“Cariyeler ve Geceler”, “1453 Sultanlar Aşkına” ve “Aşk-ı Hürrem”le tarihi müzikle anlatan Can Atilla, şimdi de Mevlana'dan Çağrı ile karşımızda... "Tarih öğretmenleri, bana mail atıyor. Dersleri benim ablümlerim eşliğinde yapıyorlarmış" diyen Sanatçı, "Sanat, Mevlana gibi değerleri anlatmak için var" diyor.
Can Atilla, Hollanda, İngiltere, Almanya, Fransa, Rusya ve Amerika gibi birçok ülkede yaptığı albümlerle beğeni kazanmış, toplam 11 albüme imzasını atmış, Türkiye'de pek çok tiyatro, film ve dizi film müziklerini bestelemiş, yurt içinde ve yurt dışında ödüllere doymamış bir müzisyen. Kraliçe II. Elizabeth onuruna, Çankaya Köşkü'ndeki davette verdiği konserle Kraliçe'nin takdirini almış bir şahsiyet Can Atilla... Kendisiyle, yaklaşık 2 hafta önce çıkan “Mevlana'dan Çağrı” albümü ve diğer çalışmalarıyla ilgili konuştuk.
Herhangi bir insandan bahsetmiyoruz. Amerika'da yazdığı fikirlerle 5 milyon satış rakamına ulaşmış Mesnevi'nin yazarından bahsediyoruz. Hollanda'nın 2010 yılına kadar her yılı adına kutlayacağı bir şahsiyetten bahsediyoruz. Mevlana'nın, boşlukları Tanrı sevgisiyle doldurulan bir yalnızlığı ve bu yalnızlıktan kaynaklanan muhteşem açılımları var. Tüm bunların sanatla ve müzikle desteklenmesi ve bu dalda eserlerin yapılması da çok önemli. Niye? Çünkü sanat bunun için vardır dünyada.
Ben tarihteki şahsiyetlerin, kırılma noktalarını anlatmaktan çok mutlu oluyorum. Çünkü bütün dünya tarihini yazan insanlar toplumlar değildir. Bireylerdir. Bir çılgın çıkar birkaç milyon Yahudi'yi yok eder. Bir dahi çıkar bağımsızlık savaşında Türkiye Cumhuriyeti'ni kurar. Bir Lenin çıkar ihtilal yapar. İşte böyle olduğu zamanda önemli karakterlerin müzikal portrelerini yapmak benim için çok önemli oluyor. Ben eminim ki Fatih Sultan Mehmet'le ilgili yaptığım albüm 2050'de de dinlenecek.
Ne gariptir, İstanbul'da yaşamayan birine nasip oldu Fatih Sultan Mehmet'in hayatını anlatmak. Ankara'da son teknolojiyle donanımlı bir stüdyom var. Çünkü çalışmalarımın hiçbiri 3 dakikalık bir parça değil. Her albüm yaklaşık 2 yıl sürüyor. Böyle olduğu için, yer kiralayamıyorsunuz. Laboratuar diyorum ben bu çalıştığım mekâna. Başka bi yerde olmaz bu iş. Fatih Sultan Mehmet'le ilgili okuduğum kitaplar sayesinde şu anda İstanbul'un tarihini daha iyi biliyorum
1453 albümünü yaparken bulabildiğim tüm kitapları satın aldım. 40'a yakın kitap okudum. Ama o dönemde Fatih'le ilgili kitapların sayısı 6' yı 7'yi geçmiyordu. İstanbul'un fethiyle ilgili İngiltere'den getirttiğim kitaplardan okudum. Onların hepsi benim albümümden sonra Türkçe'ye çevrildi. Şimdi 40'a yakın 1453 kitabı var piyasada. Sanat, böyle olmalı, başka alanları da desteklemeli, tetiklemeli…
1453'ü araştırırken, fetihi de bıraktım ben. Fatih'in yapmış olduğu icatlara baktım. Çünkü onun bulduğu havan topları bugün Amerika'da ders olarak okutuluyor. Fatih'in 5 tane yabancı dil konuştuğunu, Müslümanlık kadar Hıristiyanlığı, Yahudiliği de bildiğini öğrendim. Okudukça, bir dünya vatandaşı kimliğine sahip olduğunu, Osmanlı sultanlarının içinde ölümsüzlük fikrinin bir tek Fatih için ağır bastığını farkettim.
1453 albümüm üniversitelerde tez konusu oldu ve şu anda derste okutuluyor. İlköğretimde görev yapan bir çok öğretmenden de mailler aldım. Tarih derslerine karşı öğrencilerin daha da sempatiyle bakmasına sebep olması için 1453 parçasını dinletiyorlarmış ve öğrencilerin o konuları hissetmelerine o yeniçerilerin ayak seslerini dinletip o zamanları hissettirmeye çalışıyorlarmış.
Biz müziğin ötesine geçmeyi hedefliyoruz sadece müzik yapmıyoruz bir dünya sunuyoruz. Onun değerlendirilmesi onun piyasaya çıkarılması için kapak dizaynını iç yazılarını çok titizlikle yaklaşıp hazırlıyoruz. Bu dünyada da saptırılmayan gerçekleri anlatıyoruz. Gerçek olayların anlatıldığı bir dünya yani...
Hiçbir yere oturtmuyorum. Çünkü yaptığımız bu işin ne bir benzeri var ne de yaklaşık bir taklidinin yapılması mümkün. Biz kendimize ait bir müzik dünyası yaratıyoruz. Ne İngilizler krallarını, kraliçelerini anlatan bir albüm yaptı, ne de Ruslar .
Onun için bu kadar titizlikle yapıyorum işimi zaten. Daha kolayına kaçsaydık işin, eğer herkesin tanıdığı şarkıcılara söyletseydik şarkılarımızı, istediğimiz kaliteli sonucu alamazdık. Zaten böyle bir şeyin olması gerektiğine inanmıyorum. Müziğin kendi başına bir karakter olduğuna, başka insanların buna müdahalesinin gerekli olmadığına inanıyorum. Osmanlı albümleriyle beraber 50 bini geçmiş durumdayız şu anda.
Tabii kesinlikle. Bunu düşünmüyoruz bunu satış rakamları söylüyor. 1789'da Fransa'da kan gövdeyi götürmeseydi Fransız ihtilali olmayacaktı. Bir şeylerin değer kazanabilmesi için o şeylerin değerinin ortaya konulması lazım. Bunun içinde bence en güzel zaman.






