Hayalin hakikati

04:0015/01/2026, Perşembe
G: 15/01/2026, Perşembe
Ömer Lekesiz

Psikolojik romanlarımızdan A‘mâk-ı Hayâl ’in yazarı Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi ’nin hayalin fenler, sanayi (sanat) ve din - maneviyattaki görevlerine mahsus düşüncelerini de yine Ruh Hallerinin İlmi - İlm-i Ahvâlir'r-Ruh (Psikoloji, haz.: Hicret Osta, Büyüyenay, 2019) adlı kitabından şu şekilde özetleyebiliriz: Fenler de yani bilimlerde hayali, birçok bilimsel keşfin önce hayal edilen bir varsayım olarak ortaya çıkması bakımından Hipotez (faraziye); geometri ve matematikteki şekillerin doğada

Psikolojik romanlarımızdan
A‘mâk-ı Hayâl
’in yazarı
Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi
’nin hayalin fenler, sanayi (sanat) ve din - maneviyattaki görevlerine mahsus düşüncelerini de yine
Ruh Hallerinin İlmi - İlm-i Ahvâlir'r-Ruh
(Psikoloji, haz.: Hicret Osta, Büyüyenay, 2019) adlı kitabından şu şekilde özetleyebiliriz:
Fenler
de yani bilimlerde hayali, birçok bilimsel keşfin önce hayal edilen bir varsayım olarak ortaya çıkması bakımından
Hipotez
(faraziye); geometri ve matematikteki şekillerin doğada hazır halde bulunmayı bakımından
Şekil ve Sayıların
İcadı olarak ikiye ayıran Filibeli Ahmed Hilmi;
sanat
ta hayali, insanın doğada kendi düzenine göre kaim olan güzellikle yetinmeyip, daha da güzeli arama (kendince güzelleştirme / güzelliği mükemmelleştirme) yani doğadakiyle diğer bir söyleyişle doğadakini taklitle yetinmeme temelinde yine ikiye ayırmıştır:
1-
Kurgu
/ Masal (Fiction / Ürcûfe)
2-
İdeal
(Bedia)

Kurgu /Ürcûfe ile örneğin çok başlı ejderha yapmak gibi doğada olmayan şeylerin uydurulmasını, dolayısıyla doğa yasalarını umursanmayıp gerçekdışı bir düzeyde hareket edilmesini; İdeal / Bedia’dan da doğayı taklit etmeyi aşıp onu kendi görüş ve zevkine göre yeniden güzelleştirmek suretiyle gerçekliğe daha uygun hale getirmenin ötesinde güzelleştirme anlamında ondakinden daha mükemmel olanı yapmayı kastetmiştir.

Din ve Maneviyatta
ise hayalin, efsaneler (mitler) ve semboller esasında dini anlayışta çok etkili olduğunu söyleyen Filibeli Ahmed Hilmi, insanın çocukluk döneminde doğayı ve manevi âlemi iyi anlayamadığı için hayal gücüyle örneğin ruhu ateş gibi düşünmesindeki, toplumu yaşlı bir insan gibi tasvir etmesindeki gibi… semboller üretmesinden hareket ederken, kendi günündeki “felaket seli”, “şehvet okyanusu”, “zekâ bir ayna gibi” söyleyişleri de sembollerle konuşmaya eklemiştir.

Böylece Filibeli Ahmed Hilmi’ye göre hayal/muhayyile, ruhun tali bir yetisi değil; bilakis bilgiyi, sanatı, bilimi, hedef fikrini ve insanın varoluş ufkunu kuran temel bir güçtür ve bu hayal yalnızca kurgu yapılan bir şey değil, insanın dünyayı anlamlandırmasını ve yeniden inşa etmesini mümkün kılan şeydir.

İşte bu “imkân/mümkün nokta”sı, Batılı gerçekçilik ideolojisinin Müslümanların edebiyatından kovduğu ilk şeydir. Zira “insanın dünyayı anlamlandırmasını ve yeniden inşa etmesini mümkün kılması” nedeniyle hayal, bizde hakikate dahildir. Bu hakikatin sanat ve edebiyatımızın
hakikatliliği
’ne muhkem bir temel oluşturması nedeniyledir ki, Batı’nın ilk kültürel darbesi de tam buradan gelmiştir.

Hayalin hakikatinden kastımız, sadece bir fenomenin sağlamasını yapmaya yönelik, yani her fenomen gibi hayalin de kendi varlığına mahsus bir hakikat oluşunu teslim etmekten ibaret değildir. Bunu ancak tasavvufî ıstılahtaki ta da düşüncedeki hayali esas aldığımızda doğru izah edebiliriz.

Şöyle ki, tasavvufta “Âlem bir hayalden ibaret olduğu için onda zuhûr eden sûretlerin te'vil ve hakikatlerine irca edilmeleri gerekir. Buna göre âlem hayaldir, aynı zamanda da haktır. Hakkın herhangi bir sûretteki zuhûru, başka bir sûretteki zuhûrundan daha üstün değildir, çünkü sûretlerin kendisinde zuhûr ettikleri mertebelerdeki hüküm, hepsi için aynıdır. Bu hüküm, Hakkın halkın sûretlerindeki zuhûrudur.” (Ebu'l-Alâ Afîfî, Fusûsu'l Hikem Okumaları İçin Anahtar, trc.: Ekrem Demirli, İz)

Ebu'l-Alâ Afîfî
’nin bu okuyuşu,
İbn Arabî
’nin (k.s.) Fusûsu'l Hikem’indeki “İshak’ın Kelimesindeki Gerçeklik Hikmeti” fassında yer alan şu şiirine tabidir:

“Rahman'ın her yerde sûretleri var;

Kimi gizli bunların kimi aşikâr.

Eğer ‘Bu Hak’ dersen sözün doğrudur;

Başka bir şey dersen, sende yorum var’

O'nun hükmü tek bir yerde değildir,

O Hak ile ve Hak için her yerde akar.

Ne zaman tecelli etse gören gözlere;

Akıl delil ister hep karşı çıkar.

(Dâvûd el-Kayserî, Fusûsu'l-Hıkem Şerhi – Hikmetlerin Buçları, Trc.: Turan Koç, İz)


Bu bahiste İbn Arabî, Fütûhât-ı Mekkiyye’sinde “Hayal, hüküm veren ve kendisi yaratılmış olsa bile hüküm altına girmeden tahakküm edendir.” kaydını düşerek, “Tahayyül edilen anlamların bedenlenmesi, din ve akıl bakımından reddedilmemiştir.” sözüyle hayali hem hakikatin hem de gerçekliğin içine çekmekle kalmamış, “Hayal, nuruyla idrak ettiği şeyi idrak eder, kendi hükmü yoktur. Hüküm başkasına aittir ki o da akıldır. Öyleyse hata duyusuna nispet edilemez. Çünkü kesinlikle bozuk hayal diye bir şey yoktur. Bilakis hayal (ya da duyu) bütünüyle doğrudur. (Fütûhât-ı Mekkiyye, c. 13, s. 155; c. 5, s. 419; c.2, s. 426)” demiştir.

İzleyen yazımızda Hazretin yukarıdaki şiiriyle ilgili Dâvûd el-Kayserî’nin Fusûs şerhindeki okuyuşunu da naklederek hayalin hakikatini bir kez daha temellendirelim inşallah.

#hayal
#hakikat
#psikoloji