İçimizdeki vampire mi kulak veriyoruz?

Naz Emel Koç
00:0029/11/2009, Pazar
G: 27/11/2009, Cuma
Yeni Şafak
İçimizdeki vampire mi kulak veriyoruz?
İçimizdeki vampire mi kulak veriyoruz?

Alacakaranlık serisinin ikinci filmi olan Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay, en çok izlenenler sıralamasında Kurtlar Vadisi: Gladio'yu geride bıraktı. Filmin seyirciyi bu denli çekiyor olması idol olmaya doğru giden vampirler olabilir mi?

Stephenie Meyer'ın aynı isimli romanından Melissa Rosenberg tarafından sinemaya uyarlanan filmin yönetmenliğini “Altın Pusula” ve “Bir Erkek Hakkında” filmlerinden tanıdığımız Chris Weitz üstleniyor. Filmin konusu, bir vampir olan Edward ile bir fani olan Bella arasındaki aşkın olurluğu üzerine kurulmuş. İlk filmde maceralı bir şekilde başlayan aşk, ikinci filmde bir ayrılık hikâyesiyle devam ediyor. Terk edilen Bella geçirdiği depresyon sonrası çocukluk arkadaşı Jacob Black'le yakınlaşıyor ve Jacob'un kendisinden gizlediği sırrı Bella'yı başka bir maceraya sürüklüyor.


GENÇLERE KİTAP OKUTAN FİLM

Serinin ilk filminin yetmiş milyon gibi büyük bir izleyici kitlesini sinema salonlarına çekmesinin ardından, ikinci filmin benzer bir ilgi göreceğini öngörmek pek de güç değil. Özellikle gençlerin rağbet ettiği filme, seyircilerin kitabı okumuş olarak gitmesi, bizim kadar az okuyan bir toplumda oldukça dikkat çekici. Film boyunca seyirciden gelen sesli reaksiyonlar ise filmin seyirci üzerindeki etkisinin en önemli göstergelerinden birisi. Peki, filmin seyirciyi bu denli tesir altına almasının sebeb-i hikmetini nerede aramak lazım? Güçlü ve estetik bir sinematografide mi, eşi benzeri bulunmaz bir aşk hikâyesinde mi, yoksa yepyeni kimlikleriyle idol olmaya doğru giden vampirlerde mi?

Öyle ki, filmde yer alan vampir ailesi, yani Cullenlar adeta birer sinema yıldızı görünümündeler. Giyim tarzları, yaşam biçimleri ve havalı tavırlarıyla gençleri peşlerinden sürükleyen MTV ya da Hollywood yıldızlarını aratmıyorlar. Küflenmiş tabutlar yerine lüks ve modern evlerde yaşıyorlar, lüks arabalarla geziyorlar. Bir de özel yetenekleri var ki, insanın vampir olmadığına üzülesi geliyor. Filmin esas kızı Bella'nın “vampir olacağım” diye tutturması boşuna değil yani. Cullenları görüp de fani hayatımıza devam etmek, vampirliğe özenmemek kimin haddine!..


ÖLÜMSÜZLÜK İDEALİ

Bella'nın doğum günüyle başlayan film, vampirlerle insanlar arasındaki farklılığın temel noktası olarak yaşlanma ve ölümü kullanmış. Öyle ki, Bella mutlu olması gereken bir doğum gününe, yaşlılığını gördüğü bir kâbusla başlıyor. Genç ve sağlıklı bir bedenin, mutlu hayatla özdeş kabul edildiği bir dünya tasavvurunda ölümsüzlüğün idealize edilmesi pek de şaşırtıcı değil. Vampir olmanın kötü yanları bir iki cümleyle özetlense de, özendirici yanları çok daha ağır basıyor. Filmde sıradan, yani insan olmak dışında herhangi bir özel gücü bulunmayan insanlar şapşal gibi tasvir ediliyor, adeta aşağılanıyorlar. Oysa vampirler ve kurt adamların gerek dış görünüşleri, gerek tavırlarıyla özenilesi bir karizmaları var. Bella'nın ağzından dökülen, “Sana ne verebilirim ki? Sadece bir insanım. Hiçim.” sözleri boşa değil yani. Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay'da, Bella'nın vampirlerle kurduğu samimiyeti ilk filme göre ilerletmesi ve kurt adamların da öyküye dâhil olmasıyla, filmde sunulan fantastik dünya tasavvuru seyircinin zihninde iyice pekişiyor.


AŞKIN BİLE MARJİNALİ

Alacakaranlık Efsanesi, vampir ve kurt adam gibi fantastik korku unsurlarını bünyesinde barındırsa da, filmi korku ya da gerilim olarak nitelemek bir hayli zor. Filmin türünü aşk merkezli öyküsünden hareketle tanımlamaya çalışsak bu kez filmde yürekten sarsacak bir aşk hikâyesinden bahsedildiğini de söyleyemeyiz. Edward ve Bella'yı yakınlaştıran duygunun ne olduğunu filmde bulmak güç. İkisi arasındaki aşkın neden bu kadar tutkulu, ayrılığın ne kadar bu kadar sarsıcı olduğunun cevabı da filmde verilmiyor. Filmin, aşka dair sunacağı önerme 'imkânsız aşk büyüktür' klişesinin ötesine geçmiyor ki, bunun 'zengin kız, fakir oğlan' hikâyesinden bir farkı olduğunu söyleyemeyiz. Yönetmen anlatımdaki zayıflığı fark etmiş olacak ki, hemen her sahnede seyirciye duyguyu yansıtabilmek adına müziğe yer vermiş. Bu nedenle filmin çoğu sahnesinde yoğun bir duygusal atmosfer var. Ancak müzik filmden çıkarılsa, duygusallığın ne kadarı kalır bilinmez. Aynı şekilde Bella'yı canlandıran oyuncu Kristen Stewart'ın yüzünden hiç kaybolmayan hüzün de, konuya abartılı bir dram havası katıyor.

Kaç bölüm süreceğini bilmediğimiz Alacakaranlık Efsanesi serisinin bir parçası olan filmin en önemli problemlerinden biri, hikâyenin önceki ve sonraki bölümlere bağlı olarak anlatılması. Elbette ki devam filmlerinde bölümler arasındaki bağlantı kaçınılmazdır ancak bağlantıların haddinden fazla olması, filmi adeta bir televizyon dizisi havasına büründürmüş. Bu da bir sinema filmi için önemli bir zayıflık. Ancak yönetmenin yakaladığı anlatım dili, istediği atmosferi oluşturmada, mekânları güzelleştirmede ve seyirciyi filmin dünyasına dâhil etmesinde oldukça başarılı olmuş. Kurt Adam animasyonları ise görülmeye değer.


NEDEN İZLEMEK LAZIM?

Kendisini fantastik hikâyelerin kollarına kendine bırakan ve romantik atmosferi seven seyirciler Alacakaranlık Efsanesi'ni izlemekten zevk alacaktır. Ancak sinemada özgün bir sinematografi ve güçlü hikâyeler bulmayı umuyorsanız bu filmde umduğunuzu bulmanız güç olur.