Dışişleri Bakanlığı bürokrasisi ile TSK''nın dış meseleler konusundaki hakimiyeti öteden beri siyasetin devrenin dışında kalmasına yol açmıştır. Bu fiili durumun varlığı belli olmakla beraber siyaset kurumu bunu aşmak için bir çaba içine girmemiştir, iflah olmaz bir tembellik içinde bu meselelere ilgisiz kalmıştır. Dış meselelere ilgileri ile şöhret bulmuş siyasetçilerin bu özellikleri ise hep bireysel kalmıştır. Siyaset kurumunun dış meselelere dönük kurumsal bir ilgisi olamamıştır. Siyaset kurumunun dış meseleler hakkında adeta yetkisiz bir görüntü vermesi bir tür ''teamül''e dönüşmüş gözükmektedir.
Bu ''teamül''ün doğal neticesi dış meseleler hakkında çok yönlü ve çok katmanlı bir yaklaşımın dolaşıma girememesidir. Bütün dış meseleler tek bir yaklaşım içinde ele alınmaktadır. Hatta birçok konuda kararlaştırılmış bir dış politika koordinatı olmadığı için, herhangi bir yaklaşımın varolması o meselenin çözümü için izlenecek yolun belirlenmiş olması anlamına gelmektedir. Oysa Türkiye''nin muhatapları aynı mesele için çok yönlü/katmanlı politikalarla Türkiye''nin karşısına çıkmaktadırlar.
Tek yönlü/katmanlı dış politika geleneği doğal olarak dış politikada çoğulculuğu dışlayacaktır. Tek bir çizgi üzerinde ve tartışmaya imkan tanımayan bir politik çizginin yinelenerek (yenilenerek bile değil), zamana ve olaylara rağmen muhafaza edilmesi çoğu kez ''devlette devamlılık esastır,'' mantığıyla açıklanmaktadır. İç politikasında devletin resmi görüşünü siyasete bile sirayet ettirmeye çalışan bir yapılanma çerçevesinde dış politikada bu mantığın ne derece katı bir içeriğe sahip olduğunu tahmin etmek çok kolay. Bu katılığın neticesi ise dış dünyada Türkiye''nin diplomasisinin sesinin zayıf çıkması ve sınırının yakınına kurulan ''çözüm masaları''nda bile sandalyesinin olmamasıdır.
Cumhuriyet''in kurulduğu günden beri dış politika bir egemenlik biçiminin yansıması olarak ele alınmıştır. Türkiye''nin total çıkarlarından ziyade kimi sembolleri yansıtması öngörülmüştür. O nedenle ''resmi görüş''ün en olmayacağı alan olarak ele alınması gerekirken, en yoğun olduğu alan olmuştur. ''Devlette devamlılık esastır'' mantığıyla bu alan siyasetin algılarına kapatılmıştır. Fakat dış dünyada olup bitenler bu muhafazakar tutumun artık hantallıktan ibaret sonuçlar doğurmasına yol açmaktadır. En son Kosova sorununda görüldüğü gibi diplomasimiz sadece ''tesbitler'' ve ''temenniler'' düzeyinde kalmıştır. Herşey başka yerlerde planlandıktan sonra Türkiye''e düşen verdiği askeri destekle övünmekten ibaret olmuştur. Oysa hem insani açıdan hem de tarihi açıdan yanıbaşımızdaki olaylar ''belirleyici''liğin esas olduğu bir dış politika vizyonuna davet etmektedir Türkiye''yi.
Başlıklar :

