Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar Hindistanda Müslüman kalmak

Hindistan’da Müslüman kalmak

Ömer Lekesiz
Ömer Lekesiz Gazete Yazarı

Bundan 15 sene önce, birkaç arkadaşla Hindistan’a gitmiştik.

Başlangıçta maksadımız Mumbai/Bombay’ı görmek iken, Hindistan’ın asıl merak ettiğimiz Müslümanca yüzünü görmek maksadıyla, yolumuzu Kalküta’ya kadar uzattık.

Çünkü 1,5 milyara yaklaşan nüfusuyla Hindistan’da Müslümanların bu nüfusa oranı % 15 iken, Kalkütada % 25’ti ve bu nedenle bize Müslümanların hayatını daha yakından gözlemleyebilmemiz için bir yer gibi gelmişti.

Bir cuma günü erkenden Mumbai’den uçağa bindik, yaklaşık üç saat süren bir yolculuktan sonra Kalküta’ya indik. Eşyalarımızı otele bıraktıktan sonra, cuma namazına yakın bir vakitte Gulâm Muhammed Camiine gittik.

Seylan dâhil, Hint kıtasında benim görebildiğim yerlerdeki camilerin zemini bizdeki gibi halılarla kaplı değildir, diğer bir söyleyişle namaz yaygısı yoktur. Sanırım temizlik nedeniyle yapılan bu uygulama, bizim dünyamızdan gidenlerin, ilk ve son namaz mahallerini ayırmalarında güçlüğe neden olur.

Biz hem bu nedenle, hem de namaza yetişme telaşıyla gittiğimiz Gulâm Muhammed Camiinde bu güçlüğe bizzat maruz kaldık. İç kısmı tamamen dolmuş olan camide, cümle kapısına yakın bir yerde mekân tutmak isterken, farkında olmadan namaz mahalli sayılan yere girmiştik, hem de ayakkabılarımızla...

Bizim durduğumuz yere göre, öndeki saflarda bulunanlardan biri, bizim telaşlı ve şaşkın halimizi önceden takibe almış olmalı ki, oraya ayağımızı attığımız ilk anda yerinden fırlayıp, çakmak çakmak bakışlarıyla, öfkeli ve yüksek bir ses tonuyla hepimizi geriye doğru püskürttü. Şaşkın ve suçlanmış bir halde ortada kalakaldığımız yetmezmiş gibi, o kişi bizi hürmetsizlikle, kasıtlı davranmakla suçlamayı sürdürdü.

Biz Müslüman olduğumuzu her cümlemizde beyan etsek de hazreti teskin edemedik. Gürültü yükselince daha öndeki saftakilerden biri gelerek meseleye el koydu. Secde mahalline ayakkabılarımızla girdiğimizi söyledi, biz ilk kez geldiğimizi ve zeminleri ayıramadığımız belirterek özür diledik. Mesele böylece halloldu ise de, tepki gösteren kişinin bize bakışlarındaki ateş biraz olsun azalmadı. Kaldı ki, biz haklı olsak bile, oradaki Müslümanların sürekli maruz kaldıkları hürmetsizlik ve tahkir nedeniyle asıl haklı olan onlardı. Çünkü Hindistan’da Müslüman kalmak, gerili bir yay gibi yaşamakla mümkündü.

Bu durumu, “Müslümanlar, Hinduların kutsiyet atfettikleri inekleri kesiyorlar, bu yüzden aralarındaki kavga dövüş bitmiyor” şeklindeki medyatik klişeyle izah etmek mümkün değil. Elbette, bunun da toplumsal planda bir karşılığı vardır ancak, Müslümanların maruz kaldıkları Hindu şiddeti, terörü bundan ibaret olmadığı gibi, sadece bugünün meselesi de değildir.

Bu bağlamda Cemil Kutlutürk, Hint-Yunan Krallığı’nın kurulduğu M.Ö. 2. asırdan beri kullanılan öteki, yabani anlamındaki yavana teriminin, Müslümanlara (Türkler) yönelik kullanımı konusunda da şu bilgileri vermektedir:

“Gaznelilerle birlikte on birinci asırdan itibaren Hindistan’da hâkimiyet kuran Müslüman Türkler için de benzeri bir tanımlama yapılmıştır. İslâm’ın toplum nezdinde hızlı bir itibar kazandığını gören Hindu din adamları, bu etkiyi kıracak bir takım tedbirler alma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu bağlamda Hint toplumunun aşina olduğu yavana terimini Müslümanlar için de kullanmak suretiyle Hinduların dikkatini çekmeye çalışmışlardır. Böylece Müslümanların, Hindistan’a sonradan gelip yerleşen ve aslında Hindulara ait olan topraklara el koyan istilacılar oldukları mesajı verilmek istenmiştir.

Hint kaynaklarında Müslümanların inanç ve uygulamalarından söz edilirken de yavana teriminden yararlanılmıştır. Nitekim Kur’ân’dan bahsedilirken ‘yabancıların kitabı’ manasında yavana şastra ve İslâm dini söz konusu olduğunda ‘yabancıların takip ettiği yol manasında yavana dharma tabirleri kullanılmıştır. (...) Netice itibariyle Ortaçağ Hint kaynaklarında yavana tabirinin kullanım şekli dikkate alındığında metinleri derleyen kişilerin, Müslümanları ve inançlarını kendi değerlerine uzak ve yabancı gördükleri ve çok fazla dikkate almadıkları sonucuna ulaşılmaktadır” (Hint Düşüncesinde İslâm algısı, İstanbul 2019).

Hindistan’da, Babürlüler-Türk İmparatorluğu’na son veren (1858) İngilizlerin, işgal ettikleri diğer İslam beldelerindeki fitne merkezli siyasetlerini, Hindistan için de tam buradan yürürlüğe koyduklarından asla şüphe edilemez:

Ezelde halklar arasında olup-bitmiş hâkimiyet kavgalarını ırk, kavim, din ve mezhep farkları üzerinden güncelleyerek yeniden körüklemek!

Hindistan’da Müslüman kalmanın zorluğu buradan başlamaktadır.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.