İslam coğrafyasında realist ittifakların yıkıcılığı ve kuşatıcı ideolojiler

04:001/01/2026, Perşembe
G: 1/01/2026, Perşembe
Selçuk Türkyılmaz

İsrail’in kolonyal bir yapı olarak kurulduğu dönemde Ürdün Kralı Abdullah’ın Filistin’e ihaneti, bilinen bir hadisedir. Aslında babası da Osmanlı’ya ihanet etmiş, İngilizlerin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasında büyük bir rol oynamıştı. Bizde Şerif Hüseyin’in ihaneti daha çok bilinir. Ne yazık ki oğul Abdullah’ın ihaneti de çok büyüktür. Sebepleri üzerinde duracak değilim fakat her iki hadiseyi birbirine bağlayan asli unsurlar üzerinde durulmadığı için farklı fikirler daha çok öne çıkmıştır.

İsrail’in kolonyal bir yapı olarak kurulduğu dönemde Ürdün Kralı Abdullah’ın Filistin’e ihaneti, bilinen bir hadisedir. Aslında babası da Osmanlı’ya ihanet etmiş, İngilizlerin İslam coğrafyasında hâkimiyet kurmasında büyük bir rol oynamıştı. Bizde Şerif Hüseyin’in ihaneti daha çok bilinir. Ne yazık ki oğul Abdullah’ın ihaneti de çok büyüktür. Sebepleri üzerinde duracak değilim fakat her iki hadiseyi birbirine bağlayan asli unsurlar üzerinde durulmadığı için farklı fikirler daha çok öne çıkmıştır. Bunların ayrıntılarına girdiğimizde kısır tartışmalardan kurtulmamız mümkün olmayacaktır. Buna karşın tarihî önemi olan hadiseleri mutlaka yeni bir gözle değerlendirmek gerekiyor. Bugün Birleşik Arap Emirlikleri’nin İsrail’le derinleştiği ortaya çıkan ilişkileri benzer olayların tekrarlandığını gösteriyor. Dolayısıyla geçmişin olaylarını ve kişilerini yeni görüşler çerçevesinde yeniden ele almak gerekiyor. Böylelikle bugünkü hadiseleri daha iyi analiz etmek mümkün olacaktır.

Ürdün Kralı Abdullah’ın Siyonistlerle ilişkisi üzerine çalışanlardan biri de Avi Shlaim’dir. Shlaim daha önce bahsettiğimiz Demir Duvar adlı kitabında Ürdün ile İsrail arasındaki ilişkilerle ilgili şunları söylüyor: “Abdullah ve Siyonistler farklı senaryoları olsa da aynı dili yani gerçekçi bir dil konuşuyorlardı. Haşimiler ve Siyonistler arasındaki dostluk İngiltere gibi ortak bir hamiye ve Hacı Emin el-Hüseyni gibi ortak bir düşmana sahip olmaktan ileri geliyordu. Filistin milliyetçiliği iki taraf için de tehdit oluşturmaktaydı, dolayısıyla bunu bastırmak iki tarafın da ortak çıkarıydı.”

Gerçekçilik kelimesi bizde daha çok sözlük anlamıyla öne çıkmıştır. Hâlbuki Shlaim’in cümleleri gerçekçilik kavramıyla anlaşılabilir. Alıntı bölümdeki anlamıyla gerçekçilik kavramı ile bütünleştirici ideolojilerin yokluğu ifade edilmiştir. Çünkü bu ideolojiler daha kuşatıcı fikirleri ihtiva ediyordu. Siyonizm’in kolonyal bir ideoloji olduğunu daha önce ifade etmiştik. Shlaim, Siyonistlerin de gerçekçi bir dil kullandığını söylüyor fakat bu ideolojinin romantik yönü geri planda kalıyor. Bu nitelik Siyonizm açısından çok daha önemlidir. Zira Siyonizm, Protestan Hristiyanlar arasında Evanjelizm gibi bir yorum ile taraftar toplamış, diğer Hristiyanlar arasında sempati oluşturmuştur. Milliyet bağlamında ise Anglosaksonlar arasında çok yaygın bir destek kitlesine sahip olmuştur. Kuşkusuz bu romantik boyut oldukça önemlidir. Siyonist ideolojinin bütünleştirici romantik gücü karşısında Kral Abdullah’ın realizmi tam aksi yönde bir hareketi temsil eder.

Avi Shlaim’in tespiti oldukça isabetlidir. Kral Abdullah’ın realizmi bütünleştirici bir ideolojiden değil, tam aksine ayrıştırıcı bir kabile anlayışından doğmuştur. Bunun milliyetçilik ya da İslamcılık gibi daha kuşatıcı bir ideoloji ile uyuşması mümkün değildir. Haşimî gerçekliği ile Filistin milliyetçiliğinin karşıt ve düşman unsurlar olduğuna dair tespit, her iki ideolojinin kapsamı hakkında fikirler verir. Hacı Emin el-Hüseyni daha kapsayıcı bir ideoloji olarak milliyetçilik ve hatta yer yer İslamcılık ile anılmaktadır. Filistin mücadelesinde her iki ideolojinin izleri vardır. Bu iki ideolojinin daha kapsamlı ve kuşatıcı oldukları da su götürmez bir hakikattir. Daha sarih bir şekilde söylemek gerekirse Filistin ve Arap İslam coğrafyası söz konusu olduğunda belirli ideallere dayanan ve daha kuşatıcı ideolojilerle sığ gerçekliklere yaslanan ideolojiler arasında bir çatışmanın süreklilik kazandığını söyleyebiliriz. Shlaim’in kitabında realist dilin Kral Abdullah’ın gözlerini körleştirdiği de açıkça ifade edilmiştir.

Bugün Birleşik Arap Emirlikleri’nin Siyonistlerle ilişkisinde aynı realist dilin hâkim olduğuna hükmedebiliriz. İlginç olan ise Siyonistlerin Ürdün ve BAE ile düşmanlarının ortak olmasıdır. Kral ve Emir, ayrı zamanlarda bütünleştirici ideolojilere düşman oldukları için bir adım sonrasını göremeyecek bir hâle gelmişlerdir. Realist beklentilerle hareket ettiklerinde kazanacaklarını düşünmüşlerdir. Dolayısıyla Hacı Emin el-Hüseyni gibi bir figürü çok rahatlıkla Siyonistlerle birlikte düşman olarak görmüşlerdir. Bugün de BAE’nin Hamas’a ve Müslüman Kardeşlere düşman olması bu açıdan dikkat çekicidir.

Yirminci yüzyılda İslam dünyasında bütünleştirici fikirler bir yere kadar başarılı oldu. Fakat bugün onların da belirli bir sınırda durdukları çok açıktır. Müslüman Kardeşlerin ya da başka bir grubun yenileşmeye ihtiyaç duyduklarını söyleyebiliriz. BAE gibi realistlerin hâlâ çok güçlü pozisyonlar üretmesi oldukça önemlidir. Burada Türkiye’nin bütünleştirici bir dile ulaşıp ulaşamayacağı da önem kazanıyor.


#İslam dünyası
#ittifak
#ideoloji