Hayırseverlik

00:0010/08/2011, Çarşamba
G: 4/09/2019, Çarşamba
Mustafa Kutlu

Sözlükte "iyi" yahut "iyilik" mânasında ve "şer"in karşıtı olarak geçen "hayır" kelimesi ayrıca "akıl, mal, adalet, fazilet ve faydalı nesne" vb. gibi mânalara da gelmektedir. Kur''an-ı Kerim''de 176 yerde geçer.Kur''an-ı Kerim ve hadislerde, diğer islami kaynaklarda "hayır" kelimesinin, başta mali fedakarlıklar olmak üzere her türlü "yardım severliği" ifade eden bir anlamda kullanılması, ve Müslümanların bu tür faaliyetlere teşvik edilmesi güçlü bir dayanışma ruhunu geliştirdiği gibi, çeşitli kişi

Sözlükte "iyi" yahut "iyilik" mânasında ve "şer"in karşıtı olarak geçen "hayır" kelimesi ayrıca "akıl, mal, adalet, fazilet ve faydalı nesne" vb. gibi mânalara da gelmektedir. Kur''an-ı Kerim''de 176 yerde geçer.

Kur''an-ı Kerim ve hadislerde, diğer islami kaynaklarda "hayır" kelimesinin, başta mali fedakarlıklar olmak üzere her türlü "yardım severliği" ifade eden bir anlamda kullanılması, ve Müslümanların bu tür faaliyetlere teşvik edilmesi güçlü bir dayanışma ruhunu geliştirdiği gibi, çeşitli kişi ve kuruluşlarca başta "vakıf" müessesesi olmak üzere, dârüşşifa, dârüleytam, dürülaceze, dârüşşafaka, imaret, sebil, köprü, cami, mektep ve medrese gibi kamuya hizmet veren bir çok hayır eserinin meydana getirilmesini sağlamıştır.

İslam dünyasının ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi krizlere maruz bulunduğu XX. asrın ikinci yarısında bu tür faaliyetlerde bir gerileme süreci yaşanmışsa da, söz konusu krizlerin giderek hafiflemesine paralel olarak hayır faaliyetlerinde "vakıf" sayısının artışında bir ilerleme görülmektedir.

Sosyal açıdan değerlendirildiğinde iyilik yapma anlayışının ahlâki bir çatı altında bütünleşebilen, birbirine dönüşebilen, fakat gerçekte farklı olan vicdan ve ekonomik şuur şeklinde iki kaynağı olduğu görülür. Hayır yapmak her şeyden önce insan vicdanı ve şuurunun birbiriyle uyumlu şekilde ürettiği bir faaliyettir. İçtimai ahlak ve onun bir üst kurumu "sosyal örgütlenme" söz konusu olduğunda ferdi vicdanın yansımaları kendi sınırlarının dışına çıkar. Bu bağlamda iyilik yapma anlayışının vicdani temeli, kişinin kendini başkasıyla aynileştirip kendini başkasının yerine koyma gibi bir dizi psikolojik sürece dayanır.

İyilik yapma anlayışının daha derinden ilişkili olduğu ikinci kaynak ise ekonomik örgütlenme hassasiyeti veya dengesidir. Hayır işlemenin fazilet anlayışına dönüştüğü ve ahlaki bir değer ürettiği toplumsal yapı ekonomik örgütlenmedir.

Alışılmış ekonomik dayanışmanın fazladan emek getirdiği hallerde yapılan iyilik toplumsal iş birliğini güçlendiren iyilik şeklinde algılanmış olup fazilet kavramına yol açan anlayış bu noktadan itibaren devreye girer (Diyanet- İslam Ansiklopedisi).

Ekonomik kaynağa dayanan hayır anlayışı özellikle "sadaka" kavramı üzerinde temellendirilmiştir. [Bazı ilim adamlarımız ve siyasilerimiz cahilane bir tutum ile "sadaka" kavramını küçümsemekte, hatta onu aşağılamaktadırlar. (Bu iş ekonomik görünümlü bir ibadettir. Tıpkı zekat gibi. Zekatın ibadet olduğunu bir yana koyup, ekonomik önemini öne çıkarmak yakışık almaz.) Bunlar yapılan iyilik için "Dilenciye sadaka mı veriyorsun" lafını kullanır. Doğrusu bu söz yapılan iyiliğin çapını da yansıtmak bakımından kullanışlıdır. Ama gerçek bir iyiliği (hayrı) bu sözle değerinden düşürmeye çalışmak ahlak ile bağdaşmaz].

Bu "hayırseverlik" bahsini Güler Sabancı ile ilgili bir gazete haberi üzerine açtım. Efendim küresel yoksulluk konusunda etkili sürdürülebilir ve bölgesel odaklı çözümler sunan Amerika''daki Synergos Enstitüsü''nün yayım organı Global Giving Matters''ta Güler Sabancı ile yapılan bir konuşmaya yer verilmiş. Güler Sabancı''nın, Sabancı Vakfı ile birlikte yaptığı çalışmaların Türkiye''de hayırseverlik anlayışına yeni bir yön kazandırdığının ve vakıfçılık alanında model olduğunun belirtildiği söyleşide Sabancı Vakfı''nın hayır amacıyla kalıcı eserler inşa eden geleneksel bir aile vakfı olmaktan öteye geçerek; kadınlar, gençler ve engelliler için fırsat sağlamaya odaklanmış bir kuruma dönüştüğü söyleniyor.

Sabancı''nın şu sözleri de dikkat çekici: " Vakfımız gelecek dönemde geçmişe göre daha az sayıda yeni bina üretecek olsa da, var olan eserlere destek vermeye devam edecektir. Türkiye''de vakıf kurmak, bağışta bulunmak toplum için bir şeyler yapmak Osmanlı döneminden bu yana bizim kültürümüzün bir parçası olmuştur. Hayırseverlik kültürü iyi bilinen ve yerleşmiş bir kültürdür. Benim ailem bu yolu takip etmektedir".

Güler Sabancı''ya ve Sabancı Vakfı''na faaliyetlerinden ötürü teşekkür etmek borcumuzdur.

Ancak bu "hayırseverlik" bahsini kapatırken işin esasına dair bir iki cümle söylememiz farzdır. İşin esası şudur: Zengin ile fakirin arası uçurum gibi açılmamalıdır. Zengin eğer bir hayır yapıyorsa bu onun servetinin milyonda biri olmamalıdır. Mesela zengin ülkeler açlıktan her altı saniyede bir çocuğun öldüğü ülkelere yardım etmeye çağırıldıklarında sembolik paralar veriyor. Kimi kandırıyorsunuz? Bazı müzik grupları "Afrika''ya yardım" için konser düzenliyor ve sempati kazanıyor. Bu mavallara karnımız tok. Dünya gelirinin yüzde seksenine dünya nüfusunun yüzde beşi el koyuyor. Bunun adı zulümdür.

Sabancı ve benzeri zengin sanayiciler, binlerce işçi çalıştıranlar, ülkeye ve dünyaya örnek olsun diye işçilerine hatırı sayılır bir ücret ödemelidir. (Sabancı işletmelerinde çalışanlar iyi para alıyor, bunu inkar etmemeli) Bunu ödemek uğruna işletmeyi batırsınlar demiyorum. Ama işte gerçek hayırseverlik, fazilet, feragat, şefkat ve merhamet budur.

İşçi eğer böyle bir ücreti alıp da yine greve giderse kötü niyetlidir. Toplumda zengin de olacak, fakir de. Ama lütfen sürünenler, çöpten ekmek toplayanlar olmasın. Âdil düzen budur ve hayırseverlik çağımızda böyle anlaşılmalıdır. Maalesef TÜİK rakamları ülkemizde müthiş bir gelir dağılımı uçurumu olduğunu gösteriyor. Bu durumu yoksulluk sınırı, açlık sınırı rakamlarını vererek defalarca yazdım.