Yazarlar Hayatta kaybeden, siyasette kazanır

Hayatta kaybeden, siyasette kazanır

Murat Menteş
Murat Menteş Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

"Politikacılar, ucundaki ışığı görünce tünel inşaatını devam ettiren kimselerdir."

[JOHN QUINTON]

Siyaset-bilimci Prof. Dr. Süleyman Seyfi Öğün"ün 24 Eylül günkü Siyasetin Alanı Daralırken başlıklı yazısını ezberledim.

Özetle şunları söylüyordu:

"Siyaset dünyevi ve tarihsel bir süreçtir. Siyasetten ilahi ve nihai sonuçlar beklenmez.

Siyaset, çok yönlü sömürünün her türlü getirisine odaklanmıştır.

Siyaset, asla sadece siyaset değildir.

Siyasetin tarihi, eşitsizlik yüklüdür.

Siyaset illüzyonlarla ve tarafgirlikle kendini sorunların çözüm alanı gibi gösteriyor.

Siviller siyasallaşarak değil, kendi birikimleriyle ayakta kalabilmeliler.

Siyasetin azaltılması, seyreltilmesi, durulması gerekir.

Kimlik üzerinden yürütülen siyaset, sığlaşmaya sebep oluyor.

Çatışma mekaniğine oturtulmuş siyaset; akılsız, ölçüsüz, ilkel bir niteliğe bürünüyor.

Medeniyet öncesi çağların kan davalarına benzer kavgalar, bugün siyasetin ana fonksiyonudur.

Siyasetçiler, bu kavgaları sürdürmek veya kazanmak için mi, yoksa barış için mi çalıştıklarını açığa vurmalıdırlar."

SİYASİ ÇOCUK KİTAPLARI

Yazılı, görsel, dijital medyada politika daima ön sırada.

Yönetenlerin, yönetilenleri bastırdığı, görünmezleştirdiği ve giderek yok ettiği bir yönetsel yoğunluk var.

Müzisyen, filozof, mimar, tiyatrocu, matematikçi, sosyolog, ressam, doktor, şair, tarihçi, sinemacılar… ölseler bile gündemin ilk sırasına yükselemiyor.

Hayırlı evlatlar, büyük adamlar, liderler… bir tek politikacılar arasından mı çıkıyor?

Türkiye"de insanlar kimliğinden, tarafgirliğinden, yandaşlığından öte değer kazanamıyor sanki.

***

Ekonomi, futbol, müzik, tarih, moda, mimari… her şey siyasal bir zemine yerleşiyor.

Parklar, bahçeler, otoyollar, heykeller, kediler, çocuk kitapları bile siyasallaşmış vaziyette.

[Misal: Ahmet Sırrı Arvas"ın çocuk kitaplarında Einstein"a "Pasaklı Yahudi" deniliyor.]

Müzisyenler, yazarlar, tiyatrocular, bilim adamları… politik pozlar veriyorlar.

Herkes önce siyasi kimliğini ibraz ediyor.

Atatürkçü yazar, başörtülü gazeteci, anti-Kemalist yorumcu, milletvekili sinemacı, ulusalcı heykeltıraş…

Eserleriyle getiremedikleri barışı, siyasi kimlik ve söylemleriyle getirecekler.

Mekanik siyasetin gözükara çatışmacılığı veya beleş yandaşlıktaki boş gurur herkese yetiyor da artıyor bile.

Politikanın bu derece belirleyicilik kazanması yüzünden, Türkiye, maalesef güdülen insanların ülkesi gibi görünüyor.

***

Bu kimlik saplantıları, siyaset takıntısı ve lidere tapma refleksleriyle ancak kamplaşma, ayrımcılık, adam kayırma, düşmanlık, nefret, kin, kavga ve bölünme güzergahında ilerlenir.

Aşağılama ve yalakalık protokolü üzerinden barışçı, özgür bir topluma varılamaz.

Kişilik sahibi, biricik, birey olmanın bedeli: Anlaşılmamak ve düşman bellenmek.

1100 SENE ÖNCESİNE, 1 DAKİKALIĞINA SEYAHAT

Bir mürit, Maruf-i Kerhi"ye [9. yüzyıl] şöyle demiş: "Yahudiler sizin Yahudi olduğunuzu söylüyor. Hıristiyanlar sizi kendi azizlerinden sayıyor. Müslümanlar ise size "veli" diyorlar."

Maruf-i Kerhi karşılık vermiş: "Bağdat"ta durum böyle. Fakat, Kudüs"teyken beni Yahudiler, Hıristiyan; Müslümanlar, Yahudi; Hıristiyanlar ise Müslüman kabul ederlerdi."

Mürit: "Peki sizin hakkınızda ne düşünmeliyiz?"

Maruf-i Kerhi "Kimileri beni anlamıyor ve bana hürmet ediyor. Diğerleri de beni anlamıyor ve bana hakaret ediyor" demiş ve eklemiş: "Sen beni, bunu söyleyen kişi olarak düşün."

***

9. asır Bağdat"ı bireylerin yaşadığı bir şehirdi. Dolayısıyla hangi dinden olursa olsun bilim adamları, sanatçılar, arifler… dost, kardeş kabul ediliyordu.

O dönemde Kudüs; Araplar, Şiiler ve Haçlıların çatışma alanıydı. Siyasi tarafgirlik, her şeyden önce geliyordu.

Şimdi, zaman makinesiyle 9. asra ışınlansak, Bağdat"ta mı yabancılık çekmeyiz, Kudüs"te mi?

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.