Eleştiriyle zenginleşen edebiyat

04:0015/12/2021, Çarşamba
G: 15/12/2021, Çarşamba
Yeni Şafak
İbrahim Tüzer, 'edebî eserle dünyayı anlamlı bir yer kılabilmeyi' amaçlıyor.
İbrahim Tüzer, 'edebî eserle dünyayı anlamlı bir yer kılabilmeyi' amaçlıyor.

İbrahim Tüzer’in Anlatı/yorum adlı eleştiri kitabının ardından Şiir/yorum adlı kitabı da Hece Yayınları arasında okurla buluştu. İlk kitapta edebi metinler üzerine yapılan inceleme, ikinci kitapta şiir üzerine incelemeyle devam ediyor. Şair, yazar ve eserler üzerine zihin açıcı ve farklı bakış açılarıyla ele alınan metinler oldukça dikkat çekici.

ERDEM DÖNMEZ

İbrahim Tüzer’i, telif kitapları ve yayına hazırladığı eserlerle yakından takip ediyoruz. En son bu çalışmalarına Selçuk Atay’la birlikte eleştirel basımını hazırladığı Sabahattin Ali roman ve hikâyelerini ekledi. Tüzer, çeşitli dergilerde yayımladığı roman/hikâye ve şiir üzerine yazılarını anlatı/yorum ve şiir/yorum adlı kitaplarında bir araya getirdi. Türk romanı ve şiirinin tarihine, eleştirisine ve kuramsal tartışmalarına yeni bakışlar kazandıran Tüzer, “zihinsel konforunu bozma cesaretini gösterebilen tüm öğrencilerine” ithaf ettiği kitaplarında pek çok yazar, şair ve eseri farklı açılardan değerlendirip okuru bilinenin/tekrar edilenin konforundan farklı okuma biçimlerinin ve derinlikli bakışın zahmetine davet etmektedir.


2020’nin sonunda okurla buluşan anlatı/yorum, yazarın ifadesine göre “bir yanıyla okuyarak dünya içerisinde var olma ve yeni anlam alanlarına ulaşma çabası diğer yanıyla yazarak bu anlamı görünür kılma gayreti” ile ortaya çıkar. Dört bölümden oluşan kitapta Türk edebiyatından Ahmed Midhat, Halid Ziya, Ömer Seyfettin, Yakup Kadri, Tanpınar, Sait Faik, Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Safiye Erol, Oğuz Atay, Sevinç Çokum, Mustafa Kutlu, İhsan Oktay Anar, Nazan Bekiroğlu, Ceyhun Emre Teoman’ın yanı sıra dünya edebiyatından Cengiz Aytmatov, Umberto Eco ve Stefan Zweig’le ilgili yazılara yer verilir. Yazar, çalışmanın “Sonu Olmayan Başlangıçlar” başlıklı birinci bölümünde, ilk olarak Türk edebiyatında romanı oluşturan zihniyetin arka planını ortaya koymak amacıyla Türk modernleşmesinin kısa bir değerlendirmesini yapar. Ardından gelen yazılarda modernleşme sürecinde kendisiyle karşılaşan, kendisini yeniden tanımaya/tanımlamaya ve anlamaya/anlamlandırmaya çalışan insanın trajik bir açılım kazanan farklı hallerini roman ve hikâye kişileri merkezinde inceler. Ahmed Midhat’ın başkalaşımdan imtina ettiği modernleşme arayışı, Tanpınar’ın rüya ile gerçek, arzu ile bilme arasında sıkışıp kalan estetiği, Sabahattin Ali’nin ideolojik saplantılarla işlevsizleştirilen çığlığı, Oğuz Atay’ın korkuyla bütünleşen bellek arayışları birey-toplum ilişkisi etrafında değerlendirilir. “Muhatap Arayan Kurmacalar” başlıklı ikinci bölümde, birinci bölümde çerçevesi çizilen trajik bireyin çatışmalarına çözüm üretme gayretini merkeze alan yazılar öne çıkar. Burada Yakup Kadri’nin insanı, mekânla, Sait Faik’inse yazıyla tanımlama çabası, Oğuz Atay’ın geçmişinden kaçarken kendisiyle hesaplaşma gerilimine düşerek arafta asılıp kalması, Mustafa Kutlu’nun davayla dünya arasında kalan kişilerinin “herkes”leşmeye mahkûm oluşu, Dalaksız Nikola’daki kurmaca ile gerçek çatışması söz konusu çözüm arayışlarını örnekler. “Tarihin Kurmacaya Düşen Gölgesi” başlıklı üçüncü bölümdeyse İbrahim Tüzer, roman ve hikâyelerin topluma, tarihe, ideolojiye açılan yönlerini keşfeder. “Ortak bilinç” ekseninde kaleme alınan bu yazılarda tarihsel, toplumsal ve siyasal olayların edebî metinlere nasıl yansıdığı, gerçeğin kurmacada nasıl ifade bulduğu okuyucunun dikkatine sunulur. Nevyunanîlikten ahilik geleneğine, 27 Mayıs darbesinden tarihin derinliklerine uzanan çerçevede toplumun farklı katmanlarının kurmacaya nasıl dönüştürüldüğü, gerçeğin yeniden nasıl üretildiği tartışılır. Çalışmanın “Anlatı Hâlleri” başlıklı son bölümünde kuramsal içerikli yazılar bir araya getirilmiş, farklı anlatı teorileri merkeze alınarak “Bahar ve Kelebekler” hikâyesi fenomonolojik algı üzerinden, Mürebbiye, anlatının yapısal unsurları çerçevesinde ve Sağırdere, Marksizm’le olan münasebeti etrafında değerlendirilmiştir. Ayrıca Kemal Tahir’in kanon karşısındaki değişken durumu ile henüz yaygınlaşmasa da oldukça geniş bir çalışma alanı olan edebiyat sosyolojisin genel çerçevesini belirleyen yazılar da çalışmada dikkat çekmektedir.


ŞİİR ÜZERİNE YAZILAR

Ekim 2021’de okuyucuya sunulan şiir/yorum da anlatı/yorum’a benzer bir dikkat ve amaçla ortaya çıkmıştır. Türk şiirinin belli dönemlerini ve anlayışlarını temsil eden seçkin örneklerini tarihsel, kuramsal ve eleştirel bir dikkatle değerlendiren İbrahim Tüzer, “edebî eserle dünyayı anlamlı bir yer kılabilmeyi” amaçlar.


Recaizâde Mahmud Ekrem, Tevfik Fikret, Mehmed Âkif, Yahya Kemal, Ali Mümtaz Arolat, Necip Fazıl, Cahit Sıtkı, Cahit Külebi, Sezai Karakoç, Turgut Uyar, İsmet Özel, Cahit Zarifoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Mahmud Derviş ve Âşık Sadık Doğanay’ın şiirlerini değerlendiren bu yazılarda İbrahim Tüzer, Türk şiirindeki dil, üslup, şekil ve muhteva değişimini dikkate alarak çalışmasını üç bölüme ayırır. “İnsan-Şiir-Hayat” başlıklı birinci bölümde, anlatı/yorum’dakine benzer şekilde Türk şiirinin modernleşmesine zemin hazırlayan zihinsel dönüşüm tarihsel ve sosyolojik koşullarla birlikte ele alınır. “Her biri ayrı bir zihnî ıstırabı temsil eden, yüz elli yıllık modernleşme serüvenimizde insanla hayat arasında şiiri köprü olarak kuran, bu köprünün en yüksek yerinde parlayarak bir deniz feneri vazifesi gören” şairlerin dikkate alındığı bu bölümde Recaizâde’nin melankoli ve hayal ekseninde şiiri yeniden biçimlendirmesi, Âkif’in karakteri ve mücadelesiyle bütünleşen estetiği, Türk şiirinin Yahya Kemal’le kavuştuğu maziyle barışık yeni sesi, Ali Mümtaz Arolat’ın heceyle yakaladığı ritmi, Yavuz Bülent Bakiler’in Anadolu lirizmini ve ezgisini şiire dönüştürmesi, Turgut Uyar’ın kent içine sıkışıp kalmış bireye “Geyikli Gece” üzerinden alternatif bir zaman ve mekân üretmesi, “hayatında şiire Türk edebiyatında eşine az rastlanır bir tarzda önem veren” İsmet Özel’in öznel şiir tarihinin hayatındaki kırılmalar çerçevesinde kitaplarına göre tasnifi ve Halkın Dostları dergisinin Türk şiir tarihi içerisindeki etkin yeri titizlikle değerlendirilir. Çalışmanın “Şiir Hâlleri” başlıklı ikinci bölümünde şiir-şair ilişkisini içeren yazılar bir araya gelir. Tüzer, şiirlerin topluma bakan taraflarından ziyade bireye hitap eden yönlerini dikkate aldığı bu yazılarında, birinci bölümde bahsi geçen metin dışı koşulların şiir-şair ekseninde estetik bir göstergeye nasıl dönüştüğünü sorgular. Yeni bir şiir dilinin varlık alanının ve algısının değişimiyle mümkün hale geldiğini belirten yazar, Tevfik Fikret’in şiir estetiğini bu çerçeve içerisinde değerlendirdikten sonra Mehmed Âkif’in Safahat’taki düşünce ve estetiğinin “İstiklal Marşı”nda nasıl tecessüm ettiğini, onun ümidinin şiir diline nasıl dönüştüğünü tartışır. Cahit Sıtkı’nın hayat ile ölüm arasında sıkışıp kalmışlığı, Zarifoğlu’nun günlüklerine yansıyan acı ve yalnızlığının şiir dilinde hangi katmanlarda ifade bulduğu, İsmet Özel’in ilk şiir kitabındaki “ergen ben”in cinselliğe vurgu yapan imgelerle nasıl buluştuğu geniş bir birikimin desteğiyle değerlendirilir. Çalışmanın son bölümü “Kentten Taşan Şiir”de ise şiire mekân ekseninde bir bakış getirilir; mekâna özel bir değer atfeden ve onu şiirde poetik bilinçle yeniden üreten/kurgulayan şairler merkeze alınır. Mehmed Âkif’in gerçekçi tasvirlerle toplumsal koşulları sokak üzerinden aktarması, Necip Fazıl’ın gençlik idealini Sakarya nehrinin akışıyla coşkun bir dile dönüştürmesi, modern kentin II. Yeni şiirinde yabancılaşma ve yalnızlaşma bağlamında buhran mekânına dönüşmesi, Sezai Karakoç’ta İstanbul’un tarihsel değeri ve modern açılımlarıyla karşıtlık içeren görünümleri; buna karşın kentin medeniyet bilinciyle nasıl inşa edileceği fikri bu bölümde işlenen konular arasındadır. İbrahim Tüzer, mekânı ve doğal olarak zamanı şiir eksenine taşıyarak modern bilincin “kente taşan” yansımalarını estetik duyarlılık ve akademik disiplinle okuyucunun dikkatine sunar.

AKADEMİK DURUŞ VE DİSİPLİNİN YANSIMALARI

Her iki çalışmada da yazar geniş bir okuma birikiminin imkânlarından yararlanmış, farklı okuma biçimlerini geniş bir literatürün katkısıyla temellendirmiştir. Bu çerçevede her bir yazının kuramsal sınırlarının belirlendiği kısımlar, ayrı bir çalışmaya konu olacak derinliktedir. Ayrıca daha önce farklı tarihlerde ve yerlerde yayımlanan bu yazıların bir araya getirildiği her iki kitap, yazarın uzun yıllar boyunca metinlere belli bir amaç etrafında nitelikli bir bakışla yaklaştığını da göstermektedir.

#İbrahim Tüzer
#Hece Yayınları
#Mehmed Âkif