Sınıflaşmış Türkler-I (dijital asimilasyon)

04:0019/05/2026, Salı
G: 19/05/2026, Salı
Yusuf Dinç

Son dönemde sermaye büyük değişimlere uğradı. Yönetim kurulu başkanları değişen büyük holdingler oldu. Grupların şirket satışları görüldü. Bunlar bir yorum gerektirir elbet. Ama o yorum şu değil; “satıp kaçıyorlar”. Ekonomiler dönüşüyor, işler dönüşüyor, devlet dijitalleşmenin marş kolundaki kilidi açıyor, paradigma başkalaşıyor. Ver artık her iş verimsiz. Mesela bir banka olmak için binlerce kişi ve yüzlerce şubelik maliyet yerine dijital bir altyapı birkaç on personel yetiyor. İşte bu etkenlerin

Son dönemde sermaye büyük değişimlere uğradı. Yönetim kurulu başkanları değişen büyük holdingler oldu. Grupların şirket satışları görüldü.

Bunlar bir yorum gerektirir elbet.

Ama o yorum şu değil; “satıp kaçıyorlar”.

Ekonomiler dönüşüyor, işler dönüşüyor, devlet dijitalleşmenin marş kolundaki kilidi açıyor, paradigma başkalaşıyor. Ver artık her iş verimsiz.

Mesela bir banka olmak için binlerce kişi ve yüzlerce şubelik maliyet yerine dijital bir altyapı birkaç on personel yetiyor. İşte bu etkenlerin hepsi birden Türkiye’deki sermaye gruplarında yansımasını göstermeye başladı. Asıl değişimse henüz başlamadı bile. Gerçek yorum bu.

Yalnız meselenin bir de toplumsal tarafı var. Bizim için bir asimilasyona dönüşme potansiyeli olan bir problem…

İzaha şuradan başlayayım; satıp kaçıyorlar yorumu yapanlar, “seçim ekonomisi uygulanacak, o gün ucuz krediler açıldığında her şeyi toplayacağız,” diyenlerle aynı kişiler.

Yalnız hiçbiri bir fabrika, atölye falan almaktan; sonra teknoloji adaptasyonuna tabi tutmaktan bahsetmiyor. Varsa yoksa arsa, konut, ıvır zıvır…

Bu yorumların çıkış kaynağı da mesajı da sosyal medyada gördüğü itibar da bir sınıflaşmaya işaret ediyor. Problemimiz de bu…

Türk toplumu görünen o ki tarihin en yıkıcı sınıflaşmalarından birisine doğru gidiyor. Yıkıcı diyorum çünkü bildiğimiz bizde sınıflaşma yoktur.

Hatta sınıflaşmanın görülmediği az kavimden birisiyiz. Askerse herkes asker, ilmiyeyse herkes allame-i cihan, aristokrasi falan beş kuruş itibar görmez...

Türkler karakterlerini değiştirecek sınıflı bir yapıda varlığını Türk olarak sürdürebilir mi? İşte bu rahatsız edici bir soru.

Evvela herkes bilmeli ki sınıflaşmaya doğru gidişat bir kapitalistleşme belirtisi. Toplumun özellikle genceyakın kuşağında ücrete değil, rant türlerine dayanan orta sınıfta yeni bir konumlanma talebi olduğu anlaşılıyor. Ekonomik özgürlüğünü başkası üzerine kurup dünya ortalamasında bir yere yerleşmeyi arzular gibiler. Bu şartlarda bu gelişimi ekonomik bir sınıflaşmadan ibaret göremeyiz. Ekonomik kısmı sosyal bir ayrımın görünen yüzü olur. Çakarlar, çukurlar, uçkurlar falan da hep buna dairdir.

Orta sınıf normalde ücret üzerine kurulu bir gelir grubudur. Toplum bunu emekle ilişkisi nedeniyle adil bulur. Ama başka türlü bir orta sınıflaşma ekonomik ölçüden çıkıp sosyal bir pozisyon açar.

Dedik ya önümüzdeki olgu sermayeyi etkileyen değişimle de alakalı diye; millet de değişimin farkında.

Dijitalleşmenin bir küresel sınıflaşma üreteceğini görebiliyorlar. Sınıf arayışları toplumsal bir katman oluşturmaktan çok bir korunma refleksine benziyor zaten. Dijitalin getireceği global sınıflaşmadan sakınmak için diğerlerine rağmen kendileri adına yeniden bir ayarlama yapmak istiyorlar. Ama sonuç değişmez. Çoğu toplum için fark etmez ama bizim toplum karakterinde en belirgin aşınma başlar.

Açıkçası dijitalleşmeden beslenen ve bizim için asimilasyon anlamına gelen bu değişim etken değil, edilgen bir asimilasyon olması.

Toplum aklıyla veya evhamlarıyla kendini asimile ettirmeye hazırlanıyor.

Burada yeni tür bir sınıflaşma görmemin diğer boyutu da orta gelirin yeniden tanımlanmasının finansmanı meselesidir. Ücretin yerini rantın almasıdır.

Ücret adaletinden ve orta sınıf ücretin adaletinden kopmaya doğru gitmektedir.

Peki bu yeni orta gelir ücretin yerine koyduğu rantı nasıl finanse edecektir?

Bir sonraki yazıda…

#ekonomi
#politika
#Yusuf Dinç