
Kemençe virtüözü Musa Agun, Ümraniye’deki atölyesinde kemençe dahil bağlama, keman, ud, gitar, kabak kemane ve daha birçok sazın tamirini yapıyor. Tüm bu sazları ustalıkla çalabiliyor, çalamadığı bir saz olursa da onun kemençeye benzerini yapıp aynı sesleri yakalıyor. Agun, “Bu apayrı bir dünya. Bir ağaca tel bağlayıp da ses çıkarmak çok değişik bir şey. Anlatılamayacak bir duygu” diyor.
Musa Agun, kemençe virtüözü aynı zamanda Kültür ve Turizm Bakanlığı sertifikalı bir saz yapım ustası. Ümraniye'de ilk bakışta göze çarpmayan eski bir atölyesi var. Burada enstrüman tamiri yapıyor, yeni enstrümanlar üretiyor bir de her yaştan insana saz öğretiyor. Soğuk bir Sonbahar akşamı Musa Agun'un kuzine sobalı atölyesinin konuğu oluyorum. İçeri girer girmez İstanbul'un kaotik havası dışarıda kalıyor. Musa Agun zamanı bu küçücük atölyede dondurmuş. Gürül gürül yanan bir soba içeriyi sıcacık ediyor, duvarda asılı envai çeşit ve boyutta kemençeler vakitlerinin gelmesini, üzerlerine tellerin gerilmesini bekliyor. Musa Agun nev-i şahsına münhasır bir Rizeli. Neden böyle söylediğimi ilerleyen bölümlerde anlayacaksınız. Bir kere tezcanlı. Anlatmaya aşırı meraklı. Esprili. O el yapımı enstrüman geleneğini sürdüren ender insanlardan. Kemençe dışında bağlama, keman, ud, gitar, kabak kemane ve daha birçok enstrümanı tamir edebiliyor, hepsini ustalık derecesinde çalabiliyor. Üstelik mucit. Sesini kullanmak istediği ama çalamadığı saz olursa oturup aynı sesleri çıkaran farklı bir versiyonunu yapıyor.
Size Musa Agun'un enstrüman yapımına nasıl başladığını anlatmakla başlayayım: Musa Agun babasının ölümünden yıllar sonra onun bir kemençesini buluyor ve tamir ettirmek için bir ustaya götürüyor. Usta “Bu artık tamir olmaz” deyince üzülüp ağlıyor Musa Agun. “Ustanın öyle konuşması çok zoruma gitti. İçerledim. Sonra bir marangoza gittim, malzemeleri alıp babamın kemençesini çalınır hale getirdim.” Üç aşağı beş yukarı o günden bu güne 45 sene geçmiş. Sohbetin koyusuna demli bir çay yakışır. Çaylarımız geliyor. Birer yudum alıp devam ediyoruz konuşmaya.
Enstrüman ustalarını hep merak ederim nasıl bir dünyaları var, nasıl yaşarlar. Çünkü onlar çok görünür değillerdir. Konserlerde dinlemeye doyamadığımız nice virtüözün elinde onların sazları bulunuyor ama biz çoğunu tanımıyoruz bile. Klişe olacak ama gizli kahramanlar demek istiyorum. Musa Agun içinde bulunduğu dünyayı anlatırken şu sözleri sarf ediyor: “Bu apayrı bir dünya. Bir ağaca tel bağlayıp da ses çıkarmak çok değişik bir şey. Anlatılamayacak bir duygu. O kadar farklı yerlere götürüyor insanı. Bir yerde mesai ile çalışırsınız, bırakır gidersiniz ama bu öyle bir sanat değil...”
Zaman geçtikçe ağaçlara daha fazla önem vermeye başladığını söyleyen Agun, boşu boşuna ağaçların kesilmesinden yana değil. O enstrümanlarını yaparken kesilmek zorunda olan veya kendiliğinden kurumuş ağaçları tercih ediyor ve “Doğal kuruyan ağaçtan daha güzel ses çıkar ama şimdi teknoloji gelişmiş ağaçları kurutuyorlar. Bir de içinde bulunduğumuz ayın 1'i ila 15'i arası kesilen ağaç su çekmemiş oluyor, damarları duruyor. O zaman kesilmesi lazım. Nemli, sulak ve rutubetli bir yerde büyüyen ağaçların sesi güzel çıkmaz. Zor büyüyen ağaçların sesi güzel çıkar. Ben bunların eğitimini almadım ama ustalardan, kendi kendime tatbik ederek öğrendim” diyor.
Acaba en iyi kemençe hangi ağaçtan yapılır? Musa Agun'un en çok karşılaştığı soruyu ben de soruyorum. Agun, “Tek cümleyle birçok ağaçtan olur ama mesela kirazın sesi muhakkak farklıdır. Duttan yapılan farklı olur. Hangi kararda kemençe yapacağınıza göre değişir. Mesela La Sol Si karardaki kemençeler en iyi erik ağacından olur. Bilinen ağaçlar dut, erik, ardı., armut ve kirazdır. Ben meraklı bir adamım. Güzel bir ağaç gördüğüm zaman hemen denerim. Akla uymayacak ağaçlardan kemençe yaptım. Kumar ağacı, kızılağaç, sarmaşık, yaban gülü ağacı, çifine ağacı, kestane, ıhlamurdan yaptım. Sadece erikten yapılır diyen bazı sabit fikirli insanlar var. Oysa her ağacın ayrı bir güzelliği var yeter ki işlemesini bilin” diyerek cevaplıyor sorumu. Agun, meyve veren ağacın daha sağlıklı olduğunu bu yüzden kemençe yapımında bu ağaçları kullandığığını da cevabının sonuna ekliyor.
Musa Agun'un enstrüman mucidi olduğunu söylemiştim. Agun'un icat ettiği iki çalgı var. Biri Sermençe diğeri de Çellomençe. Bu iki çalgının hikayesini kendisinden dinliyoruz: “Bir zaman elime keman aldım. Çalmayı bir türlü beceremedim. Kemanı çalamayınca kalkıp dört telli kemençe yaptım, adına da Semençe dedim. Akort sistemi kemençeyle aynı. Kemençeyle bazı halk türküleri çalınamıyor. Bazı sesler yetersiz kalıyor. Sermençe bu boşluğu dolduruyor. Çellomençe de aynı şekilde ortaya çıktı. Onda da çok güzel sesler elde ettim. İkisinin de Kültür Bakanlığı'ndan patentini aldım. Şimdi daha farklı bir enstrüman üzerinde çalışıyorum. 12 telli ve 90 santimetre boyunda bir enstrüman olacak.” Gerisini sürpriz olarak saklamayı tercih ediyor Musa Agun.








