18 Aralık'ta vizyona giren Vavien filminin senaryosunu yazan Engin Günaydın nasıl bir adam olduğunu anlatıyor. Diyor ki; “Zihnimde çok trafik var. Çok küçük şeyleri çok büyük problem zannediyorum. O problemlerin hayatı mahvedeceğini düşünüyorum. Bundan dolayı bazen titremekten diz çöktüğüm bile olur.”
Sinema yazarlarından çok olumlu tepkiler aldım. Seyircilerin yüzde yetmişi beğendi ama yüzde yirmisi tam tersi sıkıcı buluyor. Onun da filmle yeterince iletişim kuramadıkları için olduğunu düşünüyorum. Önemli olan sinema izleyicisinin beğenisi. Gerisi problem değil.
Celal aslında çaresiz biri. Hayatla ilgili beklentileri var, rahat bir yaşam istemiş ama olmamış. Ailesiyle bağ kuramıyor, karısının gerçekten onu sevdiğini bilmiyor, Anadolu'daki kadın erkek ilişkisi gibi zannediyor. Tek cinsiyeti olumsamak gibi bir amacım yok. Yazarken karakterlerle ilişkim çok yakındı. Belki de bu yüzden hepsine çok olumlu baktım.
Benim çocukluğum da kasabada geçti. 'Eğer bir kasabada yaşasaydım, bu tarz bir sıkıntı içinde olsaydım ve böyle bir planın içerisine girseydim ne olurdu?'sorusuna cevap aradım. Celal planlı programlı biri değil, bir plan yapıyor ama sonunu getiremiyor. Ben kendimden yola çıktım bu yüzden.
En büyük problemi iletişim kuramaması. Filmdeki ana hedeflerimden biri; seyirciye önce mutsuzluk derinliğini tarif edip, sonra mutluluk tarafını açmaktı. Karanlık bir dünyayı göstererek oradan aydınlığı çıkarmaktı. Çünkü seyirci o karanlığa ne kadar çok girerse, aydınlığa çıkışı o kadar kolay olur. Bu yüzden karakterlerin ruh dünyasından seyirciyi yakalamayı tercih ettim.
Büyük oranda karşılığını aldım. 'Dört gündür aklımdan çıkmıyor' diyenler var. Yaptığım işlerin hepsinde bunu çok istiyorum.
Çünkü Celal bir anti kahraman. Becerikli, herşeyi halleden, zeki bir karakter değil. Anti kahramanları hep oynamak isterim, o dünyaları çok severim ve kendime daha yakın bulurum. Kusurlu insanların film karakteri olması ve izlemesi muhteşem birşey. Bu sayede bundan sonra benim ve Binnur'un oynayacağı daha farklı roller çıkacak. Bizim için bir alan açılıyor aslında.
Çok riskli ama çok da zevkli. Bu film gişede çöküş yaşarsa hayatımın en mutlu çöküşü olacak.
Bazı dönemlerde bazı işler olur, o kariyeriniz için çok önemlidir. Bu film benim için bir hayat hediyesi oldu. Psikolojimi düzeltti, karanlık dünyama aydınlık getirdi ve zihin ışıklarım yandı.
Korkmaz mıyım?. Ciddi uykusuzluk sorunum var. Sabahları çok erken kalkıyorum. Tabiki rahat bir durumum yok. Diş minelerimi kırdım, kasılmalarım var. Hepsi bununla alakalı.
Ben bu işi çok önemsedim. Diğerlerini mesela; Avrupa Yakası'nı izlemedim. Genelde işi bitirdikten sonra izlerim. Zaga'yı da bir yıl sonra izledim. İş bitene kadar yoğun bir disiplinle çalışıyorum. Ama bittikten sonra umursamıyorum.
Eskiden yanlışları veya doğruları bulmak için izlerdim. Artık sette hissedebiliyorum. Çünkü oyunculuğa dizinin içindeki his trafiği olarak bakıyorum. Sahne sıralamalarıma bakıp öyle oynuyorum. Daha sonrası da yönetmenin işi zaten. Ben Vavien'i de filmin çıkmasına üçgün kala izledim.
Tabi sahne bizim işimiz ve mesleğimiz. Merdivenlerden yürürken normal yürürsünüz sahneye çıktığınız anda başka biri olursunuz. Sizin yaptığınız tespit azınlıkta kalıyor. Çünkü genelde o oynadığım karakter gibi olduğumu düşünenler var.
Hayal kurabilirim. Ama tabi bunu hayatta yapmam. O bir hayat kararı insan nasıl cesaret edebilir.
Var tabi. Bazen insan konuştuğunda elektirikler söner. Karanlıkta kalırsınız o bir vavien dir zaten. Zihne hiç bir zaman güven olmaz. Zihin vaiven gibidir bir açılır bir kapanır. Açık olduğunda mutlu olmak, kapalı olduğunda ise düşünmek lazım.
O bir şov adamıydı. Burhan enerjisi çok yüksek biriydi. Ben rolü bir ruh dünyası, hisler trafiği olarak algılıyorum. Başlangıcı var, burada ne düşünüyor, nasıl karar verecek? gibi eğriler çizer. Oyunculukta mimik ve jestlerden çok buna önem veriyorum. Tabiki tavırlar bazen benzeyebilir. Sean Penn içinde aynı şeyleri söyleyebilirsiniz. Önemli olan his trafiğidir.
O zamanlar hayatımla ilgili plan yapmıyordum. Bir Demet Tiyatro'yu oynarken 'benden oyuncu olmaz' kararı nerdeyse içime yerleşmişti. Bunu bir hobi olarak görüyordum. Ailemin etkisi de olabilir. Hiç bir zaman yaptığım işi bir meslek olarak görmediler. Onlar görmeyince bende görmüyordum.
Babamın gerekçesi; bütün tiyatrocular televizyona çıkıyorlar ama durumları hiç iyi değil. Bana 'Sen bu işi bile bile niye tercih ettin?' diye soruyordu. Hatta mesleği olan arkadaşımı daha çok ciddiye alıyordu. Sigortanın olup olmayışına çok takardı.
Hala yok.
Şimdi memununlar aslında. Anneme karşı ilgi alakanın arttığı, banka kuyruklarında sandalye verildiği bir durum haline geldi. Annem televizyon izlemez. Ben ona Star'a çıktığımda yıldızdayım, Kanal D'ye çıktığımda da boncuktayım derdim. Ama izlemezdi.
Anneme ne zaman 'ne yapıyorsun?' diye sorsam bana 'evde on kadın var oturuyoruz' derdi. (Gülüşmeler)
Evet. Üç yengem, ablam ve annem var.
Kadınların ruh dünyasını iyi anladığımı düşünüyorum. Çünkü kadınların her türlü problemlerini küçüklüğümden beri gözlemliyorum. Bu yüzden kadınlara daha yakınım. Okulda da hep bayan arkadaşlarım vardı. Erkek arkadaşlarım konservatuardan sonra olmaya başladı.
İkisinde de. Çalışma hayatının enerjisi yüksek. Tokat'ta ise ilişkiler ve dinlenme enerjisi yüksek. İstanbul'da çalışıp Tokat'ta dinlenmeyi tercih ediyorum. Çalışmayla eğlenmeyi ayrı tutuyorum. En sağlıklı olduğum dönemim çalışma dönemimdir. Erken uyanırım, kahvaltımı yaparım, sağlığıma dikkat ederim. O dönem bittikten sonra, yemekler biter vitaminler başlar ve sağlıksız olan bir dünyaya dönüşür.
Bu hep söylenir. 'Ünlüsün daha ne istiyorsun?' diye bir durum vardır. Ünlü olmak bir süre sonra özel hapishaneye benzer. Biraz bunun sıkıntısından kaynaklanıyor. Modern bir hapishane yaratıyorsunuz kendinize. Şikayet bunun bunalımı sonucunda ortaya çıkıyor. Tabi ilk önce kestiremiyorsunuz ama sonra bir bakıyorsunuz ki sorkağa çıkamıyor, basit yerlere gidemiyorsunuz.
Ben Bir Demet Tiyatro'da Zabıta İrfan rölündeyken de çok ünlüydüm. Otobüslerin durduğu bir sahne hatırlıyorum. Herkes bana bakıyordu. O zamanlarda anahaber Bültenlerine çağırılıyordum. Ünlü olmak benim tecrübelendiğim bir konu. Yaptığınız işte ünlü olmazsanız o işte çok da başarılı olmuş sayılmazsınız.
Türkiye'den daha mutlu bir ailem var.(gülüşmeler) Bizde gülmeyen bir insan varsa o kişide problem aranır. On sekiz kişilik bir evde büyüdüm. İletişimin gücü ondan da kaynaklanıyor. Sırlar yoktur, annemin en kızdığı şeyler sırlardır. Benim annem, Binnur Kaya'nın annesi ve Olgun Şimşek'in annesi hepsi çok iyi anlaşır. Konuşma ve mantık olarak birbirlerine çok benziyorlar. Sanki bir adada yaşıyorlarmış gibi.
Ailemden hiç öyle bir baskı görmedim. Babam medeni biriydi hiç dayak attığını bile bilmem. Eski fotoğraflarına bakıyorum çok güzel elbiseler giyiyormuş.
Evet ailenin kadınları birden bire kapandı. Bir gösterimde benim annem kara çarşaflı diye bahsediyorum. Kadının biri 'Bugün Cumhuriyet Bayramı Engin Bey' dedi. Annemden bahsediyorum ne yapabilirim ki. (gülüşmeler)
Dindar olduğum söylenir ama dini vecibeleri yerine getiren biri değilim. Din olgusundaki iyilik tarafını çok severim. Bir başkasına kötülük yapmamak, geleceği ile oynamamak gibi şeylere dikkat ediyorum.
Hayatımın her döneminde azar işittim. Annem çarşaflı diye otobüste azar işittim. Kız arkadaşımın elbisesi miniydi ona da azar yedim. O yüzden azarlanmayı çok normal görürüm. Hala da azarlandığım olmuştur. Normale bağladığım bir konu. (Gülüşmeler)
Annem çok komik bir kadın, ona çok gülüyorum. Gösterimde de anlatıyorum: 'Annem kara çarşaflı, okuyan biri değil reklamcılara tabiriyle Z grubuna girer yani. Bana da Mizah'ın Mozartı diyorlar' Fakat ben annemle konuşurken hiçbir sorun yaşamıyorum. Yani Z grubu ya da A grubu değil önemli olan ne dediğiniz.
Ben bu tepkileri günü birlik, hayatı ise uzun görüyorum. Beni sevenlerin yakıştırması olduğunu düşünüyorum. Kendimle pek alakası yok.
Bu benim kimseye tavsiye ettiğim bir şey değil. Zaten çok fazla yeğenim var. Çocuk sorumluluğum var. Altı çocuk okutuyorum. Sorumluluktan kaçmak değil yani. Artı birşey de istemiyorum.
Dört defa önemli ilişki yaşadım. O ilişkilerde herşey birbirine benziyordu. Başı sonu, ortası, tartışmaların hepsi birbirine benziyordu. Başka bir ilişkide aynı serüveni yaşamak istemiyorum. Hayata da matematiksel olarak bakarım. Otuz kırk arasında ne, kırk elli arasında ne oluyor? Bu sonuçlara dayanarak söylediğim şeyler bunlar.
Genel olarak gördüğüm şey aile içerisinde de, karı koca ilişkisinde de bir kopukluk tehlikesi olduğu. İletişimsizliğin büyük bir yalnızlığı doğurduğunu ve insanlar arasında gittikçe azaldığını görüyorum. Azaldığı içinde didişmeye başlıyorsunuz. 'Ben yalnızım ne olur bana yardım et' psikolojisine girmeye başlıyorsunuz. Fakat bu problem maalesef çözülmüyor.
Ben çok açık biriyim. İletişimim çok yüksektir, iletişimsizliğe dem vurmamın sebebi budur. Üzüldüğüm bir konudur da. İnsanlar birbirlerine neden güvenmez. Neden bir ton soru sorar?
Ben güvenirim ve kendimi yüzde yüz açarım. Eğer bir problem olursa karşı tarafın sorunudur.
Zaman zaman oluyor. Ama çok önemli bulmuyorum.
Evet. Çok ağır kasılmalarım ve uyuşmalarım var.
Zihnimde çok trafik var. Çok küçük şeyleri çok büyük problem zannediyorum. O problemlerin hayatı mahvedeceğini düşünüyorum. Bundan dolayı bazen titremekten diz çöktüğüm bile olur. Aynaya bakıp 'ne olur artık çok korkuyorum' diye bağırdığım zamanlar olur. Alkol o korkularımı alıyor. Öteki türlü hayatımı yönetemiyorum. Böyle bir hayat olacaksa ben istemiyorum.
Zaman zaman… Şuurlu bir şekilde kendimi iptal ediyorum. O zaman zihnimdeki trafik anında kesiliyor.
Ben sağlıklı insanlara çok özenirim. İçki içmezler kendilerine çok dikkat ederler.
Evet. Bu yüzden özenirim. Ama bende böyle hislerime yakınlaştığımı düşünüyorum. Bazen sağlıklı da yaşarım. Ailemleyken içki içmem, pijamalarımı giyerim erken yatar uyurum. Bunu zaman zaman yapıyorum. Ama bir süre sonra bende endişe başlıyor.
Cesur olmadığımı hissediyorum. Pasifleşmeye başlıyorum.
Benim en dikkat ettiğim organım beynimdir. Hep zihnimle iş yaparım. Onu mutlu etmeye çalışırım. Gizli kasadaki mutsuzluklardan hoşlanmam. Bütün pencereleri açık tutmaya çalışırım ki havalansın, karanlığa düşmesin diye. Eğer zihniniz mutluysa organizmanızdaki herhangi bir şeyin hiçbir önemi yoktur.
Yoo. Ben hastalanmıyorum bile.






