Sabah-ATV grubunun eski sahibi Dinç Bilgin, sonun başlangıcını, “Cavit'in (Çağlar) aldığı bankaya ortak olmak” diye işaretliyor. Bilgin, “Banka almaya mecbur bırakıldım ama şimdi bir kredi kartım bile yok” diyor.
90'larda banka sahibi olmamak için uğraştım. Önceleri bir banka bize teklif edilmişti ancak Necati Doğru'nun bir yazısı sonrası vazgeçmiştim. Defalarca gazeteciler sadece gazetecilik yapsın diye yalvardım durdum. Ama rakiplerim neredeyse özel bankaların tamamının sahipleriydi; Yapı Kredi, Pamukbank, Garanti, Osmanlı, Dışbank, İmar Bankası, Adabank ve İktisat Bankası... Bu bankalar benim şirketlerimle iş yapmak istemiyordu. Geriye kalan birkaç özel banka dışındakilerden başka, çalışabileceğim bankalar sadece devlet bankalarıydı. Banka derken, sadece kredi alma verme ilişkisi düşünmeyin. 25 bin bayiden gelen para transferleri, hammadde alımları için gerekli mektuplar, ithalat için gerekli işlemler için bankalara mecbursunuz. İşte beni bu sektöre yatırım yapmaya iten ana buydu. Ayrıca, medya ve tanıtım desteği ve dev basın cirosuyla da bir bankayı kolayca büyütebilir, geliştirebilirdim. Aydın Bey de sanıyorum aynı nedenle banka işine girmiştir.
Banka işinde 21 ay kaldım ve çok sıkıntılı bu dönemde gerçekten hiç dostlarıma zaman ayıramadım. Sayın Vardar'ın ima ettiği gibi zengin dostlar edinmedim. Ben banka sahibi olmadan önce çok varlıklı idim, tüm bu varlığımı kamuoyunun gözü önünde banka ile kaybettim. Önce dolandırıldım. Dönemin yöneticileri, beni bile bile “batık” bir bankaya önce ortak sonra tek sahip yaptı. Bu bana o dönemde 270 milyon dolara mal oldu. Sonra da el konan bankaların ortak zararını da bana yazıp, önüme milyarlarca dolarlık borç koydular.
1998 yılı sonunda İnterbank meşhur bankacılık maddesi 64'le izlenirken ve sahibinin zor durumu kamu otoritesi tarafından biliniyorken ona Etibank teklif ediliyor ve “tarif edilen” bir ortak alması şartı ile sahip olabileceği konusunda anlaşılıyor. Önce başka birine teklif ediliyor ama o istemiyor. Etibank'ın durumu benden gizlendi. Yanıltıcı şekilde düzenlenen tanıtım kitapçığındaki satış fiyatı cazip geldi. Meğerse Etibank aynı maddeden izleniyormuş ve içinde gizli zarar varmış. Bankayı aldıktan sonra bunu tespit ettik ve yetkililere bildirdik. Bu bildirimlerimize rağmen işin sonunda beni tüm bunların sorumlusu yaptılar.
Bankaya el konulduktan tam 7 sene sonra, medya şirketlerimin değeri 1.1 milyar dolar. O zamanlarda bu değer daha da yüksekti. Bankaya olan borcum ise aşırı faiz hesaplamalarına sonrası 425 milyon dolar. Bankaya el konulduğunun ertesi gün müracaat edip, şirketlerimin tüm kredi borçlarını ödemeye hazır olduğumu bildirdim. Hemen her ay yeni bir ödeme teklifi verdim. Bana BDDK'nın tahsilat yetkisi olmadığı söylendi, “Kanun çıkmasını bekle” dediler. Kanun çıktı, onlarca teklif. En az dört defa da protokol yaptım. 251 milyon dolarlık parayı zaten bu arada ödedim. Bu zaten şirketlerimin Etibank'tan kullandığı kredilerin ana parasına yetiyor.
Böyle bir şey olmadı. Halk Bankası, bankasına el konulmuş birisine 17 milyon dolar değil, 17 dolar bile kredi vermezdi. Kuruşuna kadar cebimden ödedim off-shore borcunu. Tüm mudilerle temasa geçip bir ay içinde 24 milyon dolar mevduatı, kendi kaynaklarımızdan ödedik. Tutuklanmam bu olaydan 6 ay sonra oldu. Zaten mahkemeye çıkarılmadan, hakim yüzü görüp derdimi anlatamadan, 11 ay tutuklu bırakıldım.
Ben kimse ile Etibank pazarlığı yapmadım. Zaten banka hatırladığım kadarı ile pazarlıkla değil ihale ile satıldı. Ben bu ihaleye bile girmedim. Bankayı ortağım aldı ve yarısına beni özelleştirme sonrası ortak etti. Hayatımda Uluğbay'ı hiç görmedim.
Ahmet Bey'in (Çalık) parayı ödemesini bekliyoruz. TMSF parayı tahsil edecek, kalanını da, diğer borçlarımı ödememem için herhalde bana iade edecek.
Onu Fatih Altaylı söylüyor. Ben bankalara el konulduğu 27 Ekim 2000'den bu yana hiçbir iş yapmadım. Dolayısıyla zarar etmem de mümkün değil.
Hiç bilmiyorum. Yani kamuoyunda, “Bir de üzerine para mı vereceksiniz” gibi yaklaşım var. Bu özelleştirme maliyetiymiş gibi. Benim malımı satıyorlar ama sanki Sabah bir kamu malıymış da onu satıyorlarmış gibi...
Yok...
Başkalarını bilmiyorum. Ben böyle bir şey yapmadım. Neden böyle bir şey yapayım. Bu süreçte de bankaya el konacağı aklıma hiç gelmedi. Dedikoduları duymuş olsam da son güne kadar el konacağına da inanmadım.
Banka patronları arasında, gazete sahibi olduğum için tek ben bu durumdayım. Diğerlerinin evleri arabaları yerinde... Kredi kartım bile yok. 7 yıldır anlamsız bir yurtdışı yasağım var.
Doğru. Zafer Mutlu ve diğer gazete üst yönetimine bankanın parasıyla almadık villaları. Yalnız 4 arkadaşımıza 800 bin dolar civarında tüketici kredisi sağladığım doğrudur. (İsimlerini, elindeki TMSF belgesinden okuyor.) Onlar evlerinde oturuyor, ben kirada... Parayı ben ödüyorum.
Rahatladım, tembelleştim biraz. Kitap okuyorum. Hayal kuruyorum.
Ben değil, eşim ve kızım başladı...
Onlar benim değil Cıngıllıoğlu'nundu. Nail Keçili vermişti o yatların adını. Halit Bey'in eşi çok beğendi bu isimleri.
Masum mu, spekülasyoncu mu. Spekülasyon yaptı kaybetti, zararını devlet ödedi. Kaybetmeseydi, vurgun yapacaktı. Onun özelliği, gazete sahibi olmamasıydı. Gazete sahibi arkadaşları vardı, onu korudu. Aydın Bey gibi, benim gibi... Hakkında dava bile açılmadı. Mutlu bir şekilde bitirdi işi.
Dinç Bilgin, 28 Şubat sürecinde, 1998'de, Yeni Yüzyıl ve Ateş gazetelerini, o dönem medya ve finans sektörüne yoğun yatırımlar yapan işadamı Korkmaz Yiğit'e sattı. Ancak Yiğit'in Alaattin Çakıcı ile ilişkisi ortaya çıkınca, bu satış gerçekleşmedi. Söyleşi yaptığımız sırada, bulunduğumuz kafeye, işadamı Korkmaz Yiğit geldi, “Merhaba Dinç Bey nasılsınız, görüşemiyoruz” dedi. Dinç Bilgin, el sıkıştığı kişinin kim olduğunu hatırlamadı. Oğlu Önay Bilgin, “Korkmaz Yiğit” deyince, Dinç Bey şaşkın bir ifadeyle “İçeri Bakan gibi girdi de..” diye konuştu.
Doğru. Banka batıran adama bir yeni banka daha sattılar. İhaleyi Cavit kazandı, ben kazanmadım. Sonra yüzde 50'sini bana teklif etti. Diyebilirsiniz ki: “Bataktı sen niye girdin.” Nerden bileyim batak olduğunu.
İnterbank'ın 64. maddede izlendiği bir devlet sırrı idi ve bu gerçek ancak 10-11 ay sonra İnterbank el konulduğu zaman ortaya çıktı. Dolayısıyla işin tam ayrıntılarını o tarihte kamuoyu, hatta biz bilmiyorduk.
O zaman şöyle bir söylenti vardı: Dinç Bilgin ekonomik olarak zor duruma düştü. Krizini bitirmek için banka işine girdi. Kredilerle şirketlerini destekledi. Cavit Çağlar o zamanki koalisyona yakındı. Bankayı alıp Dinç Bilgin'e devretmesi, “Komisyonunu aldı, çekildi” gibi algılandı.
Hayır öyle bir şey olmadı. Yani Dinç Bilgin zorda değildi o zaman. Ben ilk DGM'de çete kurarak bankayı soymakla yargılandım. Madem silahla banka soyacaktım, neden 270 milyon dolar ödeyeyim ki.
Elbette, elbette... Biliyorsunuz o tarihteki hikaye şuydu. Hüsamettin Özkan çok güçlü bir adam. Diğer tarafta Mesut Yılmaz ve onun yerine oynayan Tantan. Ecevit'in yerine oynayan Zekeriya Temizel... Operasyonlar 'yukarıdan' gelen talimatlarla yapılıyordu. Bu iş için özel polisler vardı; Adil Serdar Saçan'lar, Ayhan Mimaroğlu... Bunlar bu işten hoşlanıyorlardı. Acayip de güç vardı ellerinde. Rakip gazetelerin Ankara büroları da acayip etkiliydi bu işlerde... Bastırıyorlardı, (Gözaltına alınmamız için) “Ne zaman, ne zaman, ne zaman...” diye. Önce zincirin en çürük halkaları seçildi. Sabah, arkasından öbürleri... Zincirin en güçlü halkası Aydın Bey'di. O sağlam kalmayı başardı.
Bu haddini bildirme merakı, herkeste vardı. Sincan'da tankların yürümesi olayı. Kaç Şubat'tı o... Hah 28 Şubat... Orada olmadı mı. 'Haddini bildirin' hesaplaşmaları olmadı mı. Bu hesaplaşmalarda silah olarak hep başkalarını kullandılar. Bir de o dönem, meşhur 3T vardı. İçişleri Bakanı Tantan, Maliye Bakanı Temizel, Adalet Bakanı Türk... DGM'ye gidiyorlar. Bizi tutuklayıp hapse atmaları için savcılara baskı yapıyorlardı.
Hüsamettin Özkan aynı zamanda MİT'in de başındaydı. Hepsinin birbirinin elinde dosyası vardı. O yapsa karşısındaki de onun dosyasını ortaya dökecekti. Onlar dehşet dengesi kurdular.
Benim yoktu. Gizli başbakandı Hüsamettin Bey ama.
Cevap: Tasfiye oldular, kaçınılmaz olarak...
Dinç Bilgin, “28 Şubat günkü Sabah beni utandırdı. Ben yapmadım ama ekibim yanlış haberler yaptı” demişti.
Dinç Bilgin'in en uzun süre birlikte çalıştığı, Sabah'ın eski Genel Yayın Yönetmeni olan şu anda da Vatan Gazetesi'nin kurucusu Zafer Mutlu, iddialara yanıt verdi. “28 Şubat döneminde iyi birşey olmadığını ben de söyledim. Savunulacak bir tarafı yok ki 28 Şubat'ın” diyen Zafer Mutlu, gazetecilerin generallerin talebi üzerine işten atıldığı 'Andıç' olayı için de “Andıç olduğunu kim biliyordu o olayın ki. Rakibiniz manşetten veriyor. Cengiz Çandar'ı izne çıkardık. Bir gün yazı yazmadı o kadar. Zaten Milliyet'e geçiyordu. 'Çabuk geç o zaman' dedik” ifadesini kullandı.
“Röportajı çok beğendim. Dinç Bey açık yüreklilikle, seviyeli şekilde konuşmuş” diyen Zafer Mutlu, Dinç Bilgin'in, “Bazı Ankara temsilcileri Genelkurmay'dan geldiklerini söyleyip, “Seninle ilgili endişeler, dosyalar var” diyerek kendilerini korkuttuğuna ilişkin iddiasına ise şu yanıtı verdi:
“Sizi temin ederim ki iddia ettiği kişilerle benim aramda, en ufak bir konuşma ya da baskı geçmedi. Böyle bir şey olmadığı için bunun üzerine yorum yapmam. Belki Dinç Bey'e böyle bir şey gelmiştir. Bana söylemedi. Başkalarının günahını almam. Dinç bey burada hayali konuşmuş bence.”






