
Adana'da bir huzurevinde yaşayan TRT'nin eski spikeri Mesut Mercan'ın en büyük hayali son kez ekrana çıkıp haberleri sunmaktı. Bu dileği geçtiğimiz hafta gerçekleşti. 30 yıl aradan sonra izleyici karşısına son bir kez daha çıkan Mertcan, gözyaşlarını gizleyemedi.
Duayen sunucu Mesut Mertcan, Adana'da bir huzurevinde yaşıyor. Yakın bir tarihte en büyük dileğinin son bir kez TRT ekranlarında haber sunmak olduğunu söylemişti. Erhan Çelik bu çağrıya sessiz kalmadı ve TRT 1 ana haber bültenini hocası Mesut Mertcan ile birlikte sundu. O gece televizyonlarını açanlar karşılarında tanıdık bir sima ve sesle karşılaştılar. Mertcan, 30 yıl sonra kamera karşısındaydı. Biz ise tam da o sıralarda stüdyodaydık işte o anların kamera arkası:
Önce Mesut Mertcan'ın makyajı yapılıyor, canlı yayına hazırlanıyor bir yandan da bizim sorularımızı cevaplıyor büyük bir nezaketle. "Heyecansız bu iş olmaz" diyen Mesut Mertcan'a evvela bu kadar yıldan sonra haber sunacağı için kendisini nasıl hissettiğini soruyoruz. Mertcan, "Anlatamıyorum, yaşıyorum. Ben bu yuvadan seneler önce ayrılmıştım. Otuz sene sonra yuvama döndüm" diye cevap verirken gözyaşlarını da tutamıyor. Kısa ve öz sohbetimizde Mertcan ile gündemi, 12 Eylül'ü, 15 Temmuz'u, bugünün TRT'sini değerlendirdik.
Mesut Mertcan, 15 Eylül 1946 Adana doğumlu. Şimdi 70 yaşında. Duayen spikerin TRT'de 15 yıllık emeği var. Mertcan, 'Türkiye'nin neresinde olursa olsun spikerlik yapmak istiyorum' diye TRT'ye mektup yazıyor. 1973'te de isteği kabul olup Erzurum radyosunda işe başlıyor. Mertcan, üniversiteyi Gazi Üniversitesi'nde İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyor ama diplomasını alamadan okulu bırakıyor. 1974- 75 yılında TRT Ankara radyosuna oradan da haber merkezine geçiyor. Tüm bunları hep sınavları kazanarak başardığının altını çiziyor ve ekliyor: "Her gün seyirci karşısına çıkmak heyecan verici bir duyguydu ama sorumluluğu da fazlaydı. Ben işime hiçbir zaman artistlik olarak değer vermedim. Her zaman işimi yapmaya çalıştım."
Mesut Mertcan, şahit olanların hafızasında 12 Eylül darbe bildirisini okumasıyla kazınmıştı. Kendisi o günden kısaca şöyle bahsediyor: "12 Eylül bildirisini önüme koyduklarında çok heyecanlanmıştım. Tarihin bir sayfasına imza atıyorsunuz. Ben ihtilal karşıtı bir adamım. Korktum da. Öyle durumlarda ilk hedef radyolardır. Radyo binasına girdiğimde her taraf sessizdi. Her taraf tank dolu. Bana bildiriyi Genel Kurmay'da verdiler. Radyonun yayın odasının kapısında iki tane er var. Ellerinde silahları, ne yapacağını nereden bileceksiniz. Karşıda bir general, bir albay, birkaç da subay vardı."
Acaba yılların duayen spikeri 15 Temmuz gecesi geçersiz bildiriyi okuyan Tijen Karaş'ı izlerken ne hissetmişti? "Karagöz Hacivat oynuyordu. Şimdi açık konuşalım. Türkiye'de bir rejim bunalımı yok. Cumhurbaşkanı, Başbakan görevinin başında. Bunlar ne yapmak istediler? Halka silah doğrulttular, halk da derslerini verdi. Çünkü bu halk bağımsızlığına ve özgürlüğüne düşkün bir halk. Bunlar, benim cumhuriyetime, özgürlüğüme, demokrasime kurşun sıktılar. Allah sonumuzu hayreylesin" diyen Mertcan, o geceyi yaşatanlara lanet okuyor. Mertcan, Fetullahçı Terör Örgütü'nü tarihte Roma İmparatorluğu'nun başına musallat olan çapulcu vandallara benzetiyor.
Mesut Mertcan, Adana'da huzurevinde yaşıyor. Eskiden olduğu gibi haberleri takip etme şansının olmadığını ayrıca kendisini üzen haberler gördüğünde haberleri izleyemediğini söylüyor. "Ama hala TRT'yi izliyorum. Şu anki yayıncılık kendini aşmış durumda. TRT benim zamanıma göre daha çağdaş. Ancak bazı haberleri çok eleştiriyorum, mesela alt yazıları konuştuğu gibi yazıyorlar" deyiverince Erhan Çelik araya girip "İnsanlar devletin sesiyle devletin ağzıyla konuşulanları, metni, şekli artık benimsemiyor ve inandırıcı bulmuyor" yorumunu yapıyor.
Mertcan, yayına çıkmadan önce her zaman çok disiplinli olduğunu söylüyor.
Mesut Mertcan'ın yayın öncesi disiplinli olduğunu biz de kendi gözlerimizle gördük. Her bir haberin üzerinden Erhan Çelik ile birlikte bir bir geçtiler. Haberleri pay ettiler. Heyecanının gizleyemeyen Erhan Çelik de duygularını şöyle dile getirdi: "Yayın öncesi normal bir heyecan oluyor. Bugün her zamankinden farklı bir heyecan var. Bu arada bugün az önce bir şey öğreniyorum. Ben Jülide Gülizar'ın öğrencisiyim. Hocam da Jülide Gülizar'ın öğrencisiymiş. Ben son öğrencilerinden biriyim, hocam da ilk öğrencilerinden. Böyle güzel bir tevafuk da çıktı ortaya."








