Kahinlik değil, basit bir öngörü

00:0026/04/2012, Perşembe
G: 5/09/2019, Perşembe
Osman Özsoy

28 Şubat soruşturması kapsamında yürütülen operasyonlarda dün 3. dalga geldi. Aralarında dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Fevzi Türkeri''nin bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.Dün sabah saatlerinden itibaren olayın gelişme seyrini internetten an be an takip ettim. Ne sosyal medyada beklenen ilgiyi gördü haber, ne de haber portallarında en çok okunanlar listesine girdi.O kadar ki, aynı saatlerde, ''Bildiklerimi konuşursam Türkiye sarsılır'' diyen eski bakanlardan Mehmet Ağar,

28 Şubat soruşturması kapsamında yürütülen operasyonlarda dün 3. dalga geldi. Aralarında dönemin Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Fevzi Türkeri''nin bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Dün sabah saatlerinden itibaren olayın gelişme seyrini internetten an be an takip ettim. Ne sosyal medyada beklenen ilgiyi gördü haber, ne de haber portallarında en çok okunanlar listesine girdi.

O kadar ki, aynı saatlerde, ''Bildiklerimi konuşursam Türkiye sarsılır'' diyen eski bakanlardan Mehmet Ağar, kesinleşen hapis cezasını çekmek üzere cezaevine
. Ne ortalık sallandı, ne de kamuoyunda yer yerinden oynadı.

Aslında bu bir normalleşme emaresi.

Kamuoyunda giderek artan oranda, ''varsa yapılan bir yanlış, yargı gereğini yapar'' algısı derinleşiyor. Yapanın yanına kâr almadığı düşüncesi zihinlere egemen oluyor. Algılar bu istikamette şekillenince de, yanlış yaptığı iddia edilen kişinin görevi ne olursa olsun, tutuklanmış olması artık kamuoyunu şaşırtmıyor, ses getirmiyor.

Hatırlanacağı gibi, 2 ay önce 28 Şubat''ın sene-i devriyesinde bu köşede yazdığımız yazı, ''Kendini ihbar eden 28 Şubatçı general''
taşıyordu.
Yazıda, 11 sene evvel 16 Ocak 2001''de Milliyet''e
veren 28 Şubat sürecinin Genelkurmay Genel Sekreteri Erol Özkasnak''ın, o dönem iktidarda bulunan hükümeti hangi yollarla alaşağı ettiklerine dair süreci ballandıra ballandıra anlattığı ifadelerden alıntılar yer alıyordu.

Bu itirafları bırakın derin bir hukuk nosyonuna sahip hukukçu gözüyle ele almayı, ortaokullarda okutulan vatandaşlık derslerinde öğretilen bilgiler ışığında bile bakılsa, sandıkta verdiği oyu kastederek, ''seçimlerde hükümeti şöyle devirdik, başbakanı böyle alaşağı ettik'' diyen seçmen dışında, üstüne vazife olmayan hukuk dışı yollarla bu yola tevessül ettiğini dillendiren herkesin bir suç itirafında bulunduğu aşikardı.

Nitekim bahsi geçen yazımızda, ''Bugünlerde 28 Şubat''ı sorgulayan savcılar herhalde Özkasnak''ın itiraflarına da göz atacaklar ve -hükümeti devirmek üstünüze vazife miydi?- diye soracaklardır'' şeklinde bir not da
.

Aslında bu ne bir kehanetti, ne de çok birikim gerektiren bir öngörü.

Nitekim güçlü toplumsal desteğin de etkisi ile, Türkiye''nin yakın tarihinin en tartışmalı dönemini aydınlatmak için süreç işlemeye başladı. Aktörü, mağduru ve şahidi en bol döneme yargı el attı. Ardından yargı süreci kendi doğal mecrasında ilerlemeye başladı.

Yürütülen 28 Şubat soruşturması kapsamında ilk operasyonda aralarında eski Genelkurmay 2. Başkanı emekli Orgeneral Çevik Bir''in de bulunduğu 31 kişi hakkında gözaltı kararı çıkarıldı. Çevik Bir dahil 18 kişi tutuklandı ve cezaevine kondu.

İkinci operasyonda aralarında eski Genelkurmay Genel Sekreteri emekli Tümgeneral Erol Özkasnak''ın da bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. Erol Özkasnak dahil 8 kişi tutuklandı. Dün de üçüncü dalga operasyon geldi.

Bu operasyonlar kapsamında sorulacak en saçma soru, ''neden daha önce değil de, şimdi?'' sorusudur. Böyle bir soru, ''Fatih Sultan Mehmet İstanbul''u fethetmek için neden haftalarca surları yıkmaya çalıştı da, askerlerini İstanbul''un üzerine paraşütle indirmedi?'' sorusu kadar saçmadır. Zaman, mekan ve imkan algısından yoksun, çok cahilce bir bakış açısıdır.

Üstlerine vazife olmadığı halde, seçimle işbaşına gelmiş hükümeti nasıl devirdiklerini övünerek anlatanlar, üstelik, ''doğrudan darbe yapardık ya, buna da şükredin'' şeklinde kamuoyuna karşı bir lütuf gösterisinde bulunanlar, yaptıkları bu gayri meşru girişimden dolayı birgün kendilerinden hesap sorulacağını akıllarının ucundan bile geçirmediler.

Böyle bir düşünce akıllarından geçmediği için de, oldukça başarılı olduğunu düşündükleri müdahalenin övünç kaynağını sahiplenme çabasına girdiler.

Nitekim Erol Özkasnak''ın, ''hükümeti şöyle devirdik, böyle devirdik'' diye Milliyet gazetesine mülakat verdiği günlerde, Kanal 6 televizyonunda Hulki Cevizoğlu''nun programına konuk olan, 28 Şubat sürecinin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya''dan sonraki Deniz Kuvvetleri Komutanı Salim Dervişoğlu''nun da, benzer itiraflarda bulunduğu ortaya
.

13 Ocak 2001 tarihli programda Salim Dervişoğlu, Balyoz darbe planıyla gündeme gelen harp oyununun benzeri bir çalışmanın Gölcük''te 28 Şubat öncesinde de yapıldığını, orgeneral rütbesinde olan tüm komutanların katıldığı bu toplantıda, ülkeyi 28 Şubat sürecine götürecek kararların alındığını aktarmış.

Sözün kısası şu...

Bu ülkede herkes neyin ne olduğunu az çok biliyor.

Fakat bugüne kadar herkes, olan biteni görüyor, duyuyor, biliyor, hatta birçok olaya bizzat tanıklık ediyordu ama, buna rağmen ''görmedim, duymadım, bilmiyorum'' rolünü oynuyordu.

Kuşkusuz bunun en önemli nedeni, ''ya başıma birşey gelirse'' korkusuydu.

12 Eylül 2010 tarihli referandum ülkede çok şeyi değiştirdi. Sandıkta verilen oyların bir anlamı olduğu gerçeğini seçmen ilk defa fark etti.

Artık bundan sonra bazı öngörülerde bulunmak için değil derin bir hukuk nosyonuna sahip olmak, ortaokullarda okutulan ve az çok haklarımızı öğreten vatandaşlık bilgisi kadar birikim bile, olan biteni anlamak için az da olsa yeterli olacaktır.

Yasalar karşısında herkesin eşit olduğu tüm ülkelerde karşılaşılan manzara da budur.