Güzel zamanlarda bu iki partinin arasında ideolojik bir mesele hemen hemen yoktu. ABD’nin 1970’lerden başlayarak yaşadığı üretkenlik kaybı, esas olarak tüketime alışmış
’nı ( Homo Americanus) yeniden üretime kazandıramamış olmasıyla irtibatlıdır. Kapitalizmin temel çelişkisidir bu. Kapitalizm bir üretim (arz) ihtirası olarak doğdu. İhtirası var eden yüksek kâr hadleriydi. Bu hadleri yüksek tutmak mâliyetleri düşük tutmaya, alım gücünü bastırmalarına bağlıydı. Netice düşük talep, yâni tüketimdi. Bu da kaçınılmaz olarak krizler üretiyor, kapitalizmin yıpratıcı, yıkıcı yüzünü ortaya koyuyordu. Deflasyon(fiyat düşmeleri), enflasyon(fiyat yükselmeleri), resesyon(durgunluk), staglasyon(durgunluk ve pahalılık), depresyon(çöküş) kapitalizmin habis urlarıdır.
baştan yanlış iliklenmiş bir gömleği,
ise onun insanlığa giydirilmesini anlatır. Kapitalist akıl, bastırdığı talebi yükseltmenin derdindedir. Meselâ müstemlekecilik
ile sınırlı değildir. David Harvey çok doğru bir şekilde bunun aynı zamanda
alâkalı olduğuna işâret eder. Hindistan Birleşik Krallık için sâdece hammadde devşirdiği bir müstemleke değil, aynı zamanda bir pazar olarak değerlendiriliyordu. Ama çok zor bir işti bu. Hintlere Manchester’da dokunmuş tekstil ürünlerini almak mecbûriyeti getiren yasalar boşuna çıkmadı. Zavallı Hintlerin ne alım gücü olacaktı ki? Bu defâ, afyon üzerinden Çin devreye sokuldu. Hint afyonu Çin’e satıyor, Çinliler afyonkeş bir pazar hâline geliyor, oradan da gümüş çekiliyordu. Çin buna itiraz ettiğinde de o meşhûr, kanlı Afyon savaşlarına şâhit olunuyordu. Zor işlerdi bu işler. Müstemlekeciliğin tasfiyesini kutlu istiklâl mücâdeleleriyle açıklamak basitçiliktir. Daha belirleyici olan bu işin bizzât müstemlekeciler için çok meşakkâtli olmasıydı. Ekonomik imtiyazlarını koruyarak çekildiler. Bunun yerini, başını ABD’nin çektiği
aldı. Diğerinden farkı,
dünyâ ticâretini, kıt’a farkı gözetmeksizin ABD Doları’na bağlamalarıydı.
Doların rezerv para olması, yeni efendi ABD’ye tekmil dünyâdan kolaylıkla artık çekmek imkânını bahşediyordu. ABD, reel mânâda dünyânın en büyük üretim gücü olduğu zamanlarda -1950-1980 arası- işler hârika gidiyordu. ABD istediği kadar dolar basıyor, tekmil dünyânın artığını çekiyordu. Sermâyenin başta Almanya olmak üzere Avrupa, Japonya olmak üzere Asya’daki genişlemesinde, dolar çevrimlerinden dolayı kazanan hep kendisi oluyordu. ABD’nin o dillere destân
, tüketim insanını var etmesinin şartları bu denklemlerde gizliydi. 1970’lerden sonra tablo azar azar değişmeye başladı. Almanya rahat durmuyordu. Sağlam Alman malları ABD-Avrupa ekonomik ilişkilerinde baskın hâle gelip, meselâ kendi otomobil ve otomativ sanayisini sarsmaya başlayınca 1973’de hemen sun’i bir enerji krizi çıkardı ve Almanya’yı yumuşak karnından vurdu. Yetmedi, Soğuk Savaş sonrasında Doğu Almanya’yı Batı Almanya’ya katarak ona yeni bir kambur yükledi, masraf kapısı açtı. Ama bunların hiçbir Detroit’in çöküşüne mâni olmadı.
Tüketime alışmış büyük kitleleri yeniden üretime koşmak mümkün olamıyor.
(İbn-i Hâldun bunu asırlar evvel görmüştü).
Tüketimcilik işgücü verimliliğini, o da sermâyenin verimliliğini düşürüyordu.
Ağır işlerin döndüğü sektörler hızla ABD’yi terk etmeye başladı. Çin’i merkez tuttu. Elde kalan ve zarar eden şirketler (Zombie firms) ise denetimsiz basılan paralarla yüzdürülmeye çalışıldı. Diğer taraftan verimsiz ve kırılgan sektörler şişiyordu. Tüketmeye alışmış Amerikalılar, karşılığı olmayan paralarla oluşturulan kredilere dayalı sahte alım güçleri üzerinden bir defâ daha azdırıldı. Tek umut, mukayeseli üstünlük olarak elinde tuttuğu teknolojik gücüydü. Nihâyet bunu da Çin’e kaptırdı. 2008’den 2019 krizine doğru ABD’nin kurduğu ve tekmil dünyâyı, bir “Kara Delik” gibi içine çektiği düzenin sonuna geliyoruz. Senelik 20 trilyon dolarlık bir üretimi olan ABD’nin yaklaşık 40 trilyon dolarlık borcu var. Bakmayınız endeksindeki sun’i artışlara, dolar hızla değer kaybediyor. Enflasyon % 8.3 olarak açıklanıyor. (Aslında reel olarak %30 civârında). Şimdi telaşla doları yüksek fâiz siyâsetleriyle eritmeye çalışıyorlar. % 4’lük bir fâiz %8’lik bir enflasyonu önleyebilir mi? Akıl var, fikir var. Enflasyon oranı ile fâizi eşleştirirlerse olacak olan, zâten başlamış olan resesyon süreçlerinin kaçınılmaz olarak, büyük iflâslar, borsanın çöküşü gibi göstergeleri olan büyük bir depresyona dönüşmesidir. Bu defâ yaktıkları parasal varlıkların kat be katını yeniden basmak zorunda kalacaklardır. Bu da yıkım demek olan hiper enflasyonu doğuracaktır. İşte ABD hızla oraya koşuyor. Tekmil dünyâyı da peşi sıra sürükleyerek. Şaka gibi siyâsetçilerin iktidâra geldiği bir dünyâ işte bunun eseri. İşte bunun için topyekûn savaş tehlikesi büyüyor. ABD’de
Demokratlarla el ele veren Neocon kadrolar mukadder bir yıkımı kontrolü altında tutmanın, doğacak yeni düzende ABD’nin yeniden belirleyici olmasının
derdinde. Hâlbuki onlar da bu hâl ve gidişin, yıkımın altında kalacaklar. Temel yanılsama gâliba şurada: Dünyânın sâhibi, öznesi ABD değil; ABD’nin siyâsal, toplumsal ve askerî gücünü kullanarak ona sâhip olanlar. Yeni Dünyâ’ya başka yerlerden geldiler ve ABD’yi inşâ edip kullandılar. Yarın ABD’yi terk edip başka yerlere gitmekten çekinmeyecekler,
’yi kurmaktan da çekinmeyeceklerdir.