
Brezilya’nın ilk kadın Devlet Başkanı Rousseff'in koltuğunu sarsan olaylar, Türkiye’de paralel yapının yaptığı 17 Aralık kalkışmasına benziyor. Selam Kumpası iddianamesinde, iki ülkede yaşananlar arasındaki benzerliklere dikkat çekildi. İddianamede, Tahran Deklarasyonu vurgusu yapılarak Brezilya’daki olayların 17 Aralık’tan 3 ay sonra başladığı belirtildi.
Brezilya'da, Türkiye'deki Gezi Parkı olaylarıyla eş zamanlı sokaklara yayılan gösteriler ile 17 Aralık'tan sadece 3 ay sonra başlatılan “yolsuzluk soruşturması" amacına ulaşıyor. Brezilya'da Kongre, Devlet Başkanı Dilma Rousseff hakkında soruşturma kararı verdi. Eğer Senato da aynı kararı verirse ülkenin ilk kadın devlet başkanı koltuğunu kaybedecek. Brezilya'da adım adım gerçekleştirilen darbe, Türkiye'nin yakın dönemde içinden geçtiği krizlere oldukça benziyor. Aralarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun da bulunduğu binlerce kişinin uydurma isimlerle dinlendiği 'Selam Kumpası' dosyasında Brezilya'nın başına gelenlerin asıl nedenine yönelik ipuçları yer alıyor.
'Selam Kumpası' iddianamesinde, yüzlerce mütedeyyin ismin hapishanelere doldurulmasının planlandığı soruşturmanın başlatılmasında dört ana neden gösteriliyor. İddianamede bu nedenler “Mavi Marmara Gemisi tarafından İsrail işgali altındaki Gazze'ye yardım götürülmesi, çözüm sürecinin başarıya ulaşmasının engellenmek istenmesi, MİT Müsteşarlığı'na Hakan Fidan'ın atanması ile Türkiye, Brezilya ve İran arasında 17 Mayıs 2010 günü Tahran Deklarasyonu'nun imzalanması" olarak sıralanıyor. Savcılık tutanaklarında yer alan ve Türkye'de Selam Kumpası'nın başlatılmasına neden olan ana olaylardan biri olarak gösterilen Tahran Deklarasyonu, Türkiye ve Brezilya'da eş zamanlı darbe girişimlerinin başlatılmasına neden oldu.
17 Aralık'ta emniyet ve yargı bürokrasisine çöreklenen Fetullah Gülen grubunun bir darbe planladığının aşikar olmasıyla siyasi irade çok ciddi adımlar atarak darbe girişimini püskürttü. 17 Aralık kalkışmasından sadece 3 ay sonra, Tahran Deklarasyonu'nda imzası bulunan diğer ülke olan Brezilya'da benzer bir senaryo sahneye kondu. Yolsuzluk ve Rüşvet iddiasıyla başlatılan soruşturmada Brezilya Federal Cumhuriyeti Devlet Başkanı Dilma Rousseff ve Brezilya eski Devlet Başkanı Lula Da Silva hakkında yolsuzluk ve rüşvet suçlamaları yöneltildi. O soruşturmada, 17 Aralık günü gözaltına alınan İran asıllı iş adamı Reza Zerrab'ı andıran bir de isim bulundu. O isim Alberto Yousseff'di. Döviz ticareti yapan bu ismin ülkenin önemli bürokratlarıyla maddi ilişkilere girdiği iddia ediliyordu. Siyasetçiler ve bürokratlara yönelik bu rüşvet iddialarının hemen akabinde ülkede sokak gösterileri yaşanmaya başladı. Bu eylemlerde “tencere ve tavalar" da önemli bir enstrümandı. Tıpkı Türkiye'deki 28 Şubat ve Gezi eylemlerinde olduğu gibi Brezilya sokaklarında da tencere ve tavalar “rüşvet ve yolsuzluğu batmış siyasi iktidarı protesto etmek" için kullanılıyordu.
Brezilya'daki ana soruşturma, 17 Mart 2014 günü operasyona dönütü. Ülkenin en önemli kamu kuruluşu olan Petrobas Başkanı Graça Foster de gözaltına alınınca operasyonun Rousseff'e uzanacağı ihtimalini güçlendirdi. Türkiye o dönem devlet içine kümelenmiş operasyonel savcı, hakim ve polislere yönelik adli işlemler yaparken Rousseff, soruşturmayı yürüten savcı Rodrigo Janot'un görev süresini uzattı.
17 Aralık'ta uluslararası güçlerin hedefinde ülkenin parlayan yıldızı Halkbank bulunuyordu. Algı yönetimiyle halk nezdinde popülaritesi bitirilmeye çalışılan dev kamu bankası bu iddialardan aklandı. Brezilya'daki darbe girişimindeki hedef ise ülkenin can damarı Petrobas bulunuyor. Son yıllarda petrol üretimini arttıran ve 2020 yılına kadar dünyanın petrol üreten en büyük 5 kurumu arasına girmeyi hedefleyen Petrobas Brezilya'da devam eden darbe sürecinde tarihinin en büyük erimesiyle karşı karşıya kaldı. Kredi notları dibe indirilen Petrobas çok büyük oranda değer kaybetti.






