
İnsan nedir diye bir soran olsa sanırım bu sıralar tek bir cevap veririm: Bilmeyendir!
Zübde-i âlemdir insan, eşref-i mahlûkattır, halifetullahtır, hayvan-ı nâtıktır, bir damla kan ve binlerce endişedir. Hepsine birden kabul ama insan bütün bunların ötesinde kelimenin tam ve en saf haliyle bilmeyendir.
Kendini bilmeyendir, Rabbini bilmeyendir, âlemi bilmeyendir, kaderi bilmeyendir, ruhu bilmeyendir, nereden geldiğini ve nereye gideceğini bilmeyendir, haddini bilmeyendir.
Bir kedinin, ağacın, yıldızın, yağmurun bir şey bilmesi beklenmez. Bu sebepten konuşamadığı için bir kediye, düşünemediği için bir ağaca, olayları yorumlayamadığı için bir yıldıza, anlayamadığı için yağmura hayret edilmez. Onlar bilmemekte mazurdur. Ama bilmek için yaratılan insanın bazen bir kedi,
bir ağaç, bir yıldız, bir yağmur damlası kadar
bile bilmemesine elbet taaccüp edilir. Zira o bilmek için yaratılan, bilme hassasıyla donatılandır.
Kedi çiftleşmeyi bilir ve acıkınca miyavlamayı. Ağaç çiçeğe durmayı bilir ve meyve vermeyi. Yıldız doğmayı bilir ve günü gelince batmayı. Yağmur yağmayı bilir ve toprağı. İnsandan başka her bir şey neyi bilmekle emrolunmuşsa onu bilir, başka bir şeyi bilme derdine düşmez, bildim zannetmez.
Ama insan öyle mi ya?
Belki de her şeyi bilebilecek bir kalp ve akılla mücehhez olduğundan her bir şeyi bilmenin derdine düşer. Kendisine lazım olanı olmayanı, bilmesi gerekeni gerekmeyeni, asla bileme-yeceğini ve hatta bilmemesi gerekeni; hepsini birden bir ömür kurcalar durur. Varsın kurcalasın, varsın bilmenin derdine düşsün ne zararı var ki, diyebilirsiniz. Şayet bütün bu bilme telaşı içinde asıl bilmesi gerekeni ihmal etmeyecekse itiraz etmem size.
İnsan kendini ve Rabbini, Rabbine nasıl kulluk edeceğini, ne yapıp da kendisini yaratanı razı edeceğini bilmek için yaratılmıştır evvel emirde. Yaratılış sebebi Rabbine kul olmaktır; bilme kabiliyeti kendisine bunun nasıl ve niçinini idrak için verilmiştir. Her şeyi bilen ama bu asıl bilgiden mahrum olan insan, Mart’ın geldiğini bilmeyen ama çay demleyen bir kediden, meyve vermeyi bilmeyen ama dans eden bir ağaçtan, doğmayı bilmeyen ama kitap okuyan bir yıldızdan, yağmayı bilmeyen ama türkü söyleyen bir yağmurdan farksızdır.
Diğer bütün bilgiler bu asıl bilgiyle irtibatı kadar ve ona hizmet ettiği müddetçe kıymetlidir, değilse nafile. Yaşamak, ölmek, çoğalmak, kazanmak, var olmak; her şeye dair her bir bilgi kulluğa hizmeti ve kullukla rabıtası kadar elzemdir, anlamlıdır, mühimdir.
Göğe merdiven dayayıp oradan aya ve Mars’a metro hattı döşese ama yerin ve göğün Rabbinden haberi olmasa insanın ahmaklığına vehmedilir aklına değil! Çalarak çırparak, zulmederek, hak yiyerek dünyanın en zengini olsa, insanın zekâ ve başarısına değil ahiretini bir hiç uğruna heba edişine yorumlanır. Asıl bilmesi gerekenden kendisini mahrum eden her bir bilgi yüktür insana, kanat değil!
İnsan bilmeyendir.
Neyi bilmesi gerektiğini bilmeyendir. Neyi bilmesi gerektiğini bile bile ondan başka her bir şeyi bilmek için ömür tüketmenin anlamsızlığını bilmeyendir. Bu anlamsızlığı bile bile ömrünü yele vermenin ne kadar büyük bir bedbahtlığa ve ahmaklığa denk olduğunu bilmeyendir.
Üstelik inanan bir insan için Allah ve Rasulü’nün koyduğu ölçüler olmazsa olmazdır, düsturdur, mihenktir; diğer her bir şeyin kendisinin terazisinde tartılarak ne olduğu ne için olduğu, olması yahut olmaması gerektiği anlaşılacak, yorumlanacak tavizsiz esas ve kat’î sâbitelerdir. Bu esas ve sâbitelerden mahrum olan insan neyi bildiğini de bilmez, niye bilmediğini de! Mesele bu kadar nettir!
Samsunlu Celal bir ilahi okur mesela; sâbite yoksunu, bilme budalası cahiller ya ezik bir kompleks duygusuyla Dede Efendi’den eserler paylaşırlar bizim sanatımız o değil aslında bu diyerek yahut da Itrî zevkinden zerrece behreleri ve nasipleri olmadığı için bizim sanatımız nihayet hak ettiği yeri buldu diyerek halay çekerler köşe başlarında. Tebessüm edilip geçilecek bir ilahinin nasibin en cilveli hali ile bir Ramazan gününde dünyanın diline dolanması yüzünden entel-dantel sekülerlerden dayak yeme endişesi de abesle iştigaldir halbuki, kültürel iktidar öyle olmaz böyle olur naraları eşliğinde nasıl da dayak attık sevinci de.
Yıldızlı bir gecede yağmur yağarken sığındığı ağacın altında Kabede hacılar hu der Allah ilahisini sessizce dinleyen bir kedi kadar bilmez çoğu zaman insan neyi bilmediğini ve niye bilemediğini.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.