
Maarif Platformu Başkanı Prof. Dr. Osman Çakmak, küresel ölçekte tartışmalara yol açan Epstein dosyaları ve Gazze’de yaşanan gelişmeler üzerinden Batı medeniyetine yönelik kapsamlı bir değerlendirmede bulundu. Çakmak, Batı’nın “insan hakları, bilim ve ahlak” söylemlerinin ciddi bir güven krizine girdiğini savunarak, Türkiye’nin bu süreçte milli maarif anlayışını güçlendirmesi gerektiğini söyledi.
Çakmak, yaptığı açıklamada, uzun yıllardır evrensel değerler olarak sunulan kavramların son dönemde yaşanan olaylarla sorgulanır hale geldiğini ifade etti. Gazze’de yaşanan insani kriz ve Epstein dosyalarıyla gündeme gelen küresel elitlere yönelik iddiaların, Batı merkezli söylemlerin tutarlılığını zedelediğini dile getirdi.
“Güç algısı yeniden tanımlanıyor”
Epstein dosyalarının, küresel güç dengelerine dair önemli ipuçları verdiğini öne süren Çakmak, modern dünyada gücün yalnızca askeri kapasiteyle açıklanamayacağını belirtti. Çakmak, “Bugün bazı liderlerin ve devletlerin yaşananlara karşı sessiz kalmasının arkasında, uluslararası düzeyde kurulan şantaj ve baskı mekanizmaları olduğu iddia ediliyor. Bu durum, küresel sistemin ahlaki zeminini ciddi biçimde tartışmalı hale getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Akademi ve bilim eleştirisi
Açıklamasında akademik dünyaya da değinen Çakmak, bazı küresel üniversitelerin ve tanınmış akademik figürlerin, etik dışı ilişkilerle anılmasının bilime duyulan güveni sarstığını söyledi. Bilimin, ahlaki bir çerçeveden koparıldığında yalnızca teknik bir araca dönüştüğünü savunan Çakmak, bu durumun insanı merkeze almayan bir anlayışı beslediğini ifade etti.
“Zihinsel sömürgecilik” vurgusu
Çakmak, modern sömürgeciliğin artık askeri yöntemlerden çok kültürel ve zihinsel araçlarla sürdürüldüğünü savundu. Eğitim, aile, hukuk ve akademi alanlarında dış kaynaklı modellerin sorgulanmadan benimsenmesinin, toplumsal yapıyı zayıflattığını belirtti.
Zorunlu ve merkeziyetçi eğitim sistemlerinin eleştirilmesi gerektiğini dile getiren Çakmak, mevcut yapının gençleri üretkenlikten uzaklaştırdığını, mesleki eğitimin ve yerli bilgi birikiminin geri plana itildiğini söyledi.
Milli maarif çağrısı
Türkiye’nin bu süreci bir fırsata çevirmesi gerektiğini belirten Çakmak, milli değerleri esas alan bir eğitim ve hukuk anlayışının önemine dikkat çekti. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nin olumlu bir adım olduğunu ancak geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Çakmak, üniversitelerin toplumla daha güçlü bağlar kuran, yerli ihtiyaçlara odaklanan kurumlar haline gelmesi gerektiğini vurguladı.
Aydınlara eleştiri
Yerel aydın ve sanatçı çevrelerin küresel gelişmeler karşısındaki sessizliğini de eleştiren Çakmak, bu tutumun entelektüel sorumlulukla bağdaşmadığını söyledi. Batı merkezli eleştirilerin görmezden gelinmesini çelişkili bir durum olarak değerlendiren Çakmak, düşünce dünyasında daha tutarlı ve bağımsız bir duruş çağrısında bulundu.
Açıklamasının sonunda Çakmak, küresel düzeyde yaşanan krizlerin, adalet, ahlak ve insan onurunu merkeze alan yeni bir toplumsal anlayış ihtiyacını ortaya koyduğunu ifade ederek, Türkiye’nin bu süreçte tarihsel ve kültürel birikimiyle önemli bir rol üstlenebileceğini dile getirdi.








