
Bizans Tarihi, Sultanlar ve İmparatorlar, Bir Bizanslının Gözünden Osmanlılar adlı kitap Grekçe yazılmış anonim bir eser. Kitap, İstanbul’un 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından alınmasını ayrıntılı bir şekilde aktarmakta ve Yavuz Sultan Selim dönemine kadarki gelişmeleri kapsamaktadır.
Bizans olarak da bilinen Doğu Roma İmparatorluğu’nun son yüz elli yılının tarihi, Osmanlı Devleti’nin ilk bir buçuk asrıyla iç içedir ve adeta özdeşleşmiştir. Dolayısıyla bu dönemde yazılan Bizans kronikleri sadece kendi ülkesiyle ilgili bilgiler aktarmakla kalmaz aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarına da ışık tutar.
Bizans dönemine ait pek çok tarihi kaynak Türkçeye çevrilmiş olmasına rağmen biliyoruz ki bu alanda yapılacak daha çok iş bulunmaktadır. Geçtiğimiz Eylül ayında Timaş Yayınları’ndan çıkan Bizans Tarihi, Sultanlar ve İmparatorlar, Bir Bizanslının Gözünden Osmanlılar ismiyle Hüseyin Uçar tarafından Türkçeye kazandırılan kitap bu literatüre eklenen yeni bir çalışma oldu. 1373 yılından itibaren tarihi olayları anlatmaya başlayan ve orijinali Grekçe olan eser İstanbul’un 1453’te Fatih Sultan Mehmet tarafından alınmasını ayrıntılı bir şekilde aktarmakta ve Yavuz Sultan Selim dönemine kadarki gelişmeleri kapsamaktadır. Şu hâlde bu anonim eserin en iyi ihtimalle Yavuz Sultan Selim döneminde yazıldığı söylenebilir.
KİLİSE TARİHÇİLİĞİ GELENEĞİ
Söz konusu eser esasında kilise tarihçiliği geleneğini yansıtmaktadır. Bizans’tan Osmanlı’ya (14-16. yy) İstanbul Patrikhanesi’nin başına geçen patriklerden bahsetmekte bununla birlikte imparatorların, sultanların ve komşu devletlerin birbiriyle olan ilişkilerini de anlatmaktadır. 15. yüzyıl ve sonrasının kilise tarihçiliği açısından önemli isimlerinden İnebahtı metropoliti Selanikli Damaskenos’un Konstantinopolis Patriklerinin Tarihi (1572) adlı eseri ile Manuel Malaxos’un Konstantinopolis Patrikliği Tarihi isimli kitabındaki anlatımların bir bakıma tekrarı niteliğindedir. Tarihi hadiseleri bir kısmını kendi şahit olduğu bir kısmını da kendisinden öncekilerden dinlediği şekliyle kaleme aldığını belirten anonim yazar, metin boyunca okurlarına gayet yalın ve akıcı bir anlatım sunmaktadır.
1894 yılında Constantine Sathas’ın Paris’te yayımladığı Oxoniensis-Lincolnensis 10 el yazmasında yer alan eserin Grekçe orijinal metni, Bizans tarihçisi Marios Philippides tarafından İngilizce’ye çevrilmiş ve Emperors, Patriarchs, and Sultans of Constantinople, 1373-1513: An Anonymous Greek Chronicle Of The Sixteenth Century (Brookline-1990) başlığıyla kitaplaşmıştır. Eserin elimizdeki Türkçe basımı da Philippides’in bu çevirisine dayanmaktadır.
İSTANBUL’UN FETHİ VE FATİH
Kitap, I. Murad (1359-1389) döneminde meydana gelen Savcı Çelebi’nin isyanıyla (1373) tarihi hadiseleri anlatmaya başlıyor. Ardından tarihi olayları kronolojik olarak konu edinen eserdeki en ayrıntılı anlatım Fatih Sultan Mehmed’in hayatı ve İstanbul’un fethiyle ilgili kısımdır. Fatih’in saltanat yılları tüm metnin neredeyse üçte birini oluşturuyor. Anonim eserde, I. Murad’dan I. Selim’e Osmanlı tarihi anlatılırken Ortodoks Hristiyanların durumu ve İstanbul’da patrikhanenin başına geçen patrikler hakkında da çeşitli bilgiler veriliyor.
Eserde özellikle İstanbul’un fethi ve etkileri etraflıca anlatılıyor. Sultan II. Mehmed’in şehrin muhasarası için yaptığı hazırlıklardan kuşatmaya ve İstanbul’un alınmasına kadar yaşanan hadiseleri deyim yerindeyse ötekinin gözünden aktarılıyor. Türklerin İstanbul’u ele geçirmesini büyük bir felaket ve Tanrı’nın verdiği bir gazap olarak nitelendiren kronik yazarı, “Dünyanın en mutlu ve en müreffeh şehrinin yağma edilmesi karşısında kim gözyaşı döküp yas tutmaz ki? Hangi kalp taştan yapılmıştır da bu musibetin acısını hissetmez?” ifadelerini kullanmaktadır.
İstanbul’un Fatih Sultan Mehmed tarafından alınmasını bir felaket olarak nitelendiren yazar, aynı hadisenin Sultan için büyük bir sevinç vesilesi olduğunun altını çiziyor. Fetih’ten sonra şehirde yaşananlara kısaca değindikten sonra sultanın bir saray inşa etmeye başladığını belirtiyor.
Kronik yazarının anlattıklarına göre İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmed bir süredir boş olan patrikhanenin başına Ortodoks ruhban zümresinden usul ve nizamına göre yeni bir patrik seçilmesini ister. Yapılan seçim sonucunda Roma’yla birleşmeye karşı çıkan George Skolarios’in “II. Gennadios” adıyla patrik seçildiğini, Sultan’ın kendisini dostluk ve nezaketle huzuruna kabul ettiğini, ruhanî hâkimiyeti simgeleyen patriklik asasını kendi elleriyle verdiğinden söz ediyor. Ortodoks Hristiyanların kendilerine Sultan tarafından tahsis edilen önce Havariyyun Kilisesi’ni bir süre patrikhane olarak kullandıklarını daha sonra Pammakaristos Manastırı’na geçildiğini
Kitapta İstanbul’un fethi ve yaşanan siyasi gelişmelerin yanı sıra Fatih’in kişiliği, entelektüel dünyasını ve hükümdarlık anlayışına dair anlatımlar da yer alıyor. Fatih’in ilim ve bilgelik bakımından kendisinden önce gelenlerden üstün bir konumda bulunduğu, Osmanlı’nın sınırlarını Asya ve Avrupa’ya kadar genişlettiği, Sultan’ın seleflerinden daha çok korkulmakla birlikte oldukça hayırsever ve devletini bilgelikle yöneten bir hükümdar olduğu belirtiliyor.
Anonim eser, İstanbul’un fethi ile Doğu Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü, Osmanlı’nın yeni başkenti olan İstanbul’da gerçekleşen hadiseleri, Osmanlı Devleti’nin Doğu ve Batı’da topraklarını adım adım genişletmesinin Ortodoks Hristiyan dünyasında nasıl algıladığını ortaya koyması bakımından dikkat çekiyor.







