Yazarlar Taliban mı çok değişmiş, biz mi yanlış bilmişiz?

Taliban mı çok değişmiş, biz mi yanlış bilmişiz?

Yasin Aktay
Yasin Aktay Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Afganistan’da bir süredir bütün şehirleri ele geçirerek ilerleyen Taliban’ın bir yandan da ABD ve hükümet ile Doha’da müzakerelere devam ettiği biliniyordu. Bu müzakereler devam ederken Taliban’ın ilerleyişi ve en son Kabil’e de öngörülenden de hızlı bir biçimde girmesi ilk bakışta bir çelişkiydi. Bunun üzerine ABD ile ilgili bilinen bütün klişeler tekrar devreye girdi.

Olayda yine işlemekte olan bir ABD planı olmalı. Afganistan’ı belli ki Taliban’a bırakmış ve bu terk edişle ilgili mutlaka çok daha derin ve çok daha sinsi hesaplar olmalı.

Bu hesap ne olabilirdi mesela? Taliban’ın malum yaban görüntüsü, İslam ve şeriat adına bütün dünyada üreteceği bolca korkunç görüntülerle yeni İslamofobik savaşlara meşru bir atmosfer oluşturması?

İyi de böyle bir senaryo için ABD’nin bütün dünyanın gözü önünde bırakın şeref ve haysiyetinin, kendi karizmasının, güvenilirliğinin, itibarının, imajının yerle bir olmasını göze almaya değer miydi?

Kim ne derse desin ABD için çok açık bir hezimet görüntüsü oluştu. Amerikan efsanesinin tamamen çöktüğü bolca görsel manzara dünyanın zihnine kazındı. Sadece kendi askerleri değil, 20 yıllık süreç içinde kendisiyle iş birliği yapmış herkesin havaalanında, ülke sınırlarında verdiği görüntü ABD’ye güvenerek onunla kendi ülkesi aleyhine iş birliği yapmanın eninde sonunda feci bir şekilde ödenecek bir bedeli olduğunu da söyletti cümle aleme. Bu saatten sonra kendi ülkesinin aleyhine kim ABD ile iş birliği yapmayı göze alabilir?

İşin çok çarpıcı ve önemli bir boyutu bu. Ama birileri hala ABD’nin çekilişi ve Taliban’ın açık zaferine hala ABD efsanesini daha da besleyecek yorumlarda bulunabiliyor. Oysa Biden aslında bu çekilişi ve Taliban’ın Kabil’e girişini çok daha makul ve çok daha inandırıcı bir biçimde açıkladı: “ABD Afgan hükümetine ihtiyacı olan her şeyi verdi. 300 bin Afgan askerini eğiterek düzenli bir ordu kurdurduk. Bunlar 75 bin Taliban gücüne karşı savaşabilirdi. Teslim olmaları veya savaşmadan kaçmaları kaçınılmaz değildi. Afgan siyasi liderleri teslim oldu ve ülkeden kaçtı ve Afgan ordusu savaşmayı reddetti. Amerikan kuvvetleri, Afgan kuvvetlerinin savaşmayı reddettiği bir savaşta savaşmamalı ve ölmemelidir.” Daha ne desin?

Aslında Doha’da yapılan müzakerelerde hem ABD’nin hem de Afgan hükümeti unsurlarının güvendikleri şey, Taliban’ın da bir güç olarak dikkate aldığı şey bu 300 bin kişilik ordunun varlığıydı. Bu ordu Taliban’ı biraz daha ilerlemekten men ediyordu ve müzakerelerde karşı tarafın bir kozu olarak kabul ediyordu. Ancak hem ABD’nin hem de bizzat Taliban’ın beklemediği şey bu ordunun savaşmak yerine giderek ilerlemekte olan Taliban karşısında içine düştüğü psikolojik çöküntü oldu.

Kabil’i almadan önce, Kandahar, Mezar Şerif’in de aralarında olduğu 30’a yakın şehir merkezini ele geçirmişti Taliban. Ama buraları ele geçirmesi Kabil’e de yürüyeceği anlamına gelmiyordu. Müzakereler esnasında buralardaki hareketliliği, aslında imzalanması beklenen ateşkese kadar ilerleyebileceği kadar ilerlemek ve ateşkesle birlikte elini yükseltmiş olmaktı. Ancak bu hareketlilik karşısında Cumhurbaşkanının, içişleri bakanının ve diğer birçok bakanın ülkeyi terk ettiği haberleri yayılınca Taliban’ın Kabil’e ilerlemesi de mukadder oldu. Bizzat Taliban sözcüsü bile “biz de beklemiyorduk Kabil’e girmeyi” demek durumunda kaldı.

Bu sonuç ABD başkanı Biden’ın da kesinlikle öngöremediği bir durumdu. Afganistan’ı elbette Taliban’ın da ortak olduğu yeni bir siyasi oluşuma bırakmak vardı ama tamamen Taliban’a terk etmek yoktu hesapta.

Hesapta olmayan gerçek oldu. Neresinden bakarsanız, Taliban açısından 20 yıllık sabırlı ve kararlı bir direnişin sonucu olarak ortaya çıktı bu tablo. Taliban kendisi hakkında üretilen algı çalışmalarıyla fazla ilgilenmeden Afgan halkının kendi içinde yaşadığı huzursuzluğa, işgalin sonuçlarına, yolsuzluğa ve kötü idareye karşı sessiz sedasız Afgan halkının büyük çoğunluğunu yanına çekmeyi başardı. O yüzden girdiği hiçbir şehre zorla girmedi. Hepsine de Kabil’e girdiği gibi kolaylıkla girdi. Çünkü girdiği yerde halkın büyük çoğunluğu onu kabulle karşıladı. O da zaten girdiği şehirlerde bazılarının beklediği gibi katliamlar yapıp kan dökmedi, dehşet ve korku salmadığı gibi yönetim kadrolarında ciddi bir değişikliğe bile gitmedi. Herkesin işine gücüne kaldığı yerden devam etmesini istedi.

En çok kötü şöhret bulduğu kadınlara müdahale konusunda bile hiç beklenmeyen mesajlar verdi. Kadınları bırakın eve kapatmayı veya barbarca cezalandırmayı, hükümette çalışabileceklerini bile ilan etti.

Normalde bu çapta bir askeri başarı kat etmiş bir hareketten beklenebileceğin aksine şehirde hiçbir güvenlik boşluğu, yağma, tecavüz veya taşkınlık olmadı. Bilakis başkanlık sarayını ele geçiren Taliban komutanları ve askerleri burada bütün huşuları ve tevazuları içinde ağlayarak okunan Nasr suresini dinlediler.

Belli ki herkesin Taliban hakkında duyduğu ve bildiği her şeyi unutması gereken bir noktadayız.

Yine tabi, gündemimize tekrar bütün hızıyla ve şaşırtarak giren Taliban’ı hayretle izlemeye devam edeceğiz. Muhtemelen bu esnada ya Taliban çok değişmiş diyeceğiz veya belki de Taliban hakkında üretilmiş birçok algı operasyonunun nasıl bir kurbanı olduğumuzu her seferinde hayretle göreceğiz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.