Her taşın, dağın, suyun ve ağacın kutsal sayıldığı, kültürü derinlere kök salmış bir yuva. Hükümetin 1937-38 yıllarında Dersim'e 'medeniyet götürme' adı altında yaptığı harekat fetih duygusuyla gerçekleşti. İşte bu süreci ve Dersim'in kayıp kızlarını anlatan tarihi belgeselin şimdi de DVD'si müzik marketlerde yerini aldı
Dersim'de olanlar son zamana kadar yüksek sesle konuşulmadı. Dersim katliamı yutkunması zor bir sözcüktü hep. Açığa çıkan belgelere göre 13 binden fazla insan öldürülmüş, 12 bin civarında insan sürgüne gönderilmişti. Kurbanların sayısı hala kesinleşmedi… Harekat sonrası rütbeli asker ailelerine ve eşrafa pay edilen kızları ise ailelerinden başka kimse merak etmedi. 2005 yılında "isyan" olarak bilinen Dersim katliamına dair araştırmaya başlandığında henüz hiçbir şey bu kadar net değildi. Dersim'38 sürecinin ve katliamın niteliğini belirlemek ve yeni bir tanımlama yapma ihtiyacı vardı. Resmi tarih tezine karşın halkın gerçek tarihini açığa çıkararak tarihin yeniden yazımına katkıda bulunmak amaçlanıyordu. Katliamın yaşayan tanıkları ve mağdurlarıyla röportajlar yapmaya başlanıldığında "kayıp kızlar" gerçeğini kimse doğru dürüst bilmiyordu. Kadınlı, erkekli yaklaşık 150 katliam tanığı ve mağduruyla yapılan "görüntülü sözlü tarih çalışması" kapsamında sürecin niteliğini açığa çıkaracak bir soru soruldu. "Dersim'38'de kadınlara ve çocuklara ne yapıldı?" Bu sorunun cevabı yeni bir bilgi ve yeni bir tanımlamayı gündeme getirecekti. Dersim'in kayıp kızları bir soruyla ortaya çıktı ve bir belgesel filme dönüştü. O belgesel film ise "isyan" olarak bilinen Dersim'38'in aslında bir katliam olduğunu açığa çıkardı. Deyim yerindeyse 2009 yılında Dersim tartışmalarını başlatan işaret fişeği oldu. Böylelikle 38 katliamından sonra ilk kez "Dersim" gazete manşetlerine taşındı.
Devletin tek dil, tek din ve tek millet yaratmak amacıyla gerçekleştirdiği Dersim harekatı sadece katliamla sınırlı kalmaz. Köklerinden koparılan Dersim'in kız çocuklarının bir kısmı yatılı okullara yerleştirilir, diğer kısmı ise katliama katılan rütbeli askerlere pay edilir. "İlkel" ve "vahşi" olarak tanımlanan Dersim kızlarının kılık kıyafetleri değiştirilerek asimilasyonun ilk adımı atılır… Sonra dilleri, inançları, kimlikleri ve bütün yaşamları değiştirilir… Türkiye'nin 30 ilinde ve Avrupa'da yaklaşık 4 yıldır devam eden "Dersim'in kayıp kızları" araştırmasının ürünü olan "İki Tutam Saç-Dersim'in Kayıp Kızları" belgesel filmi iki öyküden oluşuyor.
Fatma ve Huriye... Biri köklerinden koparıldıktan 10 yıl, diğeri 65 yıl sonra ailelerine kavuşan Dersim katliamının tanıkları. Götürüldükleri evlerde karşılaştıkları sorunlarını, bu eveler-den kaçma düşünceleri ve kaçışlarını, isyanlarını, çaresizliklerini… Dramatik ve travmatik yaşamlarını, ilişkilerini, sevinçlerini, üzüntülerini ve öfkeli hüzünlerini… 70 yıl sonra buluştuklarında anlattılar... Şemsi ile Sakine, amcakızları… 1938'de köklerinden koparıldığından beri aileleri tarafından aranıyorlar. Anne ve babalarının son nefeslerine kadar hasretlerini çektikleri kızlarını arama sorumluluğu kardeş Şemsi ve Erdal'ın omuzlarında. Ellerinde onlardan geriye kalan iki tutam saçla hasretin dineceği günü bekliyorlar…
2010 yılında belgesel film gösterime girdiğinde yaklaşık 72 kişinin öyküsü kayıt altına alınabilmişti. Ancak film gazetelerde yazılmaya, televizyonlarda konuşulmaya başlandıktan sonra bu sayı neredeyse ikiye katlandı. Bugüne kadar yaklaşık 150 civarında köklerinden koparılan Dersimli kızın ismi tespit edildi ve bunların büyük bölümüyle görüşmeler yapıldı. Bazıları kendi ve ailelerinin çabaları sonucu aileleriyle buluşabildiği halde bir kısmı hala aileleri tarafından aranıyor. Diğer bir kısmı ise ailelerini arıyor. DVD'sinden sonra şimdi de bu araştırma kapsamındaki bütün öyküler bir kitapta toplanacağı günü bekliyor…
Çit filmden sonra Avustralya devleti Aborjin meselesini gündemine aldı ve tartışmalardan sonra devlet resmi olarak özür diledi Aborjinlerden. Avustralya'da Çit filmi Aborjin meselesini, Türkiye de İki Tutam Saç-Dersim'in Kayıp Kızları belgesel filmi Dersim meselesini gündeme getirdi.
Çit ailelerinden koparılarak asimile edilmeleri için eğitim kamplarına götürülen Avustralyalı yerli çocukların ölümü göze alarak kilometrelerce uzayan çölü aşmak için verdikleri amansız mücadeleyi anlatan filmin adı. Filme ismini veren Rabbit-Proof Fence, Avustralya kıtasının neredeyse başından sonuna kadar uzanan ve tavşanların bir taraftan diğerine geçmesini engellemek için inşa edilen, dünya üzerindeki en uzun çite verilen isim. Bu çit kaçan çocuklar tarafından evlerine dönmek için bir pusula gibi kullanılıyor ve bu şekilde binlerce kilometre uzaktaki köylerinin yönünü belirlemeye çalışıyorlar. Batı Avustralya'daki Aborjinlerin baş koruyucusu Neville, yarı Aborjin çocukların ailelerinden alınıp, hizmetkar ya da azat olarak eğitilerek, 'beyazların toplumunda yeni yaşamlarına hazırlanabilecekleri' yerleşim bölgelerine götürülmelerini öngören programı savunuyor. Genç bir kadın olmanın eşiğindeki hassas ruhlu Molly (14) ile kuzenleri Gracie (10) ve Daisy de (8) bu programdan nasibini alır. Evlerinden çok uzaklara gönderilen kızlar Molly'nin önderliğinde götürüldükleri yerden kaçar. Kızların bu yolculuktan asla sağ çıkamayacağı düşünülür. Çünkü geçmeleri gereken çetin bir çöl var. Ama kızlar tavşan çitini takip ederek arkalarındaki siyah iz sürücü ve arama ekibinden sıyrılıp gerçek evlerine, annelerine ulaşmak için ellerinden geleni yapar.






