Vefatının 13. yılında Zeki Ökten Sineması

04:0019/12/2022, Pazartesi
G: 19/12/2022, Pazartesi
Yeni Şafak
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM
İLLUSTRASYON: CEMİLE AĞAÇ YILDIRIM

Türkiye’deki sosyal değişimi anlamak adına önemli bir işleve sahip Zeki Ökten sinemasında toplumun çok farklı kesimlerini temsil eden karakterlere yer verilir. Toplumsal sorunlar, rekabetler, farklılıklar, hiyerarşik çatışmalar sanatsal bir hassasiyetle sinemaya aktarılmıştır. Filmlerde devletin siyasi kararlarıyla şekillenen ekonomik dönüşümlerin toplumsal ilişkileri ne düzeyde etkilediği titizlikle tartışılmıştır.

Yekta Şirin / Metin Yazarı

Kurtuluş Kayalı, Türk sinemasını en doğru yansıtan filmlerin Orhan Kemal’in metinlerinden yapılan uyarlamalar olduğunu dile getirir. İlaveten Türk sinemasında toplumsal yapının en iyi anlatıldığı bazı filmlerin altında yönetmen olarak Zeki Ökten’in imzasının olduğu da söylenebilir. Zeki Ökten’den bahsedildiğinde, Hanzo, Kapıcılar Kralı, Çöpçüler Kralı, Yoksul, Davacı ve Düttürü Dünya gibi filmlerin etkisiyle komedi türü akla gelir. Bunlar komedi olarak kabul edilse de Türkiye’nin sosyal, siyasal ve kültürel kodlarının daha iyi anlaşılması için önemli ipuçları vermektedir.

SİYASİ GELİŞMELERE KAYITSIZ KALMADI

Ökten filmografisinde gerçekçi olarak nitelendirilecek filmler de yer alır. Türk sinemasının iz bırakan filmlerinden, senaryosu Yılmaz Güney tarafından yazılan Sürü filminin yönetmenliğini de Ökten üstlenmiştir. Yine Güney’in senaryosunu yazdığı Düşman filmini de beyaz perdeye o taşımıştır. Atilla Dorsay’ın hazırladığı “Yılmaz Güney Kitabı”nda Sürü ve Düşman filmlerinde Ökten’in performansı sorulur. Güney cevabıyla Ökten’i eşsiz bir noktaya taşır; “Belli eleştirilerim var. Ama Zeki bütün yeteneğini kullanmıştır. Türkiye’de başka bir arkadaşın bu iki filmde bu başarıya ulaşabileceğini de sanmıyorum.” Bu kategoride senaryosu Türk edebiyatının önemli isimlerinden Selim İleri tarafından yazılan (1974) Askerin Dönüşü filmini de sayabiliriz. Selim İleri’nin Zeki Ökten sinemasında özel bir yeri vardır. Ökten, sanat hayatına genç bir tiyatrocu olarak adım atar. Ardından sinema dünyasına geçiş yapar. Sektörde yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başlayan Ökten, 1963 yılında, 22 yaşındayken Ölüm Pazarı adıyla ilk filmini çeker. Eşi Güler Ökten, bu filmle ilgili şöyle bir değerlendirmede bulunur, “Bu filmi izlediğinde kendisi de dehşeti düşmüş. Ben bunu nasıl çektim diye. Ben bir daha film yönetmem diye vazgeçmiş”.

Hayal kırıklığının ardından yönetmen yardımcısı olarak setlerde çalışmaya devam eder. Atıf Yılmaz başta olmak üzere birçok yönetmenin setinde görev alan Ökten, yeni bir film için 9 yıl bekler ve (1972) Kadın Yapar filmiyle yeniden yönetmen koltuğuna oturur. Mehmet Açar, Ökten’in Türk sinemasında fark edilmesini sağlayan filmin (1973) Bir Demet Menekşe olduğunu belirtir. Filmin senaryosu ise Selim İleri’ye aittir.

Ökten 70’li yıllarda üst üste filmler çeker. Toplumsal meselelere karşı duyarlılığı her zaman ön planda tutarken, politik bir yönetmen olarak anılmasa da siyasi gelişmelere kayıtsız kalmaz. 12 Eylül Darbesi›nden sonraki yıllarda Türkiye’de sosyal ve iktisadi alanda yaşanan değişimler sinemayı da etkilemiş, birçok yönetmen yeni ekonomik koşulların şekillendirdiği bireysel konulara odaklanmıştır. Toplumsal değişime sinema duyarsız kalmaz. Ökten de (1982) Faize Hücum filmiyle, kısa sürede büyük paralar kazanmak isteyen başarılı bir memurun parasını bankere kaptırma hikayesini perdeye yansıtır. Senaryosunu Fehmi Yaşar’ın yazdığı bu filmi yine altında Ökten ve Yaşar’ın imzalarının bulunduğu Pehlivan ve Ses filmleri takip eder.

GERÇEKÇİ BİR ÜSLUP KULLANDI

Bu bölümde Şükran Esen’in de işaret ettiği üzere Türkiye’deki sosyal değişimi anlamak adına önemli bir işleve sahip Zeki Ökten sinemasının en bilinen filmlerinden Kapıcılar Kralı, Çöpçüler Kralı ve Yoksul filmlerine biraz daha yakından bakmaya çalışacağız. Üç filmin tek ortak yanı yönetmenle sınırlı değil. Aynı zamanda üç yapımın senaristi de Umur Bugay. Yönetmen üç filmde de gerçekçi bir üslup kullanmıştır. Çöpçüler Kralı’nda bir mahalle, Kapıcılar Kralı’nda bir apartman ve Yoksul’da ise bir iş hanı üzerinde Türkiye fotoğrafı çeker. Üç mekanda da Türkiye’de toplumun çok farklı kesimlerini temsil eden karakterlere yer verilir. Karakterlerin sosyal gerçeklikle uyum içinde olmasına gayret edildiği anlaşılmaktadır. Toplumsal sorunlar, rekabetler, farklılıklar, hiyerarşik çatışmalar sanatsal bir hassasiyetle sinemaya aktarılmıştır. Üç film de İstanbul’da çekilmiştir. Filmlerde devletin siyasi kararlarıyla şekillenen ekonomik dönüşümlerin toplumsal ilişkileri ne düzeyde etkilediği titizlikle tartışılmıştır.

70’Lİ YILLARIN TÜRKİYE FOTOĞRAFINI ÇEKTİ

Kemal Sunal’ın apartman kapıcısını canlandırdığı (1976) Kapıcılar Kralı’nda apartmanın en üst katında sermaye sahibi, tefecilik de yapan Übeyit Bey oturur. Übeyit Bey apartmanda yaşananlara karışmaz. Yönetmen, Übeyit Bey karakteriyle Türk sermayesine eleştirel yaklaşım sergileyerek, yaşananlar karşısında sermayenin umursamaz bir tavır içinde olduğunu, tek dertlerinin kazançlarını arttırmak olduğuna işaret eder. Sermaye için demokrasi, özgürlük, sivil siyaset çok da önemli değildir.

Sermayedarın altında emekli albay Zafer oturur. Kapıcı Seyit’i ezen, otoriter bir kişiliktir. Kılıbıklıkla itham ettiği yöneticinin apartmanı iyi idare edemediğini söyleyen Zafer Bey, apartmandaki tartışmada yöneticinin tavrını eleştirirken, ona şu sözlerle yüklenir; “Söz geçiremiyorsanız istifa edin”. 27 Mayıs ve 12 Mart darbelerinin ardından 12 Eylül’e giden süreçte emekli albay Zafer Beyin apartmanda yönetim zaafı olarak gördüğü duruma yaklaşımı, siyasete müdahale eden ordunun tavrını hatırlatır. Zafer Bey yönetimi ele aldıktan sonra apartmanda sıkı yönetim ilan edip, yeni kuralları ‘alttakilere’ iletir. Yaşananlardan en fazla etkilenen alt kattaki Seyit ve ailesi olur. Çünkü o kurallara itiraz edemez, konuşamaz, ancak kendi kendine mırıldanır. Sesini duyuramaz. Tam da Spivak’ın işaret ettiği gibi, ‘her türlü sosyal hareketlilikten koparılmış, devlet yapılarıyla irtibatı kesilmiştir’ Fakat apartmandaki doktor, yöneticiyi eleştirdiğinde, yönetici, doktora karşı naziktir. Çünkü doktor, sesini yükseltir! Yeni yönetici apartmanın seçkinleriyle iyi ilişkiler kurma derdindedir.

Zafer Beyin altında Nuri Bey oturur. Nuri Bey eşine şiddet uygulayan, erkek egemenliğine dayalı patriarkal kültürü temsil etmektedir. Herkes arkasından konuşur, fakat kimse yüzüne bir şey diyemez. Emekli albay Zafer Bey dahil! Zaten Nuri Beyin karısı da eşinin dilediği zaman seveceğini dilediği zaman ise döveceğini belirterek ortada bir sorun olmadığını düşünmektedir. Kadın hareketinin henüz çok güçlenmediği bir ortamda eşinden şiddet gören kadının bu durumu normalleştirmesi dönemin ruhunu yansıtan bir örnek olarak filmde yer alır.

Orta katta Ferit Bey oturur. Ay sonunu zor getiren, geçim derdinde, apartmana girerken alacaklıya yakalanmamak için kapıcıdan yardım isteyen memurdur. Toplumun alt gelir grubunu temsil eden kapıcı Seyit ve ailesi de apartmanın en alt katında yaşamaktadır. Sosyal yaşımın en dışında yer alan Seyit’in, İstanbul’da ayakta kalabilmesinin yolu kurnaz olmasından geçmektedir. Karaborsacılık, komisyonculuk, hilekarlık onun için normaldir. ‘Üst kattakilerin’ baskılarından şikayet etse de kendisi de başta karısı olmak üzere ailesi üzerinde otorite kurup, alttakini ezmekten geri durmaz.

(1977) Çöpçüler Kralı’nda ise kamu otoritesini belediye zabıtası temsil eder. Otoritenin karşısında halkı temsil eden ise en saf haliyle temizlik görevlisi Abdi’dir. Her ikisi de Hacer’le evlenmek ister. Ancak zabıta memuru karşısında temizlik görevlisinin sınıfsal konumu dezavantaj oluşturur. Zabıta memurunun annesi temizlikçi Hacer’i oğluna yakıştırmaz. Zabıta devlettir. Hacer ise hiçbir koruması olmayan, çemberin dışındadır. Hacer’in ailesi İstanbul’a Doğu’dan göç etmiştir. Bir abi cezaevinde, diğer abi ayakkabı boyacılığı yapar. Abilerin görevi kardeşlerinin namusunu korumaktır. Bunun için her şey göze alınır. Ökten, Hacer’in ailesi üzerinden 70’lerdeki göç olgusunun metropollerde yol açtığı krizlere de değinir. Ayrıca zabıta, kamu otoritesini kullanarak bir yandan hukuku temsil ettiğini söyleyip, etrafına ahlak dersi verirken diğer yandan esnaf üzerinde hakimiyet kurarak kendine menfaat sağlamaktadır. Buna karşı sesini çıkarmayan esnaf ise mahallede ticaretlerini sürdürmek için hem zabıtanın hem de ‘çöpçüler kralının’ hukuksuzluklarına göz yummaktadır. Herkes bir şekilde ayakta kalmak durumundadır. Bunun için her türlü taviz verilebilir. Steven Lukes, insanların otoriteye itaat etmelerinde menfaatlerini koruma endişesinin önemli bir yer tuttuğunu belirtir! Filmin devamında Abdi’nin şöhret olması ve ardından şöhretlikten düşmesi arasında etrafındakilerin davranışlarının makama göre nasıl değiştiği de yönetmen tarafından incelikle anlatılmaktadır. Filmde ayrıca 70’ler Türkiye’sindeki ekonomik yoksulluğun toplumsal ahlakı nasıl dejenere ettiği de gösterilmektedir.

80’LERİN “EKONOMİK TÜYOLARI”NI BEYAZ PERDEYE AKTARDI

(1986) Yoksul’un başrolünde yine Kemal Sunal oynamaktadır. Bugay ve Ökten, yine toplumun çok farklı renklerini bu kez bir iş hanında bir araya getirmiştir. Yoksul, kente çalışmaya gelip, bir iş hanındaki çaycıda garson olarak çalışmaya başlar. Bu filmde özellikle Yoksul ile çay ocağının sahibi Süleyman arasında dönemin ekonomik yapısına ilişkin diyaloglar da dikkat çekicidir. Süleyman, Yoksul’a “Şimdi piyasa serbest aslanım. Gözünü aç” sözleriyle ülke ekonomisi hakkında ‘tüyolar’ verirken, Yoksul’un ona verdiği cevap ise şu şekildedir; “Biliyom, liberalizm var”. Bir başka sahnede ise yine Süleyman, Yoksul’a İstanbul’da para kazanmanın yolunun, ‘herkesi kazıklamaktan geçtiğini’ söyler. Süleyman köşeyi dönmek için çayların yazıldığı tahtaya fazladan çay yazmakta sorun görmeyen bir esnaftır. Yoksul, en saf haliyle ‘gözü yükseklerde’ olan bir kadına aşık olur. Kadın ekonomik olarak onu suistimal eder, müteahhitle kaçar. Şehirli kadın köylü oğlanın aklını başından almakla kalmaz, cebindeki parayı da alır.

Diğer yandan Yoksul’un çay götürdüğü her bir esnafın birbirinden farklı hikayeleri perdeye yansır. Bu dükkan ziyaretlerine çoğu zaman arabesk müzikler eşlik eder. Handa borç adı altında faizle para satan, borçludan kaçan, eşini aldatan, çalışanlarına göz diken, şans oyunlarından medet uman, çay parasını dahi ödeyemeyen, sürekli yalan konuşan, müşterileri kazıklayan insanlar bulunmaktadır. Tüm bu karmaşanın ortasında ise patronu Süleyman’ın her türlü oyununu anlayıp ardından da kendi kurduğu oyun ile onu tasfiye eden Yoksul’un hikayesi anlatılır.

BÜYÜK USTAYA KARŞI SON GÖREV

Güle Güle, Gülüm ve (2006) Çinliler Geliyor adlı son dönem filmleriyle Ökten sinemaya veda etti. Gerçi eşi Güler Ökten, “Kim Seslendirdi” adlı Youtube kanalına verdiği bir röportajda, Emek Sineması’nda uzun yıllar müdür olarak görev yapan kişinin annesiyle yaşadığı hikayeyi Zeki Ökten’in beyaz perdeye taşımak istediğinden söz eder. Yönetmen bu konuyla ilgili olarak senaryo çalışması yapmış ancak 19 Aralık 2009 tarihinde hayata gözlerini yumduğu için bu filmi çekememişler. Güler Ökten, yönetmenin vefatının ardından filmi çekmek istediklerini ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle bunun gerçekleşmediğini, senaryonun halen elinde durduğunu belirtiyor. Türk sinemasının özgün yönetmenlerinden biri olan Zeki Ökten, bugün vefatının 13. yılında özlemle anılırken, sinemaseverler onun filmlerini izleyerek mirasına sahip çıkmaya devam ediyor. Bahsedilen senaryonun beyaz perdeye aktarılması sağlanırsa işte o zaman ustaya karşı büyük bir sorumluluk yerine getirilmiş olacaktır.

#Sinema
#Zeki Ökten
#Film