CHP + MHP neden, nasıl?

Doç. Dr. İbrahim Aydın
00:007/03/2007, Çarşamba
G: 7/03/2007, Çarşamba
Yeni Şafak
CHP + MHP neden, nasıl?
CHP + MHP neden, nasıl?

Konjonktür gereği iki partinin tavanlarında oluşan birlikteliğin, ahenkli bir şekilde tabanlara yansıması mümkün değildir. Piramidin üst kısmında milliyetçilik/milli değerler gibi söylemlerin eşitlenmesi, CHP ve MHP'ye oy sağlamada bir sinerji yaratamaz. Çünkü uzlaşı toplumsal talepler değil, devletçilik üzerinedir

Güçler dengesinin çatışma alanının tam merkezine oturan Cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin siyasi tansiyon gittikçe yükseliyor. Manipülasyon amaçlı olup olmadıkları tartışıladursun, bazı anket sonuçlarının 3-4 partili bir meclisi işaret etmesi, daha şimdiden muhtemel koalisyon senaryolarının da konuşulmasına yol açıyor. Bunlardan biri de CHP, MHP ilişkisi. CHP ve MHP arasında gidip gelen sıcak temasların yarattığı zımni bir ortaklık, bazı kesimlerde mevcut “hükümete alternatif” bir koalisyonun yeşil ışıkları olarak algılandı. MHP yetkililerinin “cumhuriyete ve temel değerlerine yönelik tehditlere karşı ortak paydalarda buluşmalar” olarak tanımladığı bu zeytin dalı, CHP semalarından da anlamlı bir karşılık buldu. Bu bağlamda MHP'deki kavram düzeltmesine vurgu yapılarak Atatürk İlkeleri çerçevesindeki bir milliyetçilikten sitayişle bahsedildi.

Fakat şu bir gerçek ki, CHP'nin iktidara taşınabilmesi için MHP ve DYP'nin birine veya ikisine birden ihtiyaç duyulduğudur. Seçimler öncesi partilerin birbirlerine karşı kullandıkları özel dilin niteliği açısından dikkat çekici husus, Cumhurbaşkanlığı konusunda, CHP ve MHP yetkililerinin AKP'ye yönelik demeçlerinin şaşırtıcı derecede benzerliğidir. Sayın R. Tayip Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı seçtirmemeye yönelik bu takım arkadaşlığında ortak payda olarak “milli değerler” ve “cumhuriyeti korumak” gibi argümanlar kullanılsa da, derinliğine bir analiz yapıldığında, her iki partinin siyaset yolunun “devletçilik” ekseninde tam olarak çakıştıkları görülür. CHP henüz bürokratik devlete yaslanmış tüzel bir kişilikten kurtulmuş değildir. MHP'de ise yıllardır devlet merkezli bir konseptten, millet/birey merkezli bir politikaya geçememenin sıkıntısı çekilmektedir. Son günlerde her iki partinin yöneticileri tarafından, hükümetin “anayasal organlar” ile kavgalı olduğunun sık sık vurgulanması, merkezdeki bürokratik devlete verdikleri özel önemin bir yansımasıdır.

Parlamenter demokrasilerde çıta, halkın taleplerinin kolayca merkeze taşındığı ve bunlara çözüm sağlandığı oranda yükselir. Toplumsal talepler ile bürokratik devletin isteklerinin çatıştığı noktada, her iki parti kurmaylarının gösterdikleri benzerlikler/farklılıklar incelendiğinde, CHP ve MHP arasında kimi konulardaki özdeşliğin asıl nedeni biraz daha berraklaşacaktır. Sivil inisiyatiften bağımsız olarak -bürokratik devlete sıkıca bağlılığın bir gereği- tavanda oluşan bu yavan ve yapay birliktelik, bal vermeyen arı misalini aşamaz. MHP ile CHP açısından, Cumhuriyet'in kurucu iradesi ve felsefesine bakışta bazı benzerliklerin olması doğaldır.

TABANIN DURUMU

Bu tür benzerlikler, iki parti arasındaki derin ideolojik farklılığı görmeye engel değildir. Tarihsel süreçte tanımlayıcı bir özellik olarak CHP'nin sabitesi laiklik, MHP'ninki ise milliyetçilik olmuştur. MHP'nin dinamik yapısını oluşturan geleneksel taban açısından İslami motifler, gündelik hayatta vazgeçilmez bir değer taşır. İki partinin tabanları arasında derin uçurumun bir nedeni de, siyasal arenada yakın geçmişe dayalı sert çekişmelerin yoğunlaştırdığı psikolojik tortulardır. Kısacası, CHP ve MHP'nin tabanı arasındaki farklılık, siyasal düzlemde kapatılabilir bir esneklikte değildir. Piramidin üst kısmında milliyetçilik/milli değerler gibi söylemlerin eşitlenmesi, CHP ve MHP'ye oy sağlama açısından bir sinerji yaratamaz. Siyasi dinamiklerin kolayca değişebildiği kırılgan bir fay hattında uzanan Türkiye'de, çok şefli orkestraları aratmayan koalisyonlar ile devasa problemlere tutarlı ve hızlı çözümler bulmak son derecede zordur. Yakın geçmişte “uyum ve atılım” hükümeti iddiasıyla kurulan 57. Hükümetin toplumun dağarcığında yarattığı korku tüneli, bugün bile tazeliğini bütün ihtişamıyla sürdürmektedir. Son bir yılda 20 milyar dolar yabancı sermayenin girdiği bir Türkiye'de, küresel sermaye karşıtlığı üzerine inşa edilen ulusalcı bir hükümetin, ekonomi dünyasında yaratacağı sarsıntıların derecesini şimdiden kestirmek mümkün değildir. Ayrıca, milliyetçi-sol düzlemde kurulacak bir koalisyon, AB Projesi ölçeğinde Türkiye'nin yol haritasında bazı makro düzeltmelerin yapılmasını zorunlu kılabilir.

POLİTİK USLUP OLARAK BİRLİKTELİK

Ecevit'in liderliğindeki bir DSP'nin, Baykal liderliğindeki bir CHP'den çok daha esnek olduğu varsayımıyla, muhtemel bir CHP-MHP koalisyonunun kendi iç dinamikleri gereği uyum içinde çalışabileceğini düşünmek çok fazla iyimserliktir. Bunlara üçüncü ortak olarak katılacak DYP'nin, uyum adına sağlayabileceği katkı ise son derecede sınırlıdır. Her şeye rağmen, ulusalcı düzlemde yaratılan milliyetçi-sol bir hükümet, ülkemizdeki hayal dünyasının çeşitliliğine ve zenginliğine bir katkı yapabilir!

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde, son derecede sert bir üslupla yürütülen bir kampanyanın reel politik açıdan CHP'ye kaybettireceği hiçbir şey yoktur. Şüphesiz ki, siyaseten Cumhurbaşkanlığı seçiminin en belirleyici aktörü AKP'dir. Siyaset biliminin incelikleri açısından, MHP yöneticilerinin Cumhurbaşkanlığına ilişkin keskin tavırları, muhtemel ki genel seçimler sonrası politik duruşların şekillenmesine de etkili olacaktır. Sayın Bahçeli'nin “Kutan ve Çiller dinlenmeli.” söylemiyle 57. hükümet kurma çalışmaları sırasında partisinin hareket alanını son derecede daralttığı gerçeğinden hareketle, gelecekte muhtemel bir AKP-MHP yakınlaşmasın da engel oluşturacak bu sert ve keskin üslubun, siyaset yapma ve yönetebilme sanatı açısından son derecede tartışmalı olduğu ortadadır.

Türkiye'deki demokratik kültürün yerleşmesi ve siyasetin kalitesi açısından CHP ve özellikle de MHP yetkilerinin Sayın Sezer'e gösterdikleri tolerans ve saygıyı, kim olursa olsun yeni seçilecek Cumhurbaşkanına da göstermesi gerekmez mi?

* Ondokuz Mayıs Üniversitesi Öğretim Üyesi