Uğur"lar Olsun

00:0027/11/2012, Salı
G: 6/09/2019, Cuma
Tamer Korkmaz

Selda Bağcan"ın Uğur Mumcu için söylediği o pek etkileyici, hüzünlü türküde ne deniliyordu, önce onu bir hatırlayalım:"Çevirdim anahtarı apansız bir ölümeŞarapnel parçaları saplandı ciğerime (..)Uğurlar olsun, uğurlar olsun"*Uğur Mumcu Suikastı"nın üzerinden neredeyse yirmi yıl geçti; ancak suikastın nasıl gerçekleştiği hususu, büyük çoğunlukla hala daha yanlış biliniyor.O yanlış, türküde de tekrarlanıyor."Mumcu"nun arabasına bindikten sonra kontak anahtarını çevirmesiyle bombanın patladığına" dair

Selda Bağcan"ın Uğur Mumcu için söylediği o pek etkileyici, hüzünlü türküde ne deniliyordu, önce onu bir hatırlayalım:

"Çevirdim anahtarı apansız bir ölüme

Şarapnel parçaları saplandı ciğerime (..)

Uğurlar olsun, uğurlar olsun"

*

Uğur Mumcu Suikastı"nın üzerinden neredeyse yirmi yıl geçti; ancak suikastın nasıl gerçekleştiği hususu, büyük çoğunlukla hala daha yanlış biliniyor.

O yanlış, türküde de tekrarlanıyor.

"Mumcu"nun arabasına bindikten sonra kontak anahtarını çevirmesiyle bombanın patladığına" dair yerleşik kanaat, en başından beri tekrarlanan "resmi görüş"tür.

Kamuoyunun bu şekilde yönlendirilmesiyle ne yapılmak istenmişti; neyin mi üzeri örtülmüştü?

***

Güldal Mumcu, ilk andan itibaren "Bombanın Uğur Mumcu aracına binmeden önce uzaktan kumanda ile patlatılmış olduğunu" düşünüyordu.

Haklıydı.

"Kontak anahtarı yerinde takılı değildi ve olaydan hemen sonra gözümün önünde anahtarı yerde bulup almışlardı" diye anlatıyor, güncesinde:

"Evde yapılan tartışmalarda bomba raporunu yetersiz bulduğumu söylüyordum."

Konuyu tartıştığı yetkililer, Mumcu"nun arabaya binip kontak anahtarını çevirdikten sonra bombanın patladığı hususunda ısrar ediyorlardı.

Emniyetçilerden gazetecilere, Erdal İnönü"nün de aralarında yer aldığı siyasetçilere kadar çokları, inatla "uzaktan kumanda" gerçeğine itiraz ediyorlardı.

Bombanın "misinalı" olduğunda diretiyorlardı.

Patlama anında olay yerinden geçen Murat marka arabanın sürücüsü Uğur Mumcu"yu arabanın dışında gördüğünü söylemişti, ancak sonrasında ne olduysa "Hatırlamıyorum" diyecekti.

Güldal Mumcu, (yıllardır) olay anında üç patlama sesi duyduğunda ısrar etti; resmi görüş sahipleri ise "tek patlama" olduğunu iddia edip durdular.

Öyle ki, Mumcu Soruşturması"nın ilk savcısı Ülkü Coşkun "Patlama sayısının önemli olmadığını" öne sürebiliyor, bu bahsi kapatmak istiyordu!

Güldal Mumcu"ya "Bu işi çözmek namus borcumuzdur diyen hükümetin hiçbir üyesi bana ne olduğunu hiç sormadı bile!

Bu işi devlet yapmıştır. Siyasi iktidar isterse çözer. Ancak, söylediklerimi basına açıklarsanız yalanlarım" diyen Savcı"dan söz ediyorum.

1996 Mayıs"ında Güldal Mumcu"yu evinde ziyaret etmiş olan Yeşil"in, evin karşısındaki camiyi "Ti Camii" adıyla işaretlemesi; arabadaki bombayı patlatan "uzaktan kumanda"nın yukarıdaki caminin avlusunda konuşlanmış olabileceğini akla getiriyor.

*

Uğur Mumcu, "arabasına binip kontak anahtarını çevirdikten sonra" değil; tam binmek üzere iken "uzaktan kumanda ile" aracına konulmuş bombanın patlatılması sonucu hayatını kaybetmişti.

Misina Öyküsü"ne dayalı resmi tez ise bu hakikati ısrarla perdeledi; böylelikle olayın perde arkasına seyahat edilmesini daha ilk andan itibaren engellemiş oldular.

Burada "O yıllarda, uzaktan kumanda ile bombalı suikast yapabilen hangi terör örgütler vardı?" diye sormak gerekiyor!

Kamuoyuna ihtimamla sufle edilen "İslamcı Terör Örgütleri"nin, klasik yöntemle yani "Misinanın ucundaki, kontak anahtarını çevirince infilak eden bomba" ile suikastı yaptıkları yalanını pazarladılar, "ağızlara laik" bir biçimde de topluma yedirdiler.

*

Uğur Mumcu Cinayeti"ni uzatmalı tehditlerle, yoğun işkencelerle "üstlenen/üstlenmek zorunda bırakılan" failler hapse atıldılar, hüküm giydiler.

Böylelikle suikast, sözde İran destekli İslamcı örgütlerin, "onların eylemcilerinin" üzerine itina ile yıkılmış oldu.

Son tahlilde, "Umut Operasyonu" ile cinayet "çözülmüş gibi" yapıldı, kamuoyuna bu şekilde lanse edildi; böylece suikastın asıl failleriyle onları istihdam eden "derin odak" gizlenmiş oldu.

Daha önce de yazdığım gibi, Uğur Mumcu"nun kalemini kıran/asıl faillerin bulunmasını engelleyen ABD-NATO"ya bağlı, bağımlı "İçerideki Üst Yapı"ydı. (Baronlar Konseyi)

Güldal Mumcu"nun bugüne kadar yüzleşemediği ve asıl seyahat etmesi gereken hadise burada saklıdır!

*

Finali, Güldal Hanım"ın anı kitabında yer alan çok ilginç bir bölümle yapıyorum:

"Umut Davası"nın duruşmalarından biri daha gerçekleşti, bugün. (7 Eylül 2001)

Sanıklardan Rüştü Aytufan, bir dilekçesini okudu ve dosyaya girmesini sağladı.

Dilekçesinde, şöyle diyor: Tutuklu bulunduğum Eskişehir özel tip cezaevinde bir heyetin beni ziyaret edeceği söylendi. (..) 6 Eylül"de başsavcının odasına götürüldüğümde karşımda ABD büyükelçiliğinden güvenlik müsteşarı olduğunu söyleyen kişiler buldum.

Konumlarını CIA mensubu oldukları yönünde belirginleştiren bu kişilerce sorgulanmak istedim. İran"a gidip gitmediğim, ABD büyükelçiliğinin yerini bilip bilmediğim yönündeki sorulara muhatap oldum.

Bugün, ABD ve CIA tarafından sorgulanmak üzere alınabiliyorsam yarın da İsrail heyeti tarafından mı sorguya çekileceğim? Mahkeme tarihinden bir gün önce CIA tarafından psikolojik baskı altına alınmam mahkemenin seyrini etkilemek değil midir?"