Muhtemel İran savaşının Türkiye’ye yansımaları üzerine

04:0026/02/2026, Perşembe
G: 26/02/2026, Perşembe
Süleyman Seyfi Öğün

Bu yazıyı zorlanarak yazdığımı itiraf etmeliyim. Ümidim ve temennim, son anda bir şeylerin devreye girmesi ve burada yazılanların çöp olması. Ama tâkip edebildiğim kadarıyla artık savaşın çıkıp çıkmayacağına dair değil; ne zaman çıkacağı ve nelere sebebiyet vereceğini düşündüren alâmetler baskın hâle geliyor. Maalesef böyle. Trump’ın Kongre’de yaptığı konuşma zayıf ümitlerimizi de söndürecek mâhiyetteydi. Gâliba ABD’deki iklim, hâl-i hazırda çoktan verilmiş olan savaş karârının hazırlıklarının

Bu yazıyı zorlanarak yazdığımı itiraf etmeliyim. Ümidim ve temennim, son anda bir şeylerin devreye girmesi ve burada yazılanların çöp olması. Ama tâkip edebildiğim kadarıyla artık savaşın çıkıp çıkmayacağına dair değil; ne zaman çıkacağı ve nelere sebebiyet vereceğini düşündüren alâmetler baskın hâle geliyor. Maalesef böyle. Trump’ın Kongre’de yaptığı konuşma zayıf ümitlerimizi de söndürecek mâhiyetteydi. Gâliba ABD’deki iklim, hâl-i hazırda çoktan verilmiş olan savaş karârının hazırlıklarının kâfi derecede yapılıp yapılamadığı husûsunda yoğunlaşıyor.

Evvelemirde savaşın iki simülasyonun üzerinde durmak gerekiyor. İlki, ABD ve İsrâil’in İran’ı, hayâl edilenin üzerinde ağır bir bombardımana mâruz bırakarak kısa bir zaman zarfında çökertmeleri ihtimâline dayanıyor. Buna, İran içinde hazırlanan tesirli ve yaygın bir ayaklanmalar silsilesinin eşlik edebileceğini ilâve edebiliriz. Farzedelim ki bâzılarının da beklediği gibi İran rejimini, o daha doğru düzgün karşılık veremeden yıktılar. İran “kâğıttan kaplan” çıktı. Bundan mâda, eşanlı olarak İran’ın Yemen, Lübnan ve Irak’daki unsurlarını da hemen ezdiler ve yok ettiler. Mutlak bir zafer kazanıp, arzu ettikleri gibi İran’a “hürriyet” getirdiler. Şüphesiz yeni kurulacak rejim, ABD ve İsrâil yanlısı bir rejim olacaktır. Diyelim ki en kötü ihtimâlle komprador Şahlık artığı Rıza Pehlevi’yi de Tahran’a oturttular. Bunun Türkiye açısından bedelinin çok ağır olacağını kestirmek hiç de zor olmaz. Bu, Ankara’nın doğudan İsrâil ile kuşatıldığının resmidir. Hiç unutulmaması gereken diğer bir boyut, Güney Kafkasya’daki İsrâil ve Hindistan varlığıdır. Bunda İran’ın vakt-i zamânnda yapmış olduğu büyük bir ahmaklığın payı var. Âzerbaycan-Ermenistan savaşında Ermenistan’ı desteklemesi İsrâil için büyük bir fırsat doğurdu ve târihsel bağları üzerinden Âzerbaycan’a sağlam bir giriş yapmasına sebebiyet verdi. Müttefiki olan Hindistan boş durur mu? O da Pâkistan’ın Âzerbaycan’a verdiği desteği bahane ederek Ermenistan’a yaklaştı. Âzeri-Ermeni ateşkesi sağlandıktan sonra da Güney Kafkasya’dan çıkmadılar. Eğer İran düşerse, Güney Kafkasya’daki İsrâil-Hindistan varlığı Türkiye’yi doğudan kuşatan büyük bir paranteze dönüşecektir. Bunu, Hindistan-İsrâil, GKRY ve Yunanistan’ı içine alan ve Türkiye’yi Ege ve Akdeniz’den kesmeye mâtuf batıdaki kuşatma ile berâber düşünmekte sayısız fayda var.

Bu simülasyonun Ankara için neticesini küçümseyenler olabilecektir “Canın ne var; bugüne kadar pürüzsüz devâm eden Türkiye-ABD yakınlaşması bunu bir tehlike olmaktan çıkarıyor” diyenler varsa ,aşırı bir yorum yaptıklarını söylemeliyim. İsrâil-Hindistan ittifâkı esâsen ABD’nin de el altından desteklediği ve tercihinin küresel bağlamda bu ittifaktan yana olduğunu görmek gerekiyor. Bu aşırı yorumcular, ABD’nin Sûriye’den çekilmesini ,Sûriye’nin kaderinin mutlak mânâda Şam-Ankara eksenine bırakıldığını da iddia ediyorlar. Ben öyle görmüyorum. Tam aksine ABD çekilerek Sûriye’de Ankara ve Tel Aviv’i başbaşa bırakmış oldu. Şimdi İran da çöktükten sonra doğuda da bu karşılaşmanın pekişeceğini ifâde temek çok da zorlama olmayacaktır. İsrâil’in yakın zamanlarda artan Türkiye düşmanlığı ve İran sonrasında Ortadoğu’da hedefe Türkiye’yi oturttuğunu açık açık ifâde etmesini dikkate alacak olursak, İran’ın çökertilmesinin en başta gelen çıktılarından birisinin Ankara-Tel Aviv arasında şu veyâ bu şekilde var olan tamponlardan birisinin daha ortadan kalkması olarak değerlendirmek en doğrusu olacaktır. Evet bu tehlikeyi dengeleyecek ve açık bir savaşa evrilmesine mâni olacak tek unsur ABD’dir. Belki de ABD ,Türkiye-İsrâil gerilimini belli bir dengede tutarak açık bir savaşa evrilmesine izin vermeyecektir. Ama, ABD’nin şimdiye kadar kimleri yüzüstü bıraktığını hatırlayacak olursak kim, ikili ilişkilerimizdeki mevcut bahar iklimine sonuna kadar güvenebilir ?

Gelelim ikinci simülasyona..Farzedelim ki ilk rauntta İran beklenenden dişli çıktı ve ABD-İsrâil saldırılarını ağır mâliyet ve kayıplarla da olsa karşılamayı başardı. Bunun en çarpıcı neticesi, savaşın uzaması ve bölgeselleşmesi olacaktır. İran, muhtemel savaşı topyekûn değerlendirdiğini ; İsrâil’i ve ABD’nin bölgedeki üslerini hedefe koyduğunu ilân etti. Ama İran’ın ilk başlarda dikkatli olacağını ve meselâ Türkiye’deki ABD veyâ NATO üslerine saldırmayacağını düşünüyorum. Ama savaş uzar, ABD-İsrâl bpmbardımanlarının daha bunaltıcı seviyelere varırsa bu ihtimâmını bir tarafa bırakacağını ve hedefler husûsunda bir ayrım yapmayacağını zannediyorum. Eğer Türkiye de hedefe girerse olabilecekleri düşünmek bile istemiyorum. Savaşın bölgeselleşmesine en başta İsrâil’in ses çıkarmayacağını düşünüyorum. Hatta bunu gizliden gizliye arzu ettiklerini de söyleyebilirim. Bunun pratikte, hiçbir aktörün dışında kalamayacağı bölgesel,kanlı ve boyutları öngörülemeyecek kadar korkunç bir Sünni-Şii savaşına evrilmesi de yadırgatıcı olmayacaktır.

Bu iki simülasyonun hâricinde bir de kaldıraç senaryolarında beni çok rahatsız eden bir husus var. Savaş devâm ederken istihbaratların da boş durmayacakları ve İran’ı içinden sarsacak hareketleri kışkırtıp örgütlemek doğrultusunda tam mesâi yapacakları âşikâr. Bunların doğrudan rejimi devirecek kapasitede olmadıklarını bundan evvelki yazımda ifâde etmiştim. Burada da Kürt kartları yeniden destelenerek açılıyor. Endişem bunun bir provokasyon üzerinden, şimdilik sâkin duran Güney Âzerbaycan’a sıçratılmaları. Kaldıraç operasyonlarının hedefi doğrudan rejimi devirmekten çok İran karşıtı cepheyi yaymak olabilir. Endişelerim de burada yoğunlaşıyor.

Göç tehlikesi, artacak petrol fiyatları ve doğalgaz tedârik sorunlarını elbette ben de görüyorum. Ama burada, Ankara açısından daha derinlikli olarak gördüğüm tehlikelere işâret etmek istedim. Diyorum ya, inşaallah bunlar benim zihnimde gelişen vehimlerdir. Hayırlı gelişmeler onları karikatürleştirir. Ben de sizler kadar burada yazdıklarıma güler geçerim.

#politika
#İran
#ABD
#Süleyman Seyfi Öğün