Bir intiharın anatomisi

00:0022/10/2014, Çarşamba
G: 12/09/2019, Perşembe
Özlem Albayrak

Her ölüm bir sebeple vuku bulur; hele de polisiye diziler, CSI"lar bunu söylemeye bayılır: Her ölümün mutlaka bir sebebi vardır. Cesetler açılır, araştırılır, testten geçirilir, ta ki ölüm nedeni tespit edilsin... Kalp durması, allerjik reaksiyonlar, kanın olması gerekenden fazla pıhtılaşması ya da pıhtılaşması gerektiği anda görevini yapmayı bırakması, kanser türleri, böbrek rahatsızlıkları...Her ölümün bir nedeni vardır gerçekten, peki son derece modern bir yöntemle, bir facebook videosuyla düzenlediği

Her ölüm bir sebeple vuku bulur; hele de polisiye diziler, CSI"lar bunu söylemeye bayılır: Her ölümün mutlaka bir sebebi vardır. Cesetler açılır, araştırılır, testten geçirilir, ta ki ölüm nedeni tespit edilsin... Kalp durması, allerjik reaksiyonlar, kanın olması gerekenden fazla pıhtılaşması ya da pıhtılaşması gerektiği anda görevini yapmayı bırakması, kanser türleri, böbrek rahatsızlıkları...

Her ölümün bir nedeni vardır gerçekten, peki son derece modern bir yöntemle, bir facebook videosuyla düzenlediği kişisel, seküler törenin ardından kendini asan Mehmet Pişkin"in içi açılsa, ölümünün sebebi olarak ne bulunur? Havasızlıktan boğulmaya bağlı akciğer komplikasyonu mu, boyun kırığı sonucu oluşan sinir kopmasının beyni işlevsiz kılması mı? Bunlar tamam, ama Mehmet Pişkin"in cansız bedenine bin kere filan otopsi yapılsa da tespit edilemeyecek olan sebep nedir?

Şöyle söylüyor kendisi; "Hayatın tatsız taraflarıyla çok başa çıkamadım herhalde. Çünkü nazik, neşeli, eğlenceli, akıl ve ruh olarak böyle bir inceliğe ve derinliğe sahip birisi olmayı çok önemsedim. Ve şu anda bunları korumak ve sağlamak ciddi bir yük haline geldi benim için." Ölüm sebebi yani, umutsuzluk.

Çoğu kişi; güzel arkadaşlar edinmiş, tutkulu aşklar yaşamış, iyi işlerde çalışmış, belli ki ortalamanın üstünde bir hayatı olmuş; aynı zamanda Allah"a inanmayan, bir mezarının bile olmasını istemeyen bir "Beyaz Türk"ün intiharını, "şımarıklık" olarak değerlendirebilir. Ama, ölmüş gitmiş, bu dünyayla artık bir işi kalmamış birisinin ardından bu yargılara varmak herhalde bizim işimiz değildir.

İnternette dolaşan intihar videosunu izleyen çoğu insan sadece, Batı kültürünün Türk eliti üzerindeki yıkıcı etkisini görmüş; Mehmet Pişkin"in eylemine ise, sadece toplumla arasındaki bağ zayıflayan ve giderek çözülen bir bireyin anomik bunalımı olarak bakmış da olabilir. Üstelik bu bakış kısmen doğrudur, toplumun bireyi kuvvetle belirlediği tezi, ne yeni, ne de yabana atılır bir bakıştır. Ama yine de bir intiharın bundan fazlasının toplamı olması gerektir.

Öte yandan ölümün içinde hayat olduğu gibi, hayatın da içinde ölümün bulunduğunu; doğumumuzdan başlayarak içimizde büyüttüğümüz nüvenin aslında kendi ölümümüz olduğunu bilen, dolayısıyla dünyada bulunuyor olmanın bir amaca matuf olması gerektiğini düşünen ve bırakın intiharı, sıkıntılarla ahlaki çerçeve içinde kalarak baş edebilmeyi kendisine verilmiş bir hediye gibi güleryüzle kabul eden insanlar ise, Mehmet Pişkin"in intiharını "materyalist, seküler bir yaşam" ve "amaçsızlık"la açıklamış olabilir.

Ama şunu unutmamak gerekir, insan tekini var eden bir yaratıcının bulunduğuna, o yaratıcının o insan için bir hayat tasarladığına, bu tasarımın içinde hoş ve tatsız tarafların bulunabileceğine ve verili bu çerçeve içerisinde yapıp edilenlerin bir sonucu olacağına inanmayanlar bile; hayatını anlamlı kılacak değerlere sahip olabilir. Bu değerler çerçevesinde hedefler belirleyebilir.

Ama işte, kimisi de bunu yapmaz, hedef ve niyet koymaz, koysa da o hedefi arzulamaz; aslında içinde hiçbir şeyi arzulayacak bir motivasyon bulamaz... Zira, ister elit kesime mensup olsun; ister ortalama vatandaş olsun; insan hallerinin sınıfı yoktur. İnsanların şartları farklı bile olsa, gözyaşlarının rengi gibi hisleri de birdir.

Değişense, sadece seçtiklerimizdir.

Kimisi hırslara, bencilliğe, yenişme oyunlarına misliyle karşılık vermeyi seçer, bir diğeri bunu yapmayı zul addeder, arkasını dönüp gitmeyi tercih eder. Kimisi rekabetin getirdiği acımasız, vahşi ortamda oyunu kurallarına göre ve merhametsizce oynamayı başarı addeder, bir başkası tüm bu var güçle koşup durmaların hep "yerinde kalabilmek" için olduğu gerçeğinden nefret eder. Bazısı, yaşama iştahıyla dolu olmayı yüceltirken; bazısı da aynı yaşama iştahını yere çalar, küçümser. Zarif olmanın, dokunulan her şeyde zarif bir iz bırakmanın genellikle pek de avantajlı olmadığı bir dünya yani, giderek "Ben buraya ait değilim" hissini getirir kalbin içine koyar, gider. Gerisini meşrep belirler.

Umalım da, bu intihar kimseye örnek olmasın. İnsanlar kalmayı seçsin, umalım da her acı çeken, zarafet içinde kalıp yara almadan devam edebilmenin bir yolunu keşfetsin...