
Üretimi yavaşlatan, işsizliği artıran ve gelir dağılımını bozan yüksek faiz politikasının faturası; doğrudan fiyatlara yansıdığı için 86 milyon vatandaşın cebinden çıkıyor. Krediyi yüksek faizle alan sanayici, artan maliyeti ürüne zam yaparak tüketiciye yansıtıyor. Bu zincirleme etkiyle gıda başta olmak üzere bütün sanayi ürünleri pahalanırken; kira, eğitim ve genel yaşam maliyeti katlanıyor. Yüksek faiz hayat pahalılığını beslerken; ucuzluk, bol üretim, düşük maliyet ve güçlü rekabetle mümkün. Bunun tek çaresi ise faizleri düşürmek.
Üretim ve arz yönlü politikaların ön palana çıktığı bu dönemde, yüksek faizle enflasyonun daha fazla aşağıya çekilmeyeceği anlaşıldı. Daha fazla yatırım, istihdam, üretim ve ihracat yapmak isteyen sanayici, yüksek faizin yükü altında eziliyor. Pandemi döneminde olduğu gibi savaşın ortaya çıkardığı fırsatları değerlendirmek isteyen Türkiye’deki üretici, finansman maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle bankaların kapısını çalamaz oldu.
Sanayici, tüccar, ihracatçı, esnaf ve çiftçi başta olmak üzere 86 milyon vatandaş kredi maliyetlerinin ucuzlamasını beklerken, yüksek faiz politikasında ısrar edilmesi Türkiye’nin büyümesinin önündeki en büyük engel olarak duruyor. Yüksek faiz kıskaca, ekonominin çarklarını yavaşlattığı gibi, toplumsal yaralar açarak aile kurumunu da tehdit ediyor.
ÜRETİM YAVAŞLIYOR
Yüksek faiz nedeniyle sanayici ve yatırımcı krediye ulaşmakta zorlanıyor. Kredi maliyeti yükseldikçe yeni yatırım yapma riski günden güne artıyor. Fabrika kurmak, üretimi artırmak veya yeni iş alanları açmak yerine, birçok yatırımcı beklemeyi tercih eder. Bu durum doğrudan üretimin azalmasına ve ekonominin yavaşlamasına yol açar. Kapasite kullanım oranının yüzde 73 ile son yılların en düşük seviyesine inmesi bu tablonun en açık göstergesi oldu. Üretim azaldıkça piyasadaki mal miktarı düşüyor.
YÜKSEK FAİZ ENFLASYONU DÜŞÜRMÜYOR ARTIK
Merkez Bankası’nın kemer sıkma politikasının sonuç vermemesi nedeniyle talep sabit kaldı. Hatta yüksek gelir gruplarında talep azalmak bir yana arttı. Parasını yüksek faizde değerlendiren rantiyeciler ise servet transferinin kazanan tarafı olarak hem parasına para katarken harcama yapmaktan da geri durmuyor. Yüksek faiz, şu anda Türkiye’de enflasyonu düşürmüyor, aksine enflasyonun aşağı çekilmesini engelleyen bir unsur haline geldi. “Faiz enflasyonu düşürür” görüşü her zaman sahada aynı sonucu vermediğini bir kez daha anladık. Üretim ekonomisinin zayıf olduğu ülkelerde, yüksek faiz enflasyonun artırır.
YENİ İSTİHDAM ZORLAŞTI İŞTEN ÇIKARMALAR ARTTI
Yatırımların azalmasıyla birlikte yeni istihdam alanları oluşmuyor, aksine işletmeler maliyet baskısı nedeniyle küçülmeye gidiyor. Bu durum işsizliği artırmaya da başladı. Tek hanede kalmaya devam etse de Türkiye’de işsizlik azalmıyor, aksine artmaya başladı. Parası olan, faiz geliri elde edip harcamaya devam ederken; üreten ve çalışan kesim ise büyük zorluklar yaşıyor. Servet üretmeden kazanç elde eden kesim büyürken, emek veren kesim geride kalır. Gelir dağılımındaki bozulma nedeniyle toplumda adaletsizlik hissini güçleniyor.
SÜRE UZADIKÇA ETKİSİ AZALIR
Yüksek faiz politikaları genellikle kısa vadede; dövizi baskılamak ve enflasyonu kontrol etmek amacıyla uygulanırken, Türkiye’de süreç uzadığı için etkisi kırıldı. Üretim zayıfladı, reel sektör küçüldü ve ekonomi finans sektörüne bağımlı hale geldi. Bu da sürdürülebilir bir büyüme modelini zorlaştırdı.
Tek çare üretim ekonomisi
Bu zincir kırıldığında ekonomi zayıflar.
Bu zincir güçlendiğinde Türkiye güçlü büyür.
Devlet üretimi desteklerse
- İşsizliği azaltır
- Gelir dağılımını düzeltir
- Enflasyonu kontrol altına alır
- Dışa bağımlılığı azaltır.
- İşçi çalışır.
- Tedarikçi kazanır.
- Devlet daha çok vergi geliri sağlar.
Devlet faizi teşvik ederse
- Parayı üretimden uzaklaştırır.
- Sermayeyi bankada bekletir.
- Reel sektörü zayıflatır.
- Sanayici faizciye çalışır.
- Fakiri daha fakir, zengini daha zengin eder.
- Geçim sıkıntısı başlar.
- 86 milyon vatandaş, faiz yükü altında ezilir.










