
İstanbul’un fethinden dünya diplomasisine uzanan bir vizyon… Kayser-i Rûm, Ebû'l-Feth, Fatih Sultan Mehmet yalnızca bir komutan değil, bir düşünür, bir sanat hamisi ve büyük bir devlet mimarıydı. Onun hayatı, sadece Osmanlı için değil, dünya tarihi için de dönüm noktalarıyla dolu.

Tahta çıkışı: Zor bir başlangıcın habercisi
Fatih Sultan Mehmet, ilk kez 1444 yılında, henüz 12 yaşındayken Osmanlı tahtına çıktı. Babası II. Murad’ın isteğiyle tahta geçen genç şehzade, içerideki siyasi karışıklıklar ve dış tehditler nedeniyle büyük bir baskı altındaydı. Bu süreçte devlet adamı Halil Paşa gibi isimlerin vesayeti altında hareket etti. Ancak bu ilk deneyim, onun liderlik felsefesinin temel taşlarını oluşturdu. İkinci kez tahta çıkışı ise 1451 yılında gerçekleşti. Bu kez çok daha donanımlı, kararlı ve hedefleri netti.

Bir felsefenin inşası: "Medeniyet kuran komutan"
Fatih, sadece fetheden değil, fethettiği yerleri imar eden, düzen kuran bir liderdi. Onun felsefesi, "kılıçla alınanı kalemle korumak" üzerine kuruluydu. Bilgiye, adalete ve hoşgörüye dayalı bir yönetim anlayışı benimsedi. Bu yönüyle Roma geleneğini İslam kültürüyle sentezleyen bir medeniyet inşasına öncülük etti. Onun devrinde İstanbul sadece başkent değil, bir dünya metropolüne dönüştü.

İstanbul’un fethi: Bir devrin kapanışı
29 Mayıs 1453 günü, sadece İstanbul değil, dünya tarihi de değişti. 53 gün süren kuşatma sonrası şehir düştü ve 1.000 yıllık Bizans İmparatorluğu tarihe karıştı. Fatih, 21 yaşındaydı. Bu zaferle birlikte "çağ açan padişah" unvanını kazandı. Fetihten sonra gösterdiği hoşgörü politikası, Hristiyan ve Yahudi halkların haklarının korunması, onun liderliğinin evrensel yönünü ortaya koydu.

Sanata ve estetiğe olan ilgisi
Fatih Sultan Mehmet, resim ve heykel sanatına ilgi duyan ender padişahlardan biriydi. Batılı sanatçıları sarayına davet etti. Ünlü İtalyan ressam Gentile Bellini’ye kendi portresini yaptırdı. Mimari projelerde klasik Osmanlı tarzıyla İtalyan-Rönesans etkilerini sentezledi. İstanbul’daki külliyeleri, camileri ve saraylarıyla Osmanlı estetiğini doruğa taşıdı.

Sessiz ama derin bir deha
Fatih, dışa kapalı, az konuşan ama çok düşünen bir padişahtı. Zekâsı, stratejik dehası ve planlı hareket etme kabiliyetiyle tanındı. Kitaplara olan ilgisi, doğa bilimlerinden astronomiye, teolojiye kadar uzanan geniş bir yelpazeye yayılmıştı. Sarayında 800’den fazla kitaplık olduğu biliniyor. Aynı zamanda çok dilli bir padişahtı; Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi dilleri konuşabiliyordu.

Eğitime ve ilme olan yatkınlığı
Fatih, alimleri ve bilim adamlarını himaye eden bir padişahtı. Molla Gürani, Akşemseddin ve Molla Hüsrev gibi önemli ilim adamlarıyla çalıştı. İstanbul'u bilim, kültür ve sanat merkezi haline getirmek için büyük çaba harcadı. Medreseleri yeniden yapılandırdı, yüksek öğretim kurumları kurdu. Matematik, astronomi ve tıp alanında eserler tercüme ettirdi. Onun döneminde Osmanlı, ilim alanında zirveye yaklaştı.

Farklı din ve topluluklara yaklaşımı
Fatih, çok dinli ve çok kültürlü bir imparatorluk tahayyül ediyordu. Fetihten sonra İstanbul’daki Rum Patriği'ni makamında bıraktı. Yahudi cemaatlerine serbestiyet tanıdı. Ermeni Patrikhanesi'nin kurulmasına öncülük etti. Hristiyanların ve Yahudilerin ibadet haklarını koruyarak, Osmanlı’yı dini azınlıkların da evi haline getirdi. Bu yaklaşım, onun çağının ötesinde bir lider olduğunu gösterdi.

Diplomasi dehası: Batı ile doğu arasında bir köprü
Fatih Sultan Mehmet yalnızca kılıç gücüyle değil, diplomasiyle de Osmanlı’yı büyüttü. Batı Avrupa’da Papa ve krallar ile yazışmalar yaparak Osmanlı’nın siyasi varlığını tanıttı. Doğu’da Safeviler ve Memlüklerle denge politikası yürüttü. İtalyan şehir devletleriyle ticaret antlaşmaları imzalayarak, Akdeniz’de Osmanlı'nın ekonomik gücünü artırdı. Bu yönüyle Fatih, Batı ile Doğu arasında hem askeri hem de siyasi bir köprü kurdu.

Gelecek nesillere bıraktığı vizyon
Fatih’in oluşturduğu güçlü yönetim modeli, hem Yavuz Sultan Selim hem de Kanuni Sultan Süleyman gibi haleflerinin önünü açtı. Merkezi otoritenin güçlendirilmesi, hukuk sisteminin sağlamlaştırılması, ilim ve sanatın teşviki, onun döneminde atılan köklü adımlar sayesinde mümkün oldu. O, sadece bir dönem padişahı değil; imparatorluk aklının kurucusuydu. Bugün hâlâ İstanbul’un siluetinde, Osmanlı’nın mirasında ve dünya tarihinin seyrinde onun izleri yaşamaya devam ediyor.

Ölümünden sonra kalan miras
Fatih Sultan Mehmet, 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarında vefat etti. Ölüm nedeni hâlâ tartışma konusudur. Kimilerine göre doğal, kimilerine göre ise zehirlenmeye dayalı bir ölümdür. Ardında güçlü bir devlet, inşa edilmiş bir başkent ve sarsılmaz bir miras bıraktı. Onun koyduğu taşlar, Osmanlı’nın 600 yıllık yolculuğunda en sağlam temeli oluşturdu.






