Boşa çıkartılan aşk ya da aşk uğruna cinayet

00:0020/09/2009, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Rasim Özdenören

Cinayet hukuk ve toplum açısından vahim bir olaydır. Asla kabul edilemez. Ancak onun bir de aşk ilişkisi açısından taşıdığı bir anlam var. Onun insanın ontik yapısı bağlamında içkin olan anlamı görmezlikten gelinemez. Olayın hukuk açısından taşıdığı anlamı ve sorumluluğu çözmek mahkemenin işi, olayın bu yanı bizi ilgilendirmiyor; biz önümüzdeki görüngüye aşk ilişkisi açısından bakmayı denemek istiyoruz.Burada boşa çıkartılan aşk fenomenini görüyoruz.Daha önce yaptığımız bazı soyutlamalar vardı,

Cinayet hukuk ve toplum açısından vahim bir olaydır. Asla kabul edilemez. Ancak onun bir de aşk ilişkisi açısından taşıdığı bir anlam var. Onun insanın ontik yapısı bağlamında içkin olan anlamı görmezlikten gelinemez. Olayın hukuk açısından taşıdığı anlamı ve sorumluluğu çözmek mahkemenin işi, olayın bu yanı bizi ilgilendirmiyor; biz önümüzdeki görüngüye aşk ilişkisi açısından bakmayı denemek istiyoruz.

Burada boşa çıkartılan aşk fenomenini görüyoruz.

Daha önce yaptığımız bazı soyutlamalar vardı, şöyle bir sorudan hareketle yola çıkmayı deniyorduk ve diyorduk ki, aşk üçgeninin kurulduğu yerde acaba katilin aslında neyi öldürdüğünü (ortadan kaldırdığını) açıklıkla bilebiliyor muyuz? (Aşkın Diyalektiği, s. 92).

Burada elbette bazı soyutlamalarla yetinmek zorunda olduğumuzun bilincindeyiz.

Örnek olayımızda bilinen bir aşk üçgeni yaşanıyor: iki erkekle bir kadının (veya iki kadınla bir erkeğin) arasında gelişen olay: iki erkekten ya da iki kadından birinin mutlaka saf dışı edilmesi gerekiyor. Saf dışı bırakılması gereken kişi olayda sonradan farkına varılmış olan kişidir.

Bir erkekle bir kadın arasında sıradan, olağan bir aşk ilişkisi yaşanırken, kadının karşısında ikinci bir âşık peydahlanıyor. Dram, işte, tam da bu noktada düğümlenmeye başlıyor. Erkeklerden biri, üçüncü kişinin varlığını bir biçimde fark edecektir. Eder. Ediyor.

Erkek için vahim durum bu düğümün içinde gizlenmiş bulunuyor. Gerçekten seven erkek, birden, aşkının boşa çıkartıldığını, başka bir deyişle hedefsiz bırakıldığını görüyor. Onun hayatının kaydığı, umutlarının bittiği yerdir burası...

Erkek, işte tam bu noktada, aşkını hedefsiz bırakan kadını ortadan kaldırmayı (cinayet) ani bir kararla bile olsa tasarlarken aslında neyi ortadan kaldırmış oluyor? Evet, ikinci âşıkın aşk ortamından çekilmesi hedeflenmektedir. Ancak iş olup bittikten sonra bir şey yapılmamış olduğu ortaya çıktığında fail ''pişmanım'' der. Gerçekte fail, silahını ortaya çıkan rakibe yöneltmiştir, ama o hâlâ ortada durmaktadır. İşte, bu pişmanlığa inanmak zorunda olduğumuzu ileri sürüyoruz.

Olaya bir başka görüngeden bakmak da mümkün. Her âşık genelde aynı zamanda maşuk konumunda da bulunur. Maşuk konumunda bulunan âşık, maşukuna: “Beni ve yalnız beni sev!” dileğini, hatta buyruğunu irat eder. Çünkü aşkına şirk koşulmasını istemez. Maşuk burada nerdeyse tanrısal bir konumda tutar kendini. Bu konumda kıskançlık en üst kertede akışır. Şirk daima “ateşle” cezalandırılır.

Biz burada aşkın ilkesi düzleminde konuştuğumuzdan işin ayrıntısı bizi ilgilendirmiyor. Ortada gerçekten bir ihanet var mıydı, yoksa âşık yalnızca şüphesinin ve vehminin ürünü olarak mı cinayet işledi? Bunların burada bizim için önemi yok. Söyledik, biz olayı ceza hukuku açısından irdelemiyoruz, aşk ilişkisi açısından olaya bakmaya çalışıyoruz.

Evet, cinayetten sonra katil âşık “pişmanım” der ve içtenlikle pişmanlık duyar. Çünkü o, maşukunu, aşkını hedefsiz bıraktığı (boşa çıkardığı) için öldürmek istemişti. Ancak sevgili ortadan kalktıktan sonra muradına nail olmuş oldu mu? Hayır. Çünkü yalnızca aşkının karşılığı (hedefi, süjesi) mutlak olarak ortadan kalkmış oldu, bir kez daha yerine getirilemezcesine... Fakat asıl hedef (rakip) hâlâ yaşamaktadır, o onun görüş alanının dışında bulunuyor bile olsa... Dolayısıyla onun karşısına çıkan (elde ettiği) sonuçtan pişmanlık duyması kaçınılmazdır.