi göstermiştim.

Allah''tan ki, siyasi danışmanım var.

O bütün bu olan bitenlerin sebeplerini izah etmese, anlamakta zorlanacaktım.

İşte bu yüzden soruyorum, Demirel''siz bir Türkiye düşünebiliyor musunuz diye. Ben düşünemiyorum.

Bugüne kadar, ''Ülkersiz çay saati'' düşündüm kaç defa... Akrepsiz, yelkovansız saat düşündüm. Direksiyonsuz araba, tütünsüz sigara, kalemsiz yazar... Daha sayayım mı?

Kısacası en akla zarar şeyleri düşündüm de, Demirel''siz bir Türkiye düşünemiyorum.

Velhasıl, İstanbul kavaktan ibaret

İlkin kavak geldi, ardından bahar ve İstanbul "polen"e boğuldu. Öyle olunca Karga da veciz sözlerini sıraladı. Bakınız:

Başında kavak polenleri dolaşıyor... Milenyum çağı değil, ''polen''yum çağı... Polenler uçar, deliler bakar!.. Polen sana söylüyorum, kavak sen anla!.. Polenler uçar uçmaz ordayım!.. Polenler alçaktan uçuyor.. Bu yaz, sıcak geçecek!..

Bakın işte buraya yazıyorum

Hep vardı ve bundan sonra da olacak. En azından kendisi öyle düşünüyor. Evet, yine Demirel''den bahsediyorum.

Akranlarına bakın, arkadaşlarına, kardeşlerine... Bakın ve onlarla Demirel arasındaki dokuz farkı bulun. Biraz resimli bulmacaya benzedi ama ziyanı yok.

Göze çarpan en bariz fark, Demirel''in zindeliği. Ablasının yanında, onun oğluymuş gibi duruyor. Akranlarının yanında da öyle. Bunun sebebi herhalde sahip olduğu hırs ve bu hırsa dayalı olarak, hep ileriye bakıyor oluşu. "Unumu eledim, eleğimi de duvara astım" diyecek göz yok onda; emekliliği katiyetle reddediyor. Sanki siyasete yeni atılmış.

Yüzde onu geçemeyeceğini düşünenler var. Bu düşünceyi paylaşanlar, Demirel''in Çankaya''daki gibi konuşacağını sanıyor.

Halbuki öyle bir şey mümkün değil. Karşımıza öyle argümanlarla çıkacak ki, "Vay canına" diyecek çoğunluk, "Demirel değişmiş. Hem de çok..."

Aksayan her noktayı tek tek tespit etmiş olacak. Bütün bunların nasıl rayına sokulacağını detaylarıyla anlatacak. Ya da detay gibi görünen sözlerle.

Yine şapkasını sallayacak. Yine kalabalıklar karşısında kürsüden sarkacak. Yine oy isteyecek. İster inanın ister inanmayın, "Kendim için bir şey istiyorsam namerdim" diyecek yine. Çünkü çıkılabilecek her zirveye çıkmış ve inmiş biri olacak.

"Cumhurbaşkanlığı bile yaptım. Daha ne isterim? Koltuk heveslisi değilim. Yaşım da genç sayılmaz. Bundan sonra tek isteğim, ülkemin düze çıkmasıdır. Muasır medeniyet seviyesini yakalamak için bulduğum formülleri sunuyorum işte. Gerisi size kalmış. İster bana oy verir ve görevin başına getirir, icraat yapmam için fırsat tanırsınız, ya da gelişmiş ülkelere uzaktan bakmayı tercih edersiniz... Karar sizin." diyecek. Bakın ve görün, nah buraya yazıyorum.

TİLKİ MASALLARI

Tilkiye sormuşlar: "Tavuk yer misin?" Tilki gülmüş; "Ben açlığa dayanırım da, biliyorsunuz çocuklarım var... Yani kendim için bir şey istemiyorum."

Minik kuşun hikâyesi

Hava iyice soğuduğunda, minik bir kuş, göç etmektense yerimde kalayım daha iyi diye düşünmüş. Fakat soğukluk gittikçe dayanamayacağı seviyeye ulaşmış. Bir gün kanatları donmuş ve yere düşmüş.

O sırada oralarda otlamakta olan bir inek, minik kuşun yanından geçerken üzerine pislemiş. Zavallıcık ölmek üzereyken, taze gübrenin etkisiyle ısınmış ve donarak ölmekten kurtulmuş. Çok sevinmiş. Cıvıldaşıp şarkı söylemeye başlamış.

Oradan geçmekte olan bir kedi, kuşun sesini duyunca, yavaşça gelmiş, gübreyi eşelemiş ve onu bulup midesine indirmiş.

İşte bu minik kuş hikâyesinden çıkarılacak dersler:

1. Tepene pisleyen herkes düşmanın olmaz.

2. Seni pisliğin içinden çıkaran herkes de dostun değildir.

3. Eğer pisliğin içinde rahat ve mutluysan, sesini çıkarman aleyhine olabilir.