Kore"ye asker...

00:006/09/2006, Çarşamba
G: 27/08/2019, Salı
Taha Kıvanç

Neredeyse bütün gazeteler sorularla doluydu dün. Lübnan''a asker gönderme konusu kafaları karıştırıyor ne de olsa. Hemen her gazetede, değişik sütunlarda pek çok soru vardı da, samimi bir merakı yansıtan şusoruyuönemsedim: "Dış politika bugünkü kadar iç siyasetin malzemesi olsaydı, Türkiye Kore''ye asker gönderebilir miydi? Ya da Kıbrıs''a çıkarma yapabilir miydi? Hatta Lozan''da anlaşmaya imza atabilir miydi?"Kore''ye asker gönderme, Kıbrıs''a müdahale ve Lozan''ı imzalama öncesinde Türkiye''de

Neredeyse bütün gazeteler sorularla doluydu dün. Lübnan''a asker gönderme konusu kafaları karıştırıyor ne de olsa. Hemen her gazetede, değişik sütunlarda pek çok soru vardı da, samimi bir merakı yansıtan şu
önemsedim: "Dış politika bugünkü kadar iç siyasetin malzemesi olsaydı, Türkiye Kore''ye asker gönderebilir miydi? Ya da Kıbrıs''a çıkarma yapabilir miydi? Hatta Lozan''da anlaşmaya imza atabilir miydi?"

Kore''ye asker gönderme, Kıbrıs''a müdahale ve Lozan''ı imzalama öncesinde Türkiye''de basın nasıl davrandı acaba? O dönemlerde hükümetler karar verdiler ve hiçbir muhalefetle karşılaşmadan kararı hayata geçirdiler mi?

Kısa cevabım şu: Beklenenin aksine, anılan üç olayın öncesinde bayağı derin sarsıntılar yaşandı ülkemizde... Bazen iktidara kan kusturacak kadar hem de...

Sözgelimi Kore''ye asker gönderilirken, herkes, "Aman ne iyi" mi demişti? O günün gazeteleri, sivil toplum örgütleri, DP hükümetinin asker gönderme kararını alkışlamış mıydı? Bu sorunun cevabı da olumsuz: Kore''ye asker gönderme bayağı sıkıntılı bir sürecin sonucunda gerçekleşebilmişti.

Bu konuya bir başka vesileyle değinmiştim. Dr. Hayati Tüfekçioğlu Kore Savaşı''na gidilen üç ayı arşivleri tarayarak enine boyuna inceledi. Bağlam Yayınları tarafından yayımlanan ''500. Yılında Amerika'' adlı kitapta yer alan incelemesinde, o günleri Hürriyet sayfalarından izlemek gerçekten göz açıcı oluyor. 130 bin satan bol fotoğraflı bir gazetedir o dönemde Hürriyet; gazetede imzalı tek yazı Sedat Simavi tarafından kaleme alınmaktadır.

En iyisi hâlâ piyasada bulunan o
bulun ve Dr. Tüfekçioğlu''nun makalesini okuyun. Bunu yapamıyorsanız, hayli eski (1999 kasım) olmakla birlikte Yeni Şafak''ın internet arşivinden ulaşılabilen
''lere bir göz atın... O Kulis''leri yazdığım günlerde ülkemiz ''28 Şubat'' sürecinin fena halde etkisi altındaydı; ben de o sebeple Türkiye''yi Kore''ye götüren şartlar ile 28 Şubat arasında apaçık görünen paralelliklere dikkat çekmiştim.

O dönemde, ABD''nin yanında yer alarak, dönemin jargonunca ''Allahsız komünistler'' olarak bilinen Kore ile savaşmaya gidilecek ve ardından da NATO''ya üye olunacaktı. Yapılmak istenene Türkiye içinde ciddi bir muhalefet vardı; pek çok gazete müthiş eleştirel yayınlar yapıyor, kimi dernekler de mitingler ve sokak gösterileriyle çatışmalardan uzak durulmasını istiyorlardı. Türkiye''yi NATO üyesi yapma girişimi ise, akla gelebilecek her türlü yolla, akamete uğratılmak isteniyordu.

Bir tarafta, hükümet ve Türk askerini Kore''ye göndermek isteyen, NATO''yu uygun bir sığınak olarak gören gazete ve çevreler, ülkedeki her muhalif sesi "Komünist" olmakla yaftalıyorlardı. O dönemde pek çok ilde ''komünist hücre'' keşfediliyordu. Gazetelerde, Türkiye''nin de komünizm tehdidi altında olduğunu akla düşürecek haberler sıkça çıkıyordu. İşi, "Yalova-Çınarcık havalisinde menşei meçhul bir denizaltı görüldü" noktasına kadar götüren gazeteler de vardı. Yüreklere korku salınmak isteniyordu.

Buna karşılık, Kore''ye asker göndermeye karşı çıkan yazarlar ve çevreler de eksik değildi. Sesleri kısılmak istenmesine rağmen, o çevreler de, mitingler düzenleyerek fikirlerini kamuoyuna aktarma ve muhalefet halkasını genişletme çabasındaydı. O dönemin şartları muhalefet için daha zordu tabii.

Konuya eğildiğimde, 1950''li yılların Türkiyesi ile bugün arasındaki en ciddi farklılığın ''asker-siyaset'' ilişkisinde olduğunu fark etmiştim. Hem de ne fark: O günlerde muvazzaf subaylar seçimlerde oy kullanamıyorlardı...

Bakın, konuyla ilgili ne
:

"O günlerde, Türkiye, ABD''nin ''Marshall Planı'' adı altında yardım yaptığı Avrupa ülkelerine gıptayla bakmaktadır. Ankara''da bir Amerikan yardım heyeti kurulur o günlerde. Bir askerî yardım heyeti Ankara''ya gelir. Heyetin başkanı Horace McBride''ın bir açıklaması 23 Temmuz 1950 tarihli Hürriyet''e şöyle yansır: ''Politikanın ordu üzerinde Türkiye''den daha az müessir olduğu bir memlekete dünya üzerinde tesadüf edilemez. Ordunun arasına politikanın girmeyişi çok mühim bir şeydir. Türkiye''de askerler seçimlere iştirak etmezler ve orduda oy hakkına sahip olmak için sızlanmalara rastlanmaz.''

"O günlerin Türk ordusuyla ilgili bir önemli özelliği bu haberden öğreniyoruz. Yok, politikaya ilgisizlik de önemli tabii, ama bana göre, bu ilgisizliğin seçimlerde oy kullanma yasağına kadar varması çok daha ilginç. Amerikalı general, ''Niçin benim de oy hakkım yok diye sızlanmıyor'' sözleriyle övüyor o günlerin oy hakkından mahrum olmayı sineye çekecek kadar politikadan uzak Türk Silâhlı Kuvvetleri''ni..."

Sözün kısası şu: Kore''ye asker göndermek de kolay olmamıştı.