Hayat kavgası, geçim derdini düşünmekten, bu kadar çalışmayla, zorluklar içerisinde ancak buralara gelebildim. Oysa dünya çapında bir sanatçı olabilirdim.
Şimdi camianın içerisinde 30 yıl evli barklı çoluğuyla çocuğuyla kaç tane adam gösterirsiniz bana. Birer haftalık düzeyli ilişkilerle geçip gider.
Bir haftalık ilişkinin neyi düzeyliyse!..
Siz 50 bin şarkı bilir de bunların hiçbirini bir halta yaramaz şekilde okursanız, sizin çok şarkı bilmenizin ne kıymeti var.
Bazıları çıkıp, 'beni halkım buralara getirdi. Alkışlayan elleriniz dert görmesin' diyor. Bunlar sadece alkış almak için yapılan sahtekarlıklardır.
Ben dahil sanatçı arkadaşlarımızın ekrandaki duruşları gerçek duruşları değildir. Herkesin kendine göre sorunları vardır.
Evinde yemek yaparken bile şarkı söylemeye hakkı olmayanlar sahnede sanatçı diye gezinip duruyor. İşin en vahim tarafı televizyonlarda, orada burada o arkadaşların sanatçı diye anons edilmesi.
Erol Büyükburç bir yarışmacı için, 'Ben bundan mükemmel solist yaparım' diyor.
Rezalet bir ses ya. Kaç senelik müzisyensin, bu lafı söylemeye utanmıyor musun?
Mustafa Keser, lise eğitiminden sonra okuluna devam edemedi. Kendi tabiriyle meslek olarak müziği seçti. Kimi zaman siyah beyaz karelerde ünlü bir sanatçıya eşlik etti, kimi zaman kendi çalıp söyledi. Bunları yaparken de daha çok gençti. Askerlik yıllarından sonra İzmir'de kalmasını kendisi için bir şans olarak gördü. Orada iyi bir tecrübe sahibi olduktan sonra 1982'de TRT'de ses sanatçısı olarak çalıştı. Ardından ver elini İstanbul… Bu şehir Mustafa Keser'i zirvelere taşıdı. Özellikle özel televizyonlar için yaptığı ve izleyicilerin canlı olarak şarkı isteklerini Keser, yanıtsız bırakmadı. Bu haftaki konuğum Mustafa Keser'i size kısaca tanıtmak istedim. Türk Sanat Müziği'nin bu ünlü icracısıyla yaptığım söyleşide, bazen duygularının kabarıklığına, bazen kendi içinde gördüğü haksızlıklara cevaplar bulacaksınız. Hepinize iyi pazarlar…
42 yıldır bu meslekteyim. Ben liseden sonra okumadım. Lise yıllarında da bir sürü müzik aleti çalmayı öğrendim. Liseden sonra aldım kemanımı, vurdum koltuğuma İstanbul'a geldim. 1.5 yıl çeşitli solistlerin arkasında bağlama ve keman çaldım. Sonra askere İzmir'e gittim. İşin membasının İstanbul olduğunu düşünmedim. Ama İzmir'de de büyük gazinolar vardı. Orada iki yıl içinde çevre edindim ve askerden sonra İzmir'e yerleştim. 4 yıl askeri havaalanında memuriyet yaptım. Gündüzleri memurdum geceleri pavyonlarda çalıyordum. Havaalanından ayrıldıktan sonra bir minibüs aldım. 1.5 yıl minibüsçülük yaptım. 10 yıl taksicilik yaptım. Zeki Müren'e çalıyor, sahneden indikten sonra gazinonun önünde taksicilik yapıyordum. Müzeyyen Senar, bana solist anlamında destek olmuştur. Beni İstanbul'a getirdi. 'Pembe Köşk'te çıktım.
Genetik yolla geçen ilk kabiliyetler sanatsal kabiliyetlermiş. Tıp öyle der. Baba tarafımda çok iyi sesi olan kişiler var.
Sanatsal kabiliyetleri üst düzeyde bir aile diyebiliriz. Ama profesyonel olarak kimse ilgilenmedi. Babam keman sanatçısı olarak piyasada çalışan biri değildi. Bizim un değirmenlerimiz, marangoz atölyelerimiz vardı. Babam, marangozdur yani. Ama keman yapacak kadar nadide bir mobilya el işçiliği en üst düzeyde biriydi. Ağaçtan adam yapardı, kanaviçe gibi ağacı işlerdi. Yaptığı kemanlar Amerika'ya gitti. Yani öyle bir usta bir marangozdu.
Maalesef… Elazığ'ın Maden ilçesindenim. 1970'li yıllarda evimiz yandı. O arada babamın yapmış olduğu tüm işler gitti.
Kadınların mücevheratlarını koydukları kutuya bizde 'emaret' kutusu derler. Babam nişanlıyken anneme gönderdiği orijinal bir ağaç işi kutu kaldı.
Şu an bile sanatımın yeterli karşılığını almış değilim. Acıdır bunlar. Mustafa Keser, bunca yıldan sonra hala çocuklarının geçimini düşünüyor. Bir sanatçı bunları düşünmemeli. Ben dünya çapında bir sanatçı olabilirdim. O durumda bir adamım ben. Hayat kavgası, geçim derdini düşünmekten, ancak buralara gelebildim. 6 yıl gecede iki saat uyudum. Ben biyonik bir adamım yani. Şimdi bu şevk ve azim olmamasından dolayı gerçek sanatçı zor yetişiyor. Kaç tane Mustafa Keser sayabilirsiniz, kaç tane Zeki Müren sayabilirsiniz. Herkesin bir işi var. Kimi yer süpürür, kimi motor yıkar. Ben de müzikle ekmeğimi çıkarıyorum. Onun yanı sıra bakıyorsunuz müzik adına beş kuruş etmeyen insanlar ne kaprisler, neler neler... Anlatılır gibi değil yani. Halk bilse o kişilerden nefret eder. Şimdi camianın içerisinde 30 yıl evli barklı çoluğuyla çocuğuyla kaç tane adam gösterirsiniz bana. Birer haftalık düzeyli ilişkilerle geçip gider. Bir haftalık ilişkinin neyi düzeyliyse!..
Ben kendimi bildim bileli sizin repertuarınızdan bahsederler. Beş bin kadar şarkı bildiğiniz söylenir. Bu doğru mu?
Bilmiyorum. İnsanlar benden daha çok iyi biliyor kaç şarkı bildiğimi.
Tabii bu kadar sene emek verdim. Ben şu an bile günün beş saati çalışıyorum. Bu sayede repertuarınız da genişler bilginiz de… Bu repertuar konusu beni rahatsız eden bir konudur aslında. Çok şarkı bilmek önemli bir şey değil yani. Tabii repertuarının geniş olması önemli bir şey ama siz 50 bin şarkı bilir de bunların hiçbirini bir halta yaramaz şekilde okursanız, sizin çok şarkı bilmenizin ne kıymeti var. Beni kim görüyorsa, “Ağabey kaç şarkı biliyorsun” diye soruyor. Halbuki ben konservatuar hocalığı yapmışım. Ben 25 yıl devlet sanatçısı olarak TRT'de görev yapmışım. 10 enstrümanı profesyonel olarak çalan bir insanım. Ben klasik musikiyi çok iyi bilen bir adamım. Ben Türk Halk Müziğini, bunların hepsini bilimsel olarak -hikayeden değil- bilen bir adamım. Bu kadar bilginin hepsi bir kenara itilir hiç bahsedilmez. Bazen 'lanet olsun şarkısına' diyorum. Benim bunları bin beş yüze katlayacak sanat kariyerim var ya...
Bizim 'Gözleri fettan güzel' yok mu. Bu şarkı başımıza iş açtı. Bir de 'Karakolda ayna var', 'Abbas' var. Ben bunları on senedir okuyorum. Hangi kanala gidiyorsam, 'Ben sanat müziği sanatçısıyım, halk müziği sanatçısı değilim' dememe rağmen gittiğim hiçbir yerde sanat müziği okumadım. 'Ağabey, Gözleri Fettan Güzel'i okur musun' diyorlar. Ben zaten on yıldır bunu okuyorum. Şimdi bir sürü hikayeden sunucular var. Bunlar kendi bilgisizliklerinden utanmıyorlar. 'Hiçbir halt olmadan birileri beni burulara getirmiş; bari biraz çalışayım öğreneyim' demiyor. Bir çaba yok. Programa gidiyorum 'Şimdi efendim, türkücü Mustafa Keser huzurlarınızda' diyor. Böyle bir hakaret yok. Türk Halk Müziği sanatçısı demek ayrı bir şeydir. Türkücü ayrı bir şeydir. Ben türkücü müyüm yaaa…
Şimdi bakın karşınızda maldan anlayan bir alıcı yok. Karşınızda maldan anlayan bir alıcı olmadıktan sonra mal satamazsınız. Bazıları çıkıp, 'beni halkım buralara getirdi. Alkışlayan elleriniz dert görmesin' diyor. Bunlar sadece alkış almak için yapılan sahtekarlıklardır. Buralara gelinceye kadar anam ağladı. Kendi çabamla geldim. Halk beni getirmedi buralara. Haa, eğer bugün buralardaysam işte ben maldan anlayan insanları tebrik ediyorum. Böyle güzel bir maldan anlayıp da buralara getirdikleri içindir. Ancak buralara getirdikleri için teşekkür etmiyorum. Ben kendim geldim buralara. Onlar da emeğe saygı duyup beni sahiplendiler. Halkımızın maalesef sanat ve kültür seviyesi çok düşük. Bunu her zaman söylüyorum, isterlerse kırılsınlar. Şimdi bir örnek vereceğim size. Geçen gün bir mail geldi bana. Konuştuğum bir lafla ilgiliydi. Kraldan çok kralcı olan halkımız var. Bakıyorsun hemen sahipleniyor. Sanki onu benden daha iyi tanıyor. Ne yazmış biliyor musunuz; 'Ben neden bir şey olamadım diye kendinize sorun' diyor. Bana diyor yaa... Bu kadar geri zekalı insanlar işte. Bana diyor ya, Mustafa Keser'e diyor. Ben de, 'Oğlum, 10 sene kendi formatıyla bir programı olan, konservatuarda dersler vermiş bir adamım. Sen hala adama bir yere gelmedin mi diyorsun, bu kadar geri zekalı mısın' dedim. Demiyor ki, 'bu koskoca Mustafa Keser. Bunun bütün sanat camiası önünde ceket ilikliyor ya'.
Ben dahil sanatçı arkadaşlarımızın ekrandaki duruşları gerçek duruşları değildir. Herkesin kendine göre sorunları vardır. Ben tabii neşeli bir insanımdır. İnsanlar sizi mütevazı olduğunuzdan dolayı ciddiye almadıkları oluyor. Bir televizyon programına gidiyorsun, 'Ağabey bir şey içer misin' diyor. 'Bak sen işine sağol' diyorum. Bir de bakıyorum üç tane adam diğer bir konuğun kapısında dikilmiş. Nedir? Çünkü o bağırıyor, 'neredesin, nerede suyum...' Sen kaç paralıksın ya. Bu karşındaki insan ya.
Ben 42 yıldır hiçbir işime bir dakika geç kaldığımı hatırlamam. Çevremde belki üç beş kişi dışında randevusuna sadık yok denecek gibi azdır. Bize 'Saat 5'te prova var' derlerdi. Biz giderdik üç-beş saat bekleriz, solist gelecek de prova yapacağız. Böyle saygısız ve terbiyesizlik içerisindeler. Hala da öyle. Geçen pop-star yarışmasında çocuk 10 dakika geç kalmış; hepsi çocuğun üstüne gitti. O gidenler halbuki aynı ahlaksızlığı misli misli yapan insanlar. Nedir o sanatçıymış; o geç kalabilir. Onun terbiyesizlik yapmaya hakkı vardır!
Frank Sinatra. Benim şarkı söyleme tarzım, tavrım olabilir. Benim slov ve romantik bir sesim ve tarzım vardır.
Evet doğrudur. Benim müzik, ekol, yapı, sunuş tarzım ve gönül yapım odur, doğrudur.
Doğrudur. Koskoca Başbakan. Ben mesela birçok devlet büyüğünden hiç o reaksiyonu görmedim mesela. Bundan iki sene önce bir konserdeydim. Sayın Başbakanım da gelmişti. Sahnedeyim; kalktılar, gidiyorlar. Korumalar önünü kapattı. Baktım onları aştı. Bana veda etmek için sahneye doğru geliyor. Bu bir ahlak ve terbiyedir. Bu sanatçıya saygıdır. 'Kusura bakma biz gitmek zorundayız' dedi. Bu bir insanlıktır işte. Öbür türlü kalkıp, oradan affedersiniz, bağışlayın tabirimi, başbakanımız bağışlasın, kalkıp odun gibi gidenleri de çok gördük.
Piyasa kalmamış durumda. Bir defa işler çok ele ayağa düşmüş durumda. Evinde yemek yaparken bile şarkı söylemeye hakkı olmayanlar sahnede sanatçı diye gezinip duruyor. İşin en vahim tarafı televizyonlarda, orada burada o arkadaşların sanatçı diye anons edilmesi. O kendi kendine sanatçı diyebilir. Ama ben onu anons edersem, 'hadi lan oradan ne sanatçısı' derim.
Güzel sesler var. Ama icraat kötü. İyi bir malzeme var ama siz bundan çok kötü yemek yapıyorsunuz, hadise budur. Mesela Ebru Gündeş, Kibariye, mükemmel bir ses.
Ebru Gündeş'i müzik bilgisine sahip değil diye eleştiriyorsunuz…
Bakın bilgi meselesi ayrı konu. Bana göre Ebru Gündeş emsalleri içerisinde en iyi seslerin başında gelir. Güzel şarkı söylemenin kriterleri vardır. İslam'ın şartının beş olduğu gibi, önce doğru şarkı söyleyeceksiniz. Sesleri güzel arkadaşları kastediyorum. Tasvip etmediğim konu, insanların çok tembel oluşu. Bunu kendisine utanç vesilesi, böyle görmesi gerekirken bunlardan hiçbir rahatsızlık duymamalarıdır beni rahatsız eden. '15 yıldır ben bu işin içindeyim' diyor. 15 yılda 15 kelime öğrenmemişsin arkadaş.
Yeni sezonda olacak. Ayrıca bir kanalda yarışmacı koçu olarak istediler ama ben orada berbat seslerle çıkıp kendimi rezil edemem. Geçen gün bir programda izledim, hayretler içerisinde kaldım; Erol Büyükburç kardeşimizin bulunduğu yarışmadan bahsediyorum. Bir yarışmacı için, 'Ben bundan mükemmel solist yaparım' diyor. Rezalet bir ses ya. Sen utanmıyor musun? Kaç senelik müzisyensin, bu lafı söylüyorsun. Eğer bunu hoşluk olsun diye söylüyorsan yazıklar olsun. Eğer bilerek, biliyor anlamında konuşuyorsan elli bin defa yazıklar olsun ki, biz senelerdir seni müzisyen olarak biliyoruz. Demek ki, sen bir halt bilmiyor muşsun ya. Rezalet bir sese çok güzel diyor ya. Çok güzel şarkı söylüyor diyor. İşin acı tarafı burada. 'Ben bundan star oluştururum' diyor. Star kadar taş düşsün başına.
Üç oğlum var. Büyük oğlum Bilgi Üniversitesi'nde İşletme okudu. Öbürleri okumadı. En küçüğü askerde, bir ay sonra bitiriyor. Şu anda bankacı. Aynı zamanda sahnedeki kanuncum. Müzisyen olarak da içlerinde en iyi o. Ortanca oğlumda bazen sahnede keman çalıyor ama istediğim düzeyde değil.
Bu okul benim 20 yıllık idealimdi. Bu kadar bilgi edindim, niye benimle birlikte mezara gitsin. Gençlere aktaralım dedik ama halt ettik.
Biz gerçek anlamda bir şeyler vereceğimizi düşündük. Ama dediğim gibi bizim gibi işe gönül veren, azim içerisinde olan hiçbirisine rastlamadım.
Okulu bırakacağım artık. Tutuğumuz balık ürküttüğümüz kurbağaya değmiyor. İlk etapta düşündüğümüz, 'manevi yetiştirelim birilerini, onlar da bizim şerefimiz olsun' şeklindeydi. O şerefe layık kişiler de gelmiyor. Ne zaman sahneye çıkabilirim diyor!..






