Hayat Mutluluğu yanlış yerde aramayın

Mutluluğu yanlış yerde aramayın

Bugün Dünya Ruh Sağlığı Günü Psikiyatrist Prof. Dr. Yavuz Selvi, “Topraktan ve gökyüzünden uzaklaşmak insana iyi gelmedi” diyor ve ekliyor “Sosyal destek ve doğal bir yaşam arayışı sağlığımızı korumamıza ve güçlendirmemize yardımcı olacaktır.”

Abone Ol Google News
Sevda Dursun Yeni Şafak
Mutluluğu yanlış yerde aramayın
Yavuz Selvi

Değişen dünyanın dinamikleri mi yoksa zorlu pandemi süreci mi psikolojimizi bozdu? Veya gerçekten ruh sağlığımız mı bozuk, yoksa dünyaya verdiğimiz kıymet mi değişti? İnsan yalnız kalınca içine dönüyor, orası kesin. İçine dönmek herkese iyi gelmeyebiliyor da. Evlere kapandığımız en hassas dönemde psikolojik dizilerin öne çıkarılması da bu yüzden belki de. Bugün dünya ruh sağlığı günü. Nasılız peki, iyileştik mi, iyileşmeye mi çalışıyoruz? Tüm bu soruları Psikiyatrist Prof. Dr. Yavuz Selvi’yle konuştuk. “Topraktan ve gökyüzünden uzaklaşmak insana iyi gelmedi” diyor diyor Selvi. Ve ilave ediyor, “Sosyal destek ve doğal bir yaşam arayışı sağlığımızı korumamıza ve güçlendirmemize yardımcı olacaktır.”

Sağlık denilince akla genellikle fiziksel sağlığımız gelir. Belki bu son yıllarda değişti, ancak yine de bedensel sağlığımız daha can alıcı. Ruh sağlığı deyince ne anlamalıyız?

  • Ruh kelimesine takılmayın. İkili bir yaklaşımla ruh-beden ayrımı yapmak sağlıklı bir yaklaşım olmaz. Duygu, düşünce ve davranışlarımızın da sinir sistemimiz tarafından yönetildiğini düşündüğümüzde ne demek istediğim daha net anlaşılabilir. Psikolojik zorlanmalar, sosyal desteğin azalması sonuç olarak biyolojik yapımızı etkileyerek psikiyatrik sorunlara yol açabilir. Duygularımız değişir, hatalı düşünceler ortaya çıkar, davranış sorunları kendisini gösterir. İş ve okul hayatında yetersizlikler başlar.

Son zamanlarda artan bir şekilde ruh sağlığını beden sağlığından ayırma çabaları görülüyor. Bu çabalar oldukça önemli ve büyük sorunları da beraberinde getirmektedir. Duygu, düşünce ve davranış sorunlarını hatta aile problemlerini görünmeyen güçlere ya da bilinmeyen etkilere bağlamak sorunun çözümünü de güçleştirmektedir. Bu nedenle ruh ayrı, beden ayrı şeklinde bir ayrım yaptığınızda çökkünlük durumlarını da, davranış sorunlarını da, kaygıları da bedenin dışında ve dışarıdan gelen bir etkilenmenin sonucu olarak görmeye başlarsınız. Bu anlayış, çözümü de yanlış yerde aramanıza neden olabilir.

Türk toplumu olarak, nasılız peki, iyi miyiz?

Bu soruya daha genel bir cevap vermek istiyorum. Ekonomik zorluklar, sosyal rekabet, gelecek kaygısı ve sosyal desteğin azaldığı durumlarda insanların daha fazla zorlandığını biliyoruz. Güven duygusunun kaybolması ve ümitsizlik de insanı kendisini mutlu edebilecek faaliyetlerden uzaklaştırır. Türk toplumu olarak aile ve sosyal desteğe önem veren bir toplum olma özelliğimizi halen koruduğumuzu düşünüyorum. Sağlam kalan bu toplumsal özelliklerimiz psikolojik sağlığımızı korumamızda bize yardımcı oluyor.

MODERN İNSAN MUTLU DEĞİL

Günümüz insanı neden mutsuz? Aile, kültür gibi değerlerden uzaklaşmak insanı mutsuzlaştırıyor mu?

Günümüz insanı mutsuz mu bilemiyorum. Ancak mutsuzluktan ziyade günümüz insanının umutsuz olduğunu söyleyebilirim. Belki de bugünü etkileyen şey yarına dair umutsuzluklardır. Güvensizlik ve umutsuzluk mutsuzluktan daha fazla. Kuralsızlıklar, beklentilerdeki dengesizlikler, yetersizlik duyguları, anlam kaybı, yalnızlık, sorunlarla baş etme yeteneğindeki yetersizlikler, kimliksizlik, bir yere ait olamama hissi insanı baskı altında tutuyor. Kendisini tanımayan, bulunduğu yere ait hissetmeyen, sürekli performans göstermesi gereken ve hep daha fazlasını isteyen baskı altındaki modern insan mutlu olamıyor. İkinci sorunuza gelince aile ve kültürel değerler “koruyucu özellikleri” devam ettiği sürece güvenli limanlar olma özelliğini sürdürecektir.

Güven duygusunun azalması, ekonomik çaresizliklerle de örtüşünce mutsuzluk kaçınılmayan son oluyor. Anlam arayışımızın değişmesini belki normal kabul edebiliriz, ancak yerine koyduklarımız, hiçbir zaman ulaşamayacaklarımız mı oluyor?

  • Anlam arayışını anlayabiliyorum. Ancak mutluluk ve huzuru yanlış yerde aramaya başladığımızı düşünüyorum. Topraktan ve gökyüzünden uzaklaşmak insana iyi gelmedi. Anlık yaşanan yapay duyguların geçiciliğinde mutluluk arayamayız. Kısa süreli keyifler insanın aradığı anlam olamaz. Maddi hadiselere ve dışarıdan gelecek etkilere bağlanmış mutlu anlardan ziyade yüce duygulara ve hedeflere, iyi ve merhametli insan olmaya, kendi derinliğimizi keşfettiğimiz daha dingin bir yaşam sürmeye ihtiyacımız var. Dünyanın bütün zevklerini tatsanız da kendinizi anlamadığınız ve dünyayı anlamlandırmadığınız sürece mutsuzluk kapınızda bekleyecektir. Bu yüzden size neden var olduğunuzu söylemeyen ve iç dünyanızı beslemeyen her şey vaktinizden çalacak, sizi oyalayacaktır. Anlam arayışında ilk hedef kendimizi keşfetmek, ne istediğimizi, neden var olduğumuzu bilmek ve böylece yolumuza devam etmektir. Herkesin yolculuğu farklıdır. Mutluluk bu yolculukta yaşananları doğru anlamlandırabilmekte gizlidir.

Doğal yaşam arayışı ruh sağlığımızı korur

Dünya ruh sağlığının bu yılki teması “Değişen dünyada gençler ve ruh sağlığı”. Yeni neslin ruh sağlığını korumak ve güçlendirmek adına neler önerirsiniz?

Dayanıklılığı artırıcı çabalar, sosyal destek ve doğal bir yaşam arayışı sanırım sağlığımızı korumamıza ve güçlendirmemize yardımcı olacaktır. Bunların her biri uzun uzun anlatılması gereken temel destek güçleridir. Nasihat veya “şunları yapmak lazım” şeklindeki kişisel gelişim sözleri yerine “nasıl daha dayanıklı olurum” sorusuna cevap aramak için yapılacak keşifler iç dünyamızı zenginleştirecektir.

Sanal dünya kendimizi tanımayı geciktirir

İnternet hayatımıza girerken, bize birçok kolaylık getireceğini ümid etmiştik. Getirdi getirmesine de, götürdükleri sanki daha fazla. Sanal dünya mutsuzluğa, dolayısıyla ruh sağlığına etki ediyor mu?
  • Bilmiyorum. Bu konuda yalnızca yorum yapabiliriz. Belki de sanal dünya mutluluğa yol açıyordur. Burada kilit kelime mutluluk mudur hakikat midir? Bir başkasının yaşadığı şeyin mutluluk olup olmadığına ben karar veremem. Siz bir garip ya da yolda kalmışın başını okşadığınızda ya da ihtiyacını giderdiğinizde mutlu olabiliyorsunuzdur, bir başkası sanal dünyada kendisini gösterdiğinde ya da bir şey paylaştığında. Ama hangisi oyalanmadır, hangisi hakikattir? Hangisi gerçek bir duygudur ve dönüşüme neden olur, hangisi geçici ve yozlaşmaya neden olmaktadır? Hangisi içsel bir yolculuk yapmanıza neden olur, hangisi dışarıya bağlı bir zevk aracıdır? Hangisi sizi huzura götürür, hangisi daha çok beklentiye, engellenmeye ve uzun sürede gerginliğe ve bağımlılığa yol açar?
  • Sanal dünyanın zihinsel bir kirlenmeye yol açtığını, içsel yolculuğa çıkmamızı ve kendimizi tanımamızı geciktirdiğini, bizi oyaladığını, hakiki duygulardan uzaklaştırdığını, bir duyguyu gerçekten ve uzun süre yaşamamızı engellediğini düşünüyorum.

Zihinsel hijyeni ihmal ettik

Pandemi dolayısıyla bedensel sağlığımızı korurken, ruhumuzu hasta etmiş olabilir miyiz?

  • Fiziksel hijyene dikkat ettik ama zihinsel hijyeni ihmal ettik. Bilgi kirliliğine maruz kaldık. Virüsün ve pandeminin ne anlatmak istediğini anlayamadık. Güven duygumuzu kaybetmeye başladık. Güvensizlik ve belirsizlik plansızlığa, gelecek kaygısına, gerginlik ve mutsuzluğa neden oldu. Psikolojik sağlığımız daha yaygın olarak bozuldu. Duygu dünyamızı besleyemedik. Çünkü buna alışık değiliz. Duygu dünyamızı beslemeyi sadece pandemi dönemi değil öncesinde modern dijital dünyaya uyum sağlamaya çalışırken ihmal etmeye başlamıştık. Ancak bunun büyük bir hakikat açlığı doğuracağını düşünüyorum. Bir dönem sonra insanlar bu yalnızlaştıran dünyadan da kaçış yolları arayacak. Ve sonrasında bu açlığı da sömüren hakikat görünümlü sahte anlayışlar ortaya çıkacak. İnsanın anlam arayışı bu şekilde devam edecek. Sahte ve geçici anlamlardan doğal ve insanın özüne hitap eden hakikatler yeryüzünde her zaman var olacak. Biz de bunu aramaya, bulmaya pandemi varlığında veya yokluğunda devam edeceğiz.

Depresyon ilaçlarına yönelim var. İnsanların kolaylıkla ilaçlara başvurmaları normal mi?

Aslında kolaylıkla ilaçlara başvurulduğu şeklindeki algı doğru bir saptama değil. Uyku ve iştahı bozulan, çevresiyle ilişkileri sorunlu hale gelen, kontrolsüz davranışları bulunan yani biyolojik dengesi sorunlu hale gelen klinik olarak hasta şeklinde tanımladığımız hastalar ilaç kullanıyor. Dayanma gücü azalınca insanlar bir psikiyatri hekimine başvuruyor.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.