
Türkçe güzeldir. Şu “ocağı tütmek” deyimi de öyle. Ocağı tüten her evde “hayat devam ediyor” demektir. “Ocağı sönmek” tam tersi. Bu defa o hane yasa batmış, veya kapısı kilitlenmiş anlamı verir.
Eski Türkler ocağı kutsal sayarlarmış. Bu inancın değişerek devamı Mevlevilik ve Bektaşilikte görülür. Mevlevî tekkelerinde ocak ateşbâz-ı veli denilen görevlinin makamıdır. Tekkede ocağa niyaz edilmeden işe başlanmaz. Ocak taşı tekkenin kutsal sayılan yerlerinden biridir. Ocak tozlu değilse, öpülür, öpülemeyecek durumda ise karşısında Mevlevî geleneği uyarınca baş kesilir, sonra ocağa şehadet parmağı dokundurularak parmak öpülür. Yemek ocaktan indirilince gülbang çekilir. Bektaşîlerde de durum aynıdır. Ocağa karşı özel bir saygı gösterilir.
Alevîlerde Sarı Sutluk, Pir Sultan, Dede Ğarkın, Karadonlu Can Baba vb. gibi seyyid sayılan kişilerin soyundan gelenlere Ocakzâde denilir.
Halk inanışlarına göre ocak kötü ruhların, cinlerin, insanlara kötülüğü dokunan gizli kuvvetlerin korktuğu, sokulamadığı yerlerden biridir. Bu özelliklerinden ötürü hem insanları hastalıklardan korur, hem de hasta olanların sağlığa kavuşmalarında önemli bir iş görür. Bazı hastalıklara yakalanmış kişiler ocak başına getirilir, ocağa okunmuş kemikler atılır, çıkan dumandan hasta nefeslenir, ocakta yanmakta olan odun parçaları alınarak hastanın etrafına dolaştırılır, tütsüler yapılır vs. Hastalığın durumuna göre bu işlemler birkaç defa ve genellikle sabahları tekrarlanır.
Hastalıkla ilgili bu inanışlar yanında dağlama, buğulama gibi işlemlerde de ocak kullanılır. Yeni evlilerin ocağını ilk defa yörenin ulu bir zatı yakar, yeni doğan çocuklar ebe tarafından ocak etrafında gezdirilir, genç kızların kısmetlerinin açılması için yine ocak etrafından yararlanılır, ocağa okunmuş tuz atılır, düşmanın ocağına su dökülür, pislenir, sabahları komşuya ateş vermek ocak için uğursuz sayılır…
Eli uğurlu olan, hastaları iyileştirmekte, okumakta maharet sahibi olan kişilere de ocak veya ocaklı denir. Bu kişiler, genellikle ocağa mensup bir kişinin soyundan gelirler. Ocağa mensup bir kişinin el vermesiyle de ocaklı olunabilir.
Bütün bu malumatı şunun için verdim: Artık bazı köyler hariç ocakla ısınan kimse kalmadı. Onun yerini bir uzun zamandan beri soba aldı, şehirlerde ise kalorifer kullanılıyor. Ama “ocak” kavramı hafızamızdaki ve kalbimizdeki yerini koruyor.
Başbakan valileri topladığında güzel bir konuşma yaptı. Onlara halkın dertleri ile ilgilenmelerini, bilhassa muhtaçlara el uzatmalarını söyledi. “Nerede ocağı tütmeyen bir hane varsa orayı mutlaka ziyaret edin, bu soğuk kış günlerinde aç ve açıkta kimse kalmasın” dedi. Bazıları bunu “oy kaygısı” ile söylenmiş bir “nutuk” sayabilir. Zararı yok. Zaten Başbakan biliyor bunu, nasıl yorumlanacağını, medyaya nasıl yansıyacağını biliyor. Valilere “aldırmayın” dedi.
Devletin milletin hizmetinde olması budur. Sade vergi toplamakla bitmiyor işler. Vatandaşın “ocağının tütmesi” lazım. O zaman biliriz ki o hanede saadet yaşanıyor. Kaba mânası budur. Bu görev sadece devlete ait değildir, hepimize düşer. Bizler komşumuzu, akrabamızı, mahallemizdeki fakiri, ocağı tütmeyen her haneyi görüp gözetirsek, toplumsal barış ve sevgiye bir katkıda bulunabiliriz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.