Türkiye = OPEC

04:0018/12/2022, Pazar
G: 18/12/2022, Pazar
Yusuf Dinç

Yeni Şafak·Yusuf Dinç - Türkiye = OPEC2022’de iki büyük ekonomik olay oldu. Birincisi tahıl koridoruydu. Temel gıda ürünlerinin temininde kâbus gören dünya için Türkiye’nin ortaya koyduğu bir gayretti. “Dünya beşten büyüktür” ifadesinin de teyidi oldu. Türkiye, Birleşmiş Milletler'in garantörü gibi bir konumla koridor anlaşmasına girdi.İkinci büyük olay ise Cumhurbaşkanı’nın on yıllardır emek verdiği bir projede geçtiğimiz haftaki Türkmenistan ziyaretiyle sona gelerek dünyanın enerji denklemini

2022’de iki büyük ekonomik olay oldu. Birincisi tahıl koridoruydu. Temel gıda ürünlerinin temininde kâbus gören dünya için Türkiye’nin ortaya koyduğu bir gayretti. “Dünya beşten büyüktür” ifadesinin de teyidi oldu. Türkiye, Birleşmiş Milletler'in garantörü gibi bir konumla koridor anlaşmasına girdi.

İkinci büyük olay ise Cumhurbaşkanı’nın on yıllardır emek verdiği bir projede geçtiğimiz haftaki Türkmenistan ziyaretiyle sona gelerek dünyanın enerji denklemini değiştirecek hamlesinin çevresini bütünüyle kurması oldu. Bu öyle bir hamle ki
Türkiye eşittir OPEC
(Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü) denebilecek kadar belirleyiciydi. Bu denklemin bir tarafındaki enerji yoksunu
Avrupa, elektrik altyapısını kaybetmiş Ukrayna’dan uluslararası pazarlarda mum kaçırmaya çalışıyor.
Denklemin diğer tarafındaki enerji üreticileri için güvenli bir hatta yeni pazarlar açmak hayal gibi bir imkân. Dünya daha ne isteyebilir ki…

Peki, Türkiye ne kazanacak bu işlerden?

Türkiye eşittir OPEC, Türkiye’nin artan stratejik önemini yorumlamaya sanırım yeter. Başka hiçbir ülke yeni bir enerji teknolojisi dışında hiçbir şeyle böyle bir eşitlik kuramaz. Ama en az bu kadar hatta bence daha fazla önemli olan kazanç, enerjinin Türkiye’de fiyatlanacak olması bileşeni olarak görülmeli. Bu imkân şimdi Türkiye’nin avucunda ve ülke ekonomisine bambaşka bir derinlik kazandıracak.

Tek başına enerjinin Türkiye’de fiyatlanması dahi Türkiye’yi bir finans merkezi yapmaya yeter. Bunun yanına tahıl fiyatlamasını, yanına Türkiye ekonomisinin derinlik ve çeşitliliğinin bileşenlerini kattığınız da senaryo bambaşka boyutlar kazanır.

Finans merkezi Türkiye’deki ekonomik aktörlerin gerçekleştirmek istediği yatırımların kaynak problemini çözer. Türkiye katma değeri yüksek yatırımın cenneti olur.

20 sene önce Türkiye’nin bunları tartışacağını düşünmek, dünyadan enerji fiyatlamasının merkezinin Türkiye olacağının söylendiğini işitmek falan hayaldi. Şimdi bunlar gerçek olmaya çok yakın. Kavga da o yüzden şiddetli.

Türkiye Yüzyılı altı doldurulmamış bir vizyon değil. Türkiye Yüzyılı barışa susayan dünyanın ortak vizyonu. Türkiye bu vizyona sahip çıkmalı.

İTHAL İKAMECİ FİNANSMAN

Bir ülke düşünün; yüzbinlerce ayakkabı sektörü paydaşı var ama bankalarda ayakkabı ithalatçılarının itibarı daha yüksek…

Bir ülke düşünün; dünya çapında beyaz eşya üreticileri var ama beyaz eşya ithal edenlere tonlarca kredi veriliyor…

Bir ülke düşünün; milyonlarca tekstil sektörü paydaşı var ama tekstil ithalatı finansmanında bankaları çok hevesli…

Bir ülke düşünün; çok yetenekli gıda üreticileri var ama gıda ithalatı için kredi kanalları sonuna kadar açık…

Bir ülke düşünün; henüz bu başlığı açmak için erken olsa da otomobil üretmeye başlayacak ama otomobil ithalatı için kredi verilmeye tam gaz devam edilecek…

Verdiğim örneklerin ve onlarca başkasının her biri iktisadi olarak farklı değerlendirilmek durumda olsa da daha finans tarafındaki durum aynı.

Özetle bir ülke düşünün; kendi öz varlıklarını on yıllardır başkasının yurtdışındaki yatırımlarını ve istihdamını desteklemek için kullanıyor.

Bankalardaki para bankaların değil. Bankalardaki para toplumun kendisinin... Toplumun kendi varlıkları, kendi paraları, başkasını finanse etmek için kullanılmamalı. Toplumun kendi varlıkları merhum Muhsin Yazıcıoğlu’nun hafızalara kazınan ve 15 Temmuz’da milleti ayağa kaldıran ifadesindeki gibi namlusu kendine dönmüş tank misali kullanılmamalı, kullanılamaz.

İthalat, eksik bulunan, bazen aşağı yönlü belirgin fiyat farkı bulunan ya da stratejik ürünler gibi başlıklarda anlamlıdır. Ya da bu şartlarda ithalatın finansmanı makul görülebilir. Ama keyfe keder ithalatlara finansman sağlamak, kredi vermek olsa olsa kendi ayağına sıkmaktır.

Keyfe keder ithalat yapılmasın demiyorum. Yapılsın ama keyfe keder ithalatçı bu ürünlerin ithalatını toplumun kaynaklarını kredi olarak alarak değil, kendi kaynaklarıyla yapsın. Varsa parası buyursun neyi istiyorsa getirsin yani.

Hatta ithalat yaptığı işletme ona kredi açsın. Tıpkı Türkiye’nin ihracatçılarının vadeli çalışmak durumunda olduğu gibi çalışsınlar. Ekonomideki temel bir sorun çözmüyorlarsa ithalatlarını nasıl çözüyorlarsa çözsünler.

Toplumun varlıkları, topluma ithal ikameci döviz girdisi sağlayan, istihdam alanı açan, üretim kapasitesini artıran yatırımlara aktarılsın, keyfe keder ithalatçılara değil.

Türkiye’de kredi anlayışının değişmeye başlaması 2022’nin en önemli kazanımıydı. Aslında selektif kredi kavrayışına ulaşmakta geç bile kalındı.

Bankaların konforundansa ekonominin ve toplumun konforunu düşünmekten başka yol yok.

Hatta patron bankalar değil. Patron kredi alanlar da değil. Patron mevduat sahipleri… Mudiler selektif kredi politikaları olmasa dahi para yatıracağı bankayı seçerken kendi lehlerine mi, yoksa aleyhlerine mi iş gördüklerini denetlemek durumundalar. Millilik bir anlamda böyle olur; kendi milli menfaatlerini koruyarak.

#Türkiye
#OPEC
#Avrupa