Ramazan özel sayfa
  • İFTARA KALAN SÜRE 00:00:00
Yazarlar İstiğna ve tuğyana karşı oruç, kadim bir muallim

İstiğna ve tuğyana karşı oruç, kadim bir muallim

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı

Hayatımızda ne kadar farklılaşırsak bütün farklılıklarımızdaki aynılığı hatırlatan bir olaydır

Ramazan. Birbirimizden ne kadar uzaklaşırsak uzaklaşalım, vakti geldiğinde bütün mesafeleri kapatarak yakınlaştıran bir cazibedir. Başladığımız noktadan itibaren ne kadar değişirsek gelip bizde değişmeyen ve değişmeyecek özü, ilkeyi, duruşu hatırlatan bir tezkire. Bizden öncekilere farz kılınmış, bize de farz kılınmış oruç.

Bizden ne kadar öncekilere? İlk insana da mı? İlk insandan son insana kadar farz kılınmış bir eylemin aynı zamanda insanlığımızın özüne dair konu olması da kaçınılmaz değil mi?

İnsan üzerine düşünmenin bir yolu oruç üzerine düşünmekten geçer. İçerdiği bütün anlam, mahiyet ve sonuçlarla birlikte.

Oruç, insanın insan olduğunu iliklerine kadar hissedebileceği en önemli eylemlerden biri. Bir beşer olarak her türlü arzusuna, şehvetine isteğine gem vurabilecek bir varlık olduğunu gördüğü, hatırladığı ve tecrübe ettiği bir eylem.

Modern dünya insanı hep haklarıyla birlikte ele alıyor, hep bu yanıyla öne çıkarıyor. Bütün haklar da insanın sadece istekleri, arzuları, talepleri olan boyutuyla ilgili. İnsan hakları elbette hor görülen, ezilen, zulmedilen insanlar durumunda hayati bir konu. Ancak İnsan sadece haklarından ibaret bir varlık değil. Sadece arzuları, istekleri ve talepleri olan bir varlık değil. İnsan sorumluluk sahibi bir varlıktır da. Esasen insan hakları konusunda yaşanan sorunların önemli bir kısmı başka insanların talepleri ve isteklerinin gem vurulmayan taşkınlığından kaynaklanıyor. İnsanların başka insanlara hükmetme isteği, başkalarının da ihtiyacını düşünmeksizin, sadece kendi isteklerine odaklanması, başka insanlar üzerine ve doğa üzerine iktidar arzusu insanı dünyada eşrefi mahlukat bir varlık olmaktan çıkarıp bütün varlıklara tasallut etmiş en önemli sorun haline getiriyor.

Bu önemli sorunla başetmenin en önemli yolu insanın sorumluluk sahibi bir varlık olduğunu da hatırlamasından geçiyor. Hiçbir şekilde gem vurulmayan istekler, canı ne istiyorsa hemen şimdi yapma konusunda varolan imkanları sonuna kadar kullanma, varolmayan imkanları da sonuna kadar zorlamak. İnsanın haddi aştığı, tuğyana daldığı hal olarak tanımlanıyor Kur’an-ı Kerim’de. “İnsan haddi aşmış, azgınlığa düşmüştür, çünkü kendisini müstağni görmüştür” (Alak Suresi).

Tuğyan ve istiğna birbirini doğuran tavırlar. İnsan bu dünyada sahip olduklarını kendinden bildikçe, herşeyi veya çok şeyi bildiğini zannettikçe, bildiğinin veya sahip olduklarının kendisine yettiğini düşündükçe, aslında kendisine verilmiş olan veya gücünün yetebileceği bütün varlıklar üzerinde istediği gibi tasarrufta bulunabileceğini düşündükçe tuğyana dalıyor, haddini aşıyor.

Oysa hiç bir şey bize ait değildir. O’nun bize öğrettiğinden başka hiçbir şey biliyor değiliz. Bildiğimiz herşeyin zandan ibaret olduğunu hergün bize hatırlatan bir dizi şey oluyor, kulak kabartıp öğüdümüzü almak durumundayız. Oruç bize bu şekilde düşünmeyi tam bir davranış tarzı, hayat tarzı haline getirerek doğru düşünmeye yardımcı olan bir eylem.

Başta bedenimiz olmak üzere şu hayatta sahip olduğumuz hiç birşeyin bize ait olmadığını ve onun üzerinde istediğimiz gibi tasarrufa sahip olmadığımızı fiilen öğretiyor. Bedenim benim ve ben istediğim gibi davranırım diyemem. Onu istediğim gibi kullanmanın başkalarının bedenine tecavüz eden bir yanı var. İşin aslı, bir nefesi bile kontrolümde değil bu bedenin. Oruç kendi bedenimiz üzerinde düşünmekten yola çıkarak başkalarına karşı sorumluluğumuzu öğreten etkili bir muallim. Bedenim bana ait olmadığı gibi, dünya benden ibaret değil, dünyada yalnız değilim ve ben başkalarına karşı da sorumluyum dersini en etkili biçimde ruha ve şuura kazıyan bir muallim.

Geçtiğimiz yıl her zamankinden biraz farklı bir yolla gelmişti oruç. Bu yıl aynı hali tekrarlıyoruz. Aslında bir süredir dünya neredeyse zorunlu olarak, Ramazan’dan bağımsız olarak oruç hali yaşıyor. Normal zamanlarda yapabildiği birçok şeyden kendini ya gönüllü olarak veya zaman zaman uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları dolayısıyla zorunlu olarak yapıyor bunu. Eve kapanmış olanlar, her ne kadar evde hayatı hiçbir şey olmamış gibi devam ettirseler de bu kapanmada orucu anımsatan, onun görevini bir nebze yerine getiren bir şeyler vardır.

Yaşamakta olduğumuz bu sosyal kapanma yüzünden Ramazan’ı yoğun bir sosyalleşmeyle tezahür eden büyük bir heyecanla karşılayamıyoruz bu yıl da. Ramazan’ın giderek kaçınılmaz alışkanlıkları haline gelmiş olan toplu iftarlar, teravihler, alışverişler ve toplanmaların atmosferinden uzağız.

Bu alışkanlıklardan uzaklaşmış olmanın yarattığı hüzünlü havayı soluyoruz. Oysa belki de oruçta Ramazan’ın arazı olan o alışkanlıklara da sıra gelmişti, onların da bizde orucun anlamından bizi uzaklaştıran boyutlar üzerinde düşünmemiz ve onun da orucunu tutmamız gerekiyordur.

Bu sayede belki Ramazan aynının aynı zamanda bir itikaf ve bilhassa Kur’an ayı olduğunu daha iyi idrak edebiliriz. Kur’an’ın hayatımızdaki yerini çok iyi idrak edip yaşayabileceğimiz bir ay olarak Ramazan mübarek olsun.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.