Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'e yazdığı mektupları Başbakanlık arşivinden bularak gün yüzüne çıkaran Prof. Alaaddin Karaca, Necip Fazıl'ın örtülü ödenekten aldığı parayı kumara yatırdığı iddiasının Menderes'in özel kalemi Salih Korur tarafından maksatlı olarak dillendirildiğini söylüyor.
Geçtiğimiz günlerde Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in örtülü ödenekten para aldığı, Adnan Menderes'e bu nedenle yakın durduğu hatta aldığı paraları kumar oynayarak harcadığı iddiaları gündemdeydi. Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'e yazdığı mektupları, Necip Fazıl'la ilgili yaptığı biyografik çalışmalar esnasında Başbakanlık Arşivlerinde bulan ve 'Necip Fazıl Adnan Menderes İlişkisi' kitabında ilk defa yayınlayan Prof. Alaaddin Karaca ile mektupları ve iddiaları konuştuk.
Necip Fazıl'ın mektuplarında 'Matbaya, işçilere, kağıt parası' şeklinde dökümler çıkarıp paranın nerelere harcandığını Menderes'e açıkladığını anlatan Karaca, Necip Fazıl'ın parayı kumara yatırdı dedikodusunun kaynağı olarak Menderes'in özel kalem müdürü Ahmet Salih Korur'u gösteriyor. Karaca'ya göre Korur baştan beri Necip Fazıl'ın Menderes'le ilişki kurmasını engellemeye çalışıyor. Bunu engelleyemeyince sürekli olarak Büyük Doğu için verilecek desteği engellemeye çalışıyor. Karaca Necip Fazıl'ın mektuplarından birinde daha fazla dayanamayıp Salih Korur'un yaptıklarını Menderes'e yazdığını söylüyor; 'Necip Fazıl mektubunda Salih Korur'un kendisine, 'Sana bu paraları veriyoruz ama at yarışlarında harcıyorsun herhalde' şeklinde ifadelerde bulunduğunu söyler ve buna şiddetle karşı çıkar. Salih Korur'un özel bir durumu var. Ona dikkat etmek lazım. Demokrat Parti içerisindeki mason zümre ve üstadın gizli Yahudi diye nitelediği zümre her zaman Üstad'ın Menderes'le olan ilişkisini engellemeye çalıştı. Salih Korur bunlardan biriydi. Salih Korur'un örtülü ödenekte ne gibi bir rol oynadığı açıktır. Bunu Emine Gürsoy Naskali'nin Yassıada Zabıtları kitabından da anlamak mümkündür. O zabıtları tutan zaten Salih Korur'dur.'
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde görev yapan Prof. Karaca, Necip Fazıl'ın el yazısıyla ve Osmanlıca olarak yazılan mektuplarının normal ve rutin olduğunu söylüyor ve hemen hemen her dönemde sanatçıların dönemin iktidarıyla böyle münasebetleri olduğunu ifade ediyor. Karaca, 'Osmanlı'dan beri gelen bir gelenektir bu. Yadırgamamak gerekir. Osmanlı padişahlarına bir çeşit mektup diyebileceğimiz şiirler, kasideler vb. eserler takdim edilmiştir ve bunun karşılığında, elbette ki sanat eserinin değerine de bakılarak 'caize' denilen ödüller verilmiştir. Ebu Ziya Tevfik gazetecidir. Devrin padişahından matbaa kurmak için gazetesi için yardımlar istemiştir. Destek verilmiştir. Serveti Fünun dergisinin sahibi Ahmet İhsan Tokgöz'e de matbaa kurması için destek verilmiştir' diyor.
Bu geleneğin Cumhuriyet döneminde de devam ettiğini ifade eden Prof. Karaca, Cumhuriyet'ten sonra gazetecilerin çoğunun bir şekilde örtülü ödenekten destek aldığının altını çiziyor. Karaca, 'Şairi azam Abdülhak Hamit Tarhan'ın mağduriyeti sebebiyle Cumhuriyet hükümetlerine yazdığı mektuplar var elimizde. Yardıma muhtaç olduğunu anlatarak maddi destek istiyor. Bunun sonucunda da kendisine örtülü ödenekten yardımlar yapılıyor. Bu bizim geleneğimizde gayet tabi olan bir şeydir. Bu yapılmasaydı Baki, Fuzuli, Mimar Sinan gibi sanatçılar yetişmezdi. Çünkü sanat zor ve geliri de az olan bir etkinliktir. Atatürk döneminde de sanatçıların bu şekilde destekler gördüğünü biliyoruz. Hatta Atatürk'ün doğrudan doğruya bir şairi, bir yazarı çağırıp 'Şöyle bir eser yazsan' diye teşvikleri de vardır. Reşat Nuri Güntekin'e Yeşil Gece, Çalıkuşu ve Hülleci eserleri devrimlerin yerleştirilmesi için siparişle yazdırılmıştır' diyor.
Prof. Alaattin Karaca, Necip Fazıl'ın mektuplarındaki tartışılan hitap şeklinin de o dönem bürokrasisi için normal olduğunu ancak Necip Fazıl'ın kendi tarzı ve kişiliğinden dolayı coşkun ve abartılı ifadeler kullandığını açıklıyor; 'Necip Fazıl'ın mektupları 'efendim', 'muazzez efendim, 'pek muhterem efendim' gibi hitap tarzlarıyla başlar, sonunda da el öpme ile ilgili ifadeler vardır. 'Elinizi hürmetle öpüyorum' hatta biraz abartılı. Bu bir devlet başkanına yazılan bir mektup. O makama yazılan saygının gereği diplomatik bir dil. O dönemde böyle bir diplomatik dil kullanılıyor. Lüsyen Hanım da 1964'te İsmet İnönü'ye bir mektup yazıp Hamit'in ölümünden dolayı zor durumda kaldığını, maddi şartlarının zor olduğunu söyleyip yardım talebinde bulunuyor. Kendisine bir miktar para yardımı yapılıyor. Lüsyen Hanım bir mektup daha yazıp teşekkür ediyor ve ellerinden öperim ifadesi orada da var. Ayrıca Necip Fazıl'ın üslup özelliği de çok önemli. Necip Fazıl sıradan, cansız yazan bir şair değil. Mektupları da iniş çıkışlıdır.' diyor. Prof. Karaca, Necip Fazıl'ın hiçbir zaman 'Oğlum hasta, şu ihtiyacım var, oğlumun eğitimi için' gibi bir istekte bulunmadığını söylüyor ve 'Aynı dönemde Menderes'e yazılmış başka şair yazarların mektupları var. Oğlunun yurt dışında eğitimi için para isteyenler var. Necip Fazıl hiçbir zaman şahsı için para istememiştir' diyor.
Prof. Alaattin Karaca önemli bir noktayı da açıklığa kavuşturuyor; Bu tür ilişkilerde sorgulanan 'Parayı aldı, kalemini sattı mı' düşüncesi. Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'e sağlığında yazdığı hiçbir şiir olmadığına dikkat çeken Karaca, sadece 1964'te ölümü üzerine O Zeybek adlı bir şiir yazdığını, bunun da bir ağıt olduğunu ifade ediyor. Karaca'nın 'gözden kaçırılıyor' dediği bir başka nokta da Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'i uyardığı mektupları. Karaca, 'Necip Fazıl Adnan Menderes'e diyor ki 'Sizin partinizin içinde bir grup var ki bunların bir kısmı gizli Yahudi, bir kısmı masondur' diyor. İsim de veriyor ve 'bunlara dikkat etmeniz gerek' diyor. Necip Fazıl'ın Menderes'in yörüngesine girmemesi bir yana onu yönlendirmeye kalkıyor' diyor. Karaca, Necip Fazıl'ın Adnan Menderes'e yakın durma sebebinin para almak değil, Milli Şef dönemindeki baskılardan sonra olgun bir zaman ve zemin bulduğu için, Büyük Doğu'yu çıkarabilmek olduğunu söylüyor.
Türkiye'de ideolojik parçalanma nedeniyle 'senin şairin, benim şairim gibi taraflı yayın yapıldığını anlatan Prof. Karaca asıl sorunun bu çifte standart olduğunu anlatıyor. 'Necip Fazıl hapishaneye giderken 'Eşimin maddi durumu çok kötü. Bana yaptığınız 3000 lira yardımı ona verin' diye bir mektup yazar. Bundan dolayı eşine verilmiş bir 3000 lira vardır. Neslihan Hanım da örtülü ödenek davasında yargılanmıştır. Lüsyen Hanım'a ise kimse bir şey söylemiyor. Burada ne Lüsyen Hanım'ı, ne Neslihan Hanım'ı kınayabiliriz. Çünkü insani bir durumdur. Asıl sorgulanması gereken bu iki yüzlü tutumdur' diyor.






