Selçuk Altun, “En küresel aşk şiiri” özelliğine sahip Edgar A. Poe imzalı Annabel Lee'nin, ilk dizesini seçmiş kitabına isim olarak. 2009, Poe'nun 200. doğum yıldönümü. Eğer bir aksilik çıkmazsa “Senelerce Senelerce Evveldi” gelecek sene İngiltere'de yayınlanacak.
Gökyüzünden yeryüzüne zorunlu iniş yapan bir pilotun, İstanbul-Buenos Aires hattında bir aşkın kahramanını arayış hikayesi, arayış sürecine dahil olan kırık aşk hikayeleri ve Edgar A. Poe gizemiyle, çok katmanlı bir roman “Senelerce Senelerce Evveldi”. Selçuk Altun'un “gurme okurlarını” tatmin edeceği muhakkak olan romanda bu kez anlatıcı bir müziksever. Kitabın her adımında müziğe ve tabii edebiyata dair çok şey okuyacaksınız. Ama en temelde, 'Annabel Lee' rehberliğinde, aşkın, aşkın hallerine tanık olacaksınız.
Bu soruyu sondan başlayarak yanıtlamalıyım. Okumadığım zaman yazmaya çalışırım. Ne zaman yazmaya yeltensem okuyasım gelir. Yazdıklarımı Selçuk Altun'a beğendirmek kolay iş değildir. Bunu başarabildiğimi fark edersem eğleniyorum sayılır. Para, ün veya ödül için yazmam. Yazdıklarımdan tatmin olmak ve gurme okurlarımı tatmin etmek eğlenme ötesi bir duygudur.
Bir önceki romanım Annemin Öğretmediği Şarkılar'da Selçuk Altun rolünde bir anti-kahraman mı vardı? O kişi Selçuk Altun kılığına girmiş bir işgüzar olamaz mı? Bir yazar romanına son noktayı da koyduktan sonra onun hakkında söz etme hakkı da yiter. Romandaki adaşlarımın "yazarlarından kaçıp romana sığınması" veya "benim onlardan rol çalmam" etkileyici değerlendirmeler.
Galiba Marcel Proust, "Her yazarın bir yapıtı bulunmalıdır" demiştir. O'nun yedi kitap ve 3026 sayfadan mürekkep Kayıp Zamanın İzinde'sini 20. yüzyılın en önemli romanı sayarlar. Herbirinin özel bir tadı olduğu da söylenir. Tüm kitaplarımı bitirip tek bir kitap okuduğunuzu düşünmenizi bir kompliman olarak mı algılamalıyım? Benzer bir saptamayı onun ırmak romanları için yaptığımda, Küresel Yazar Yaşar Kemal'in hoşlandığını fark etmiştim.
Kitabatın, müziğin ve güzel sanatların ihtişamını romanlarımda yansıtacağım diye yazmıyorum. Onları, anlatıcılarımı ayrıştıran artılar olarak serpiştiriyorum. Bilinçaltında, ülkenin giderek sığlaşmasına tepki de denebilir buna.
Önceki romanlarımda kurgu gereği şiddete temayülüm olmuştur. (Bu cümleyi sarf ettikten sonra aklıma, film yıldızı adayları ve mankenlerin "sanat için gerekirse soyunurum" sözdeyişi geldi.)
Bu romanda aşk temasının ön palana geçtiği doğrudur. Temanın halkaları kırık aşk öykülerinden mürekkep. Bir roman başlığı olarak Senelerce Senelerce Evveldi'nin, o buruk olguyu hakkıyla duyumsattığını düşünürüm.
"Aşkın halleri" yerinde bir saptama. Okuru sene-ler-ce sene-ler-ce evveldiye götürüp, orada onu kırık ama saygıdeğer aşklar safarisine çıkarmayı denedim. Safaride uğranılan kervansarayların ayrıntılandırılması amaçsız değil. Yeri geldiğinde bunu anlatıcısı ikrar ediyor.
Anlatıcım gibi derviş duruşlular çevremizden henüz yok olmamışlardır. Yüzlerindeki saygın hüzün ve ketumiyetleri yüzünden nicemiz onlara gidip içini dökmek ister.
Bu kışkırtıcı soruyu yanıtlarsam ilham perimin gazabına uğrarım; fani suflörümü kırmış olurum.
n Hayat çok cömert davranır Altun'un karakterlerine. Zenginin malı neden bir romancının kalemini böyle yorar merak ediyorum. Bizim roman geleneğimizde görmeye alışık olmadığımız bir anlatı bu üstelik.
Yanıtı, kısmen sorunun finalinde mevcuttur. Varsıl ve birikimli karakterlerin edebiyatımızda yeterince işlenmediğini düşünürüm. Buna, Müslüman aşıkları uğruna din değiştiren Musevi ve Hıristiyan kadın karakterleri de ekleyebiliriz.
Aslında Selçuk Altun'un varsıl ve birikimli karakterleri pek şanslı sayılamazlar. Tümünün önemli içsel sorunları vardır.
Varsıl anlatıcılarım yüzünden beni de multimilyoner belleyenler var. Ben 36 yıl süreyle; Artvin'den Manisa'ya, Samsun'dan Mardin'e, Kırklareli'den Hakkâri'ye Anadolu'da hizmet veren bir örnek bürokratın, rahmetli vali Fahamettin Altun'un oğluyum. Varsıllığım, iki mekâna taşan kitaplarım ve onların bana bahşettiklerinden ibarettir.
Keşmekeş bir kentsel yaşamımız yok mudur? İstanbul'un labirent yollarından vazgeçtim mega-marketlerde, alışveriş arabalarını sürme sürecinde bile bir trafik adabı göremezsiniz. Site ve apartman komşuluk ilişkilerinde bencilliklerden yakınırız. Bu aksak örnekler çığ gibi büyütülebilir. Kışla ve lojman disiplininden sonra, saydıklarım sivil yaşamdan ürkmek için az neden değildir.
Klasik müzik tutkunlarının gerektiğinde ayakları yerden kesilir. Yeryüzüne inmek zorunda kaldıklarında, karşılaştıklarını küçümsemeleri doğaldır.
Edgar A. Poe (1809-1849) güncel-gizem-edebiyatının öncüsü; yazar, şair, gazeteci, denemeci ve editördü. Özellikle Avrupa'da nice küresel yazarı etkilemiştir. Dahi derecesinde zeki ve aykırı bir polyglottu. Erken yaşta ve yokluk içinde öldü. Onu daha çok ıskalanmışlık yıpratmıştı.
Poe'nun içdünyasının erken yaşta alevlenmesi de kaçınılmaz gibiydi. İlkokulda, bir başka aileye evlatlık verilen kızkardeşinin arkadaşlarına; ortaokulda, en yakın arkadaşının ölüm döşeğindeki annesine aşık olur. Onun ölümünden sonra günlerce mezarının başında ağlar.
Yirmiüç yaşındayken, yoksulluktan Baltimore'daki halası Maria Clemm'in evine sığındı. 10 yaşındaki kuzeni Virginia'ya aşık oldu. Halasından, kızının 13 yaşından önce evlenemeyeceğini öğrendi. Üç yıl bekleyen Poe, kuzeniyle evlendi. Virginia 25 yaşında veremden öldüğünde, Poe'nun onun üstüne örtecek bir battaniyesi bile yoktu.
Yayımcısı, karısının arkasından yazdığı sarsıcı şiir başlığını (Virginia Clemm) beğenmeyince "Annabel Lee" ile tanıştı şiir dünyası. "En küresel aşk şiiri" özelliğini sürdürmektedir güzelim Annabel Lee. Melih C. Anday şiiri 1952'de Türkçe'ye çevirdi. Güven Turan, onun orijinalinden daha sarsıcı olduğunu iddia eder. "Senelerce Senelerce Evveldi" dizesiyle başlar ve okurunu hüzünlü bir girdaba sürükler.
Annabel Lee nice aşk romanından, ödüllü film ve tv dizilerinden az sarsıcı değildir...
Annemin Öğretmediği Şarkılar'ın batılı okurların damak tadına hitap edeceğini düşündüm. Yerli ve yabancı yazar dostlarımın da teşvikiyle onu kendi olanaklarımla İngilizce'ye çevirttim. (Nâzım Hikmet ve Oktay Rifat'ın da çevirmeni olan Ruth Christie.) Kişi ve kuruluşlara yaltaklanmadan Londra'daki bağımsız yayınevinin okunma listesine girmeyi başardık. Çeviri tekstini değerlendiren yayınevi editörünün; "Biz bu kitabı basmaktan gurur duyarız" demesi yaşamımda duyduğum en hoş on cümleden biridir.
Senelerce Senelerce Evveldi'yi yazarken fark ettim, 2009'da Poe'nun 200. doğum yıldönümü kutlanacak. Bu romanın yazdıklarımın içinde en yetkini olduğunu söyleyenlere galiba katılıyorum. Çeviri için, onu derhal deneyimli bir akademisyen çifte teslim ettim. Bir aksilik olmazsa, 2009'da da onun İngiltere'de yayımlanmasına çalışacağım. Umarım Poe'nun hayaleti önümü kesmez.






