AĞABEYİ SELAHATTİN ERBAKAN: 4“Babam siyasete girmeyin demişti ama o, babamın öğüdünü tutmayan tek kardeş oldu. Çocukken kâğıtları kesip para yapıyordu. 'Ekonomicilik oynuyorum' diyordu. Onun lider olacağını daha 5 yaşında oyunlarından anlamıştım” KARDEŞİ KEMALETTİN ERBAKAN: Söylenecek her şey, ağabeyimin kendi icraatları, hayatı, yaşam tarzı ve söylemleriyle zaten lisana geldi. Tüm İslam âleminin başı sağ olsun, tüm Müslümanların başı sağ olsun
Parlak bir geçmiş, açık bir bilinç, dünyaya yeni bir metafor sunacak kadar yüklü ve onları gerçekleştirebilecek kadar cesur… Milli Görüş'ün ve o ocağın içinden yetişen binlerce talebinin hocası Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ı 5 kardeşinden hayatta olan ikisi, Prof. Dr. Selahattin Erbakan (90) ve Dr. Kemalettin Erbakan (83) Yeni Şafak'a anlattı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıları Ana Bilim Dalı'nın kurucusu olan Ağabey Prof. Dr. Selahattin Erbakan, kardeşi Necmettin Erbakan'ın diğer aile üyelerinde olduğu gibi üstün bir azim ve karşılıksız adanmışlık olduğunu söyledi. Erbakan “Ne ailesi, ne de kendisi… O, ömrünü insanlığın kendisine adamış bir kişilikti. Lider olacağı çocukken oynadığı oyunlardan belliydi. Ağabeyim Nizamettin'le ders çalışırken, o yaramazlık yapmak yerine bizi dinlerdi ” dedi.
Türk tıbbına değerli katkılarıyla bilinen Prof. Dr. Selahattin Erbakan, kardeşiyle en son hastaneye yattığı zaman konuştuğunu söyleyerek, “Hepimizin başı sağolsun. Türkiye gerçekten önemli bir değerini yitirdi. O'nun gibisinin bir daha geleceğini pek sanmıyorum” sözleriyle duygularını dile getirdi. Selahattin Erbakan, aralarında 5 yaş olan kardeşi Necmettin Erbakan'la ilgili ilginç tespitlerini ve da Yeni Şafak'la paylaştı:
“Ben ilkokuldayken yani 10 yaşlarındayken, ağabeyim Nizamettin'le ders çalışırken bizim yanımıza gelirdi. Ama ortalığı dağıtmazdı. Yaramazlık yerine yanımıza oturur bizleri dinlerdi. Çok iyi bir dinleyiciydi. Çok parlak bir zekâsı vardı. Gittiği her okulun, her kademesini birincilikle bitirdi. Tüm kardeşlerimiz başarılıydı. Mesela ben de Tıp Fakültesi'ni birincilikle bitiren 4 kişiden biri olmuştum. O çok zekiydi. Her sınıfta mutlaka derece alırdı.”
“Küçük yaşta yaptığı espriler de bile mutlaka bir iğneleme ya da bir anlam vardı. Ailesine çok bağlıydı. En ufak bir durumda hemen yanıma gelirdi. Oyun oynamayı çok severdi. Mahalledeki bütün arkadaşlarını toplar, maç yaparlardı. Ağır ceza reisi olan babam Trabzon'da görev yaparken büyük bir bahçemiz vardı. O çocuklarla hemen kaynaşır, hemen oyunlar oynamaya başlardı. İlkokuldaydı o yıllarda. Çocuklarla arasında organizasyon kurar, çocuklara görev verirdi. Babamın öğüdünü hatırlıyorum. Küçükken bize kesinlikle siyasete girmeyin diye öğüt vermişti. Tabi o dönemler cumhuriyet çok yeni, herkes siyasete mesafeli. Babamın öğüdünü kardeşim tutmadı ve sonuna kadar siyasete girdi.” “Necmettin'in ilginç oyunları vardı. Kendisi geliştirirdi oyunları da. Arkadaşlarına öğretir, sonra da onları oynardı. Sıkılınca başka bir oyun icad eder, sonra ona geçerlerdi. Bir keresinde kâğıtları para şeklinde kurup, arkadaşlarına dağıttığını dördüm. O zamanlar ben ilkokulu bitirmiş liseye gidiyordum. O da ilkokuldaydı. O siyasette gösterdiği ekonomik modelin temellerini çocukken oynadığı o oyunlarla atmıştır. Kâğıttan yaptığı paralarla oynarken 'ekonomicilik oynuyorum' derdi. Bulunduğu oyun grubunun her zaman başıydı. O yaşlarda liderlik yapmayı severdi.”
“Kendisi bir yabancıya bile büyük nezaket gösteren bir insandı. Akrabaları asla ihmal etmezdi kardeşim. Her hafta mutlaka görüşürdük. En son hastaneye yattığı zaman görüşmüştük kardeşimle… Ben de rahatsız olduğum için gidemedim. Yarın ki (bugünkü) merasime de o nedenle gidemiyorum. Biz Necmettin'le her yaz buluşurduk. Ankara'ya gittiğimizde de buluşurduk. Çok iyi bir kardeşti. Sinop'ta büyüdük. İstanbul'da birlikte oturuyorduk. Ben evlendikten sonra ayrıldım. Uzun süre İstanbul'da kaldık. Doçent olduğumda Ankara Tıp Fakültesi'nde göz kliniğinde hoca olarak başladım. Babam memur olduğu için her yere uğradık. Çok il gezdik. Necmettin Sinop'ta Nermin Hanım'la evlendi. Daha sonra Kayseri'ye gittik.” “Espri yapmayı çok severdi. Esprileriyle aile içinde de mutluluk kaynağı olurdu. Ama sulu espriler değildi bunlar. İlkokuldan sonra İstanbul Erkek Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Lisesi iyi bir liseydi. Müdürü Şerif Bey'di… Ortaokul 2. Sınıfta okula girdi. Müdürü onu çok severdi. Çok okurdu. Milli Görüş gibi bir fikir içinde İslami hassasiyeti daha çok üniversite yıllarında şekillendi. Ama İslami bilinci, dini hassasiyeti daha çok İstanbul Üniversitesi'nde şekillendi. Dini hassasiyeti üniversite sırası ve sonrasında yoğunlaştı. Sınıf arkadaşları çok tanıdık isimlerdi. Özal, Demirel, Özal'ın kardeşi Korkut Özal'la aynı okulda arkadaşlarmış. İslami hassasiyetleri de o dönemde, o arkadaşlık ortamında gelişti.”
“Başbakanlığı sırasında hiçbir kardeşim kendisinden özel bir istekte bulunmadı. Yapımız gereği bunun doğru olmadığının farkındaydık. Başkası ondan ricada bulunurdu. Uygunsa da yerine de getirirdi ama biz asla böyle bir ricada bulunmadık. Şunu şuraya atayalım, bunu buraya getirelim deseydik bizi kırmızdı belki de ama ailemize bu anlamda bir kuruş haram karışmamıştır.”
Necmettin Erbakan'ın küçük kardeşi Kemalettin Erbakan (82) Ağabeyi için “söylenecek her şey, ağabeyimin kendi icraatları, hayatı, yaşam tarzı ve söylemleriyle zaten lisana geldi. Tüm İslam âleminin başı sağ olsun, tüm Müslümanların başı sağ olsun” dedi.
Erbakan Hoca'nın en büyük yeğeni Prof. Dr. Günhan Erbakan ise amcasına ilişkin ilginç bir anısı anlatıyor. 5 yaşındayken Hoca'nın diğer siyasilerden farklı bir üslup kullandığının farkına vardığını dile getiren Günhan Erbakan şöyle devam ediyor: “Amcamı 5 yaşındayken hatırlıyorum. Beni çok severdi. O zamanlar 20'li yaşlarının sonlarındaydı. Ankara'da en dönerci neresidir. En iyi yemekler nerede yapılır, hepsini bilir, telefon numaralarını da aklında tutardı. Döner istediğimde bana, 'Bak en güzel döner şurada. Sana söyleyeyim de getirsinler' derdi. Amcam espri anlayışı çok yüksek bir insandı. Küçükken ona sorduğum bir soruyu hatırlarım. Ona, 'Amca televizyonda seni izlerken komik komik konuştuğunu görüyorum. Ama neden yanımızda başka türlü konuşuyorsun' diye sormuştum. Yanımızdayken, davudi sesiyle çok daha farklı bir tonlamayla konuşurdu. O bu soruya yine gülerek cevap vermişti. 'Başka türlü insanın kafasında kalmaz. Öyle konuştuğum için beni hatırlıyorlar' diyerek cevap vermişti.
“İnanılmaz demokrat bir insandı. Bize din açısından hiçbir şekilde baskı yaptığını görmedim duymadım da. Baskıyı bırakın telkin bile yapmazdı. Kendisi dini hassasiyetleri yüksek bir insandı ama bizlere öyle veya böyle bir kere bile kelime sarf ettiğini duymadım. O yüzden kendisini çok sayar ve severim. Kendisi dindardı. Namazlarını asla aksatmazdı. Dini bilgisi çok genişti. Sorduğumuzda bizlere konuyla ilgili en doyurucu bilgiyi verirdi. Ama asla baskıyla ya da imayla bize baskı kurmadı.”






