
İspanya zaferini doya doya yaşadık. Serviste maçı izlerken Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu herkes, hepimiz (Hasta Beşiktaşlı Vedat Sipahiler hariç) tek yumruk olduk. Yediğimiz gollere kahrolduk, attıklarımızla havalara sıçradık. Galatasaraylı Tanburacı ile Beşiktaşlı bendeniz sarmaş dolaştık. Naralar attık. İnanılmaz bir coşku seliydi.
Bu sevinç tüm yurdu kapladı, göğsümüz kabardı, gurur duyduk. Sevilla''ya dünyayı zindan ettik. Cehennemi cennete çevirdik. Hem de maçın başında verdiğimiz iki avanstan sonra. Gerçekten büyük, çok büyük bir başarı.
Şimdi gelelim işin diğer yönüne... Kaliteli bir santraforun Fenerbahçe''ye katkısı acaba ne oranda olurdu? Haydi bu sorunun yanıtını hep beraber arayalım.
Ocak tranfserinde “Santrafor, santrafor'' demekten gırtlağım yırtıldı. Kim alındı? Maldonado... Nerede oynar? Ön liberoda... Orada kimler var? Aurelio, Selçuk, Deniz, Kemal.
Peki Fenerbahçe''nin santraforları kimler. Kezman, Semih, İlhan. Hangisine ''Oh be'' diyebiliriz? Hiçbirine... Maldonado nerede? Sakat... Sakat olmasaydı ve Sevilla maçında oynasaydı ne farkaderdi? Hiçbir şey... Peki Fenerbahçe''nin kaliteli bir santraforu olsaydı, Sevilla maçı daha değişik geçmezmiydi? Yüzde yüz...
Kezman''ın kariyeri şöyleymiş böyleymiş... Bana ne kardeşim, adam, Fenerbahçe''ye geldiğinden buyana kaç maç doğru dürüst top oynadı. Semih de üst düzey biri değil. İlhan zaten yedeğin yedeği.
Hiç kimse itiraz etmesin. Fenerbahçe, ciddi bir biçimde santrafor sıkıntısı çekiyor. İş bitiren usta bir santrafor transfer edilseydi Fenerbahçe''nin çehresi çok ama çok değişik olurdu. Düşünün, bir Shevchenko bu Fenerbahçe''yi nerelere taşımaz.
Tepedeki dört takımın maçları masaya yatırılmış durumda. Futbol dünyası harıl harıl başlıktaki sorunun yanıtını bulmaya çalışıyor. Hangi takım şampiyon olacak? Hangi takımın maçları daha zor? Kaç içerde, kaç dışarıda oynayacaklar? Elde kağıt kalem hesap üstüne hesap.
Bence erken bir telaş. Önümüzde tam 10 hafta var. Neyin ne olacağı hiç belli olmaz. Galatasaray''ın Kasımpaşa''ya, Fenerbahçe''nin Bursaspor''a kendi evlerinde yenilecekleri kimin aklına gelirdi? Bu köprünün altından daha çok sular akar. Ancak geriden gelip öne geçen Beşiktaş''ın moral yönden önemli bir avantaja sahip olduğu da gerçek.
Son iki haftada Galatasaray 6, Fenerbahçe 5 puan kaybetti. Beşiktaş ise fire vermedi. Üstelik bir de zirvedeki rakibini yendi. Yenilseydi 5 puan geriye düşecek ve kaosa sürüklenecekti. Şimdi rakiplerinin bir puan önünde. Siyah-beyazlı camiada umutlar birden tavan yaptı. Yönetime en muhalif olanlar bile şu anda süngü indirmiş durumda. Futbol takımları için en etkili ilaç, zirve koltuğudur. Kartal şimdi bu büyük motivasyonla maçlarını oynayacak. Bunun futbolcular üzerinde olumlu etkisinin olacağını ve performans patlaması yaratacağını düşünüyorum. Çok ilginç haftalar bizleri bekliyor.
“Kötü oyunumuzdan sonra hakemle ilgili konuşmak istemiyorum. Rakibimizi zorlamadık bile. Oyunu kuramadık. Yenilginin takımın yorgunluğuyla veya alternatif futbolcularla ilgisi yok. Sahadaki G.Saray galibiyeti hak etmedi.” Kalli''nin Beşiktaş-G.Saray maçından sonraki bu sözlerine alkış tutmamak elde mi?
Alman teknik direktör futbolcularına şu mesajı iletiyor: “Herhangi bir mazeretin arkasına sakın saklanmayın. Kendinizi haklı görmeye çalışmayın. Kötü oynadınız ve yenildiniz. Suçu başka yerlerde aramayın.”
Gerçek komutan işte böyle olur. Bizim çok bilmiş bazı yöneticilerimiz ve teknik adamlarımız umarım Kalli''nin bu sözlerini örnek alırlar. Gündem değiştirmek, hedef saptırmak için atılan nutukları artık kimse dikkate almıyor.
Kalli böyle, peki ya Adnan Polat...Şu sözlerine lütfen dikkat: “İki takım da iyi oynamadı. Beşiktaş bir gol attı, üzerine yattı. Kimse heveslenmesin yine biz şampiyon olacağız.”
Kalli profesyonel, Polat amatör. Biri rakibinin elini saygıyla sıkıyor, diğeri küçümsüyor, kışkırtıyor.
Arkanı sağlama almazsan, sırtından vurulursun. Beşiktaş, ikinci yarıda oynadığı dokuzuncu maçını nihayet gol yemeden noktaladı. Liderlik koltuğuna bu şekilde oturdu.
Hiç “hücum bakanlığı” diye bir şey duydunuz mu? Her ülkenin savunma bakanlığı vardır. Tüm planlar programlar bunun üzerinedir. Önce yurdunu, yurttaşını koruyacaksın. Kaleni düşmana kaptırırsan, daha sonra nasıl derlenip, toparlanıp karşı taarruzu gerçekleştirirsin.
Maçtan önce Lig TV canlı yayınında şunları söyledim; “Ertuğrul hocanın yerinde olsaydım, bu maça bu 11''le başlardım. Toraman, ön liberoda defansını rahatlatacaktır. Büyük maçlarda savunma konsantrasyonu hep üst düzeydedir. Bu maçta Beşiktaş defansı daha önce oynadığı maçlardaki hataları tekrarlamayacaktır.”
Aynen de öyle oldu. 2-3 bireysel hata dışında Beşiktaş takım halinde kalesini çok iyi savundu. Belliydi ki Ertuğrul hoca, “Gol yemek yasak” komutunu vermişti. Üç İbrahim, Gökhan Zan, Baki, Ali Tandoğan ve Tello... Yani tam yedi oyuncu top G.Saray''a geçtiğinde, hemen top ile kendi kaleleri arasına giriyorlardı... Ve üç golcü Nobre, Holosko, Delgado da baskı yaparak, yüklenerek Galatasaraylı oyunculara boş alan bırakmıyor ve onları hataya zorluyorlardı. “Takım savunması” dediğim şey işte bu.
Beşiktaş''ta gol atacak oyuncular var. Bu yönde zorlanma olmaz. Gözden geçirilmesi gereken savunma bakanlığı. Kartal kalesini kaptırmazsa bu işi sonuna dek götürür.
“Dakka bir, gol bir.” Bu sözler Polat''a ait. Konyaspor-Galatasaray maçı tehir edilmediği için söyledi.
“Bu hakemler ayıklanmalı.”Bu söz de Ali Sami Yen''deki Galatasaray-Fenerbahçe kupa maçından sonra Fenerbahçe resmi internet sitesine ait.
Çiçeği burnunda bir federasyon... Daha dün bir, bugün iki... Saldırılar hemen başladı. Vurun abalıya. Peki Ulusoy''u yıkıp, bu federasyonu getiren sizler değil misiniz?
Futbol Federasyonu Başkanı Hasan Doğan''ın tepkilere yanıtı şöyle: “UEFA maçlarında hatalar olunca Platini''yi mi arıyorlar?” Harika bir yanıt. Ancak hemen belirteyim, kulüplerimiz hakemler üzerinde baskı yaratmak ve onları etki altına almak için bu stratejilerinden kesinlikle ve kesinlikle vazgeçmezler.
“Ah hakemler, vah hakemler!” Onların baş şarkılarıdır. Sürekli ağlarlar, yakınırlar, şikayet ederler. Aman sayın Doğan, bu timsah gözyaşlarına ve bu şarkılara sakın aldırış etmeyin.
Beşiktaş-Rize kupa maçını locadan izleyen Gökhan Zan''ı, kendi taraftarı rahatsız etmiş. Lincoln de derbiyi İnönü''de izlerken aynı şekilde sözlü tacize uğramış.
Ne oluyor, neler oluyor? Yere göğe sığdıramadığımız siyah-beyazlı taraftara bunlar yakışıyor mu? Taraftar kendi futbolcusunu, öz evladı gibi görür ve kucaklar. Rakip takım oyuncusu da taraftarın en değerli konuğudur. Öz evlada ve konuğa böyle mi davranılır? Ne biçim ev sahipliği bu?
Beşiktaş şu anda lider. Taraftar şimdi çok daha dikkatli davranmak zorunda. Kontrolsüz hareketler, bireysel tepkiler ve küfür, çok ağır faturalara neden olabilir. Aman dikkat, yoksa en çok üzülen sizler olursunuz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.