Tabutçu

00:0016/08/2012, Perşembe
G: 6/09/2019, Cuma
Rasim Özdenören

Tolstoy''un Halk İçin Hikâyeler adını taşıyan kitabında bir Tabutçu hikâyesi vardı.Uzun yıllar önce okuduğum o hikâye hatırladığım kadarıyla şöyleydi:Tabut imal ederek geçimini sağlayan bir adamcağızın işleri, galiba biraz durgunca gidiyorken, çevrede zenginlerden birinin ölümcül bir hastalığa yakalandığına dair bir haber işitilir. Haberi alan tabutçu, adamın nasıl olsa öleceğini hesaplayarak onun servetine yaraşır bir tabut imal etmek ister. En değerli malzemeyi bir araya getirir, sanatının bütün

Tolstoy''un Halk İçin Hikâyeler adını taşıyan kitabında bir Tabutçu hikâyesi vardı.

Uzun yıllar önce okuduğum o hikâye hatırladığım kadarıyla şöyleydi:

Tabut imal ederek geçimini sağlayan bir adamcağızın işleri, galiba biraz durgunca gidiyorken, çevrede zenginlerden birinin ölümcül bir hastalığa yakalandığına dair bir haber işitilir. Haberi alan tabutçu, adamın nasıl olsa öleceğini hesaplayarak onun servetine yaraşır bir tabut imal etmek ister. En değerli malzemeyi bir araya getirir, sanatının bütün hünerlerini ortaya koyar, keser, biçer, yapar, yakıştırır, gece boyunca çalışıp (belki de birkaç gece ve gündüz) tabutu meydana getirir. Tabutu cilalar, görenlerin ölmek isteyeceği güzellikte bir sanat eseri ortaya çıkartır. Fakat bu işi çıkartmak için kendini öyle helâk etmiş, öyle yorulmuş, öyle hırpalanmıştır ki, bedensel gücü daha fazla yaşamaya takat getiremez ve adam, ölmesi beklenen zengin kimseden daha önce beka âlemine göçer. Hem de, yaptığı tabutun yanı başında. Ziyaretine gelenler, onu, orda, kendi eliyle yaptığı tabutun yanında ölmüş bulunca, bu tabutu -bu güzellikteki bir tabutu- ancak kendisi için yapmış olabileceğini düşünerek onu o tabutun içine koyarlar ve öylece defnederler.

Bu hikâye kendinden alınması gereken hisseyi vermekte kıskançlık göstermiyor sanıyorum: başkaları için tabut hazırlayanlar, hiç akıllarında yokken, hazırladıkları tabutlara kendileri konabilir! Gün doğmadan neler doğar! Veya gün ola harman ola! Veya kim eşer derin kuyu, o düşer yüzün koyu! Veya en doğrusu, kime niyet kime kısmet!

Ama doğrudan, başkaları için tabut hazırlayanlar, gün gelir, o tabuta kendileri girer, diye de okumak mümkün bu öyküyü.

Burada, kişiye kötü niyet atfetmiyoruz. İyi niyetle de tabut imal edebiliriz. Ancak bilmeliyiz ki, hazırlamakta olduğumuz tabutun her çivisini aynı zamanda kendi ecelimiz için de çakmakta bulunmaktayız.

Veya diyebiliriz ki, aslında attığımız her adım, bizi yapılmakta olan bir tabuta doğru sürüklemektedir. Veya attığımız her adım, elimizde bulundurmakta olduğumuz tabuta bir çivi çakmaktan ibarettir.

Velhasıl neresinden bakarsak bakalım, ister kendi elimizle yapmakta olduğumuz, ister başkaları tarafından yapılmakta olan bir tabut orada durmaktadır ve biz her an o tabuta doğru adım adım, an an sürüklenmekteyiz.

Hepimiz tabutumuzu kendi elimizle hazırlamaktayız. Başkası için hazırladığımızı düşündüğümüz bir tabut da aslında bizim kendi tabutumuz olmak için hazırlanmaktadır.

Ve de, aslında kimse kimseye bir tabut hazırlamıyor. Herkes kendi tabutunun çivisini çakmaya çalışıyor. Ve günün birinde herkes kendi yaptığı tabutun içine konulacaktır. İster yapımına emek vererek, özen göstererek olsun; isterse baştan savma yapılmış olsun... Kendi tabutumuzu hazırlamaktayız ve onun içine girmeye aday halindeyiz...

Her birimiz kendi tabutumuzun emekçisi olarak iş görüyoruz.