Oyaların envanteri çıkarılıyor

Latife Beyza Turgut
Latife Beyza Turgut
04:0029/01/2023, Pazar
G: 30/01/2023, Pazartesi
Yeni Şafak
Doktor Şadiye Çetintaş Koleksiyonu, geçtiğimiz hafta “Altı Üstü Oya - İğne Oyalı Yemeni Sergisi” ile ziyaretçileriyle buluştu.
Doktor Şadiye Çetintaş Koleksiyonu, geçtiğimiz hafta “Altı Üstü Oya - İğne Oyalı Yemeni Sergisi” ile ziyaretçileriyle buluştu.

Emekli hekim olan Şadiye Çetintaş, 35 yılı aşkın şehir şehir dolaşarak iğne oyalı yemenileri topluyor. “Rüzgarda uçuşan yazmalara ve kenarındaki oyalara ne zaman vuruldum hatırlamıyorum” diyen Çetintaş, sayısı iki bini bulan koleksiyonu ile önce iğne oyalarını ardından hikâyelerini biriktirdiğini söylüyor.

Aslen doktor ama mesleği kadar sevdiği başka bir şey daha var: Anadolu’nun dört bir yanında büyük bir emekle yapılan iğne oyaları. Mesleğinden dolayı gezip dolaştığı diyarlarda kadınların el emegi göz nuru iğne oyalarını da toplamaya başlamış Şadiye Çetintaş. “Rüzgarda uçuşan yazmalara ve kenarındaki oyalara ne zaman vuruldum hatırlamıyorum” diyor. Önce renkleri, görünümleri gönlünü çalıyor ardından onların bir hikâyesi bir anlamı olduğunu keşfediyor. İşin içine girdikçe hem hayreti hem de hayranlığı artıyor. Bir hekim olarak kadınların kendisine bile anlatamadığı dertleri oyalarla dile getirmeleri onu daha da cezbediyor. Oyalar, bir yandan kadınların maharetini gösterirken bir yandan da söylemek istediklerine, hislerine tercüman oluyor. İğne oyası papatya saflığı anlatırken, karanfil; güzelliği, iyiliği, hoşluğu temsil ediyor ve sevilen kişilere gönderiliyor. Üzüntüyü, hüznü temsil eden nergis oya, sarı renkte ise kişinin ruhsal anlamda büyük bir çöküntüde olduğunu anlatıyor. Genç kızlar aşık oluyor, mor sümbül oya takıyor. Bu oya bir de pembe bir yazma etrafında ise “Sevdadan yanıyorum” anlamına geliyor. Evlenecek kızın çeyizi hazırlanırken çeşit çeşit oyalar işleniyor ve çeyize konuluyor. Kızcağız da sırası geldikçe, halini anlatan yazmaları takıyor. Eğer gelin geldiği evde bekar bir görümcesi varsa ona “Bir an önce evlen git, o evin tek kızı ben olayım” mesajıyla menekşe oyası gönderiyor. Anne olacağının müjdesini elma oyası işlemeli yazma ile veriyor. Her şey güllük gülistanlık olamaz ya. Zamanı geliyor kocası, kayınvalidesi ile kavga ediyor. O zaman biber oyası yazmasını başına sarıyor. Yazmanın biberleri tamamen kırmızı ise gelin, “Bu evde bana huzur kalmadı” demek istiyor. Oyaların dilinden yola çıkarak yaklaşık 40 yıldır biriktirdiği ve bugün sayıları iki bini bulan iğne oyası koleksiyonunun hikâyesini Çetintaş’tan dinledik.

  • Ankara’dan Balkanlar’a kadar birçok yörenin oyalı yazmasını içinde bulunduran Doktor Şadiye Çetintaş Koleksiyonu, geçtiğimiz hafta “Altı Üstü Oya - İğne Oyalı Yemeni Sergisi” ile ziyaretçileriyle buluştu. Göztepe TCDD Kültür Sanat Merkezi’nde açılan sergide Çetintaş’ın yaklaşık 40 yıldır biriktirdiği iki bin parçalık iğne oyalı yemeni koleksiyonun yalnızca bir kısmı sergilenebildi.

PANDEMİDE FIRSATIM OLDU

Emekli bir doktor olarak, sayısı iki bini bulan bir iğne oyası koleksiyonunuz var. Bunca yıllık çalışma hayatı içerisinde oyalarla yolunuz nasıl kesişti?

Oya hakikâten çok özel bir örgü türü. Hem zaman hem sabır isteyen bir iş. Mesleki olarak oya yapmaya zamanım, olanağım olmazdı elbette. Ama renkleri severdim. Aileden de gelen bir şey bu. Babaannem çiçekleri çok severdi. Her yere çiçek motifleri işlerdi. Oradan bir göz aşinalığım olduğunu söyleyebilirim. İğne oyası yazmaları önce kullanmak için almaya başladım. Boynuma takardım. Sonra yıkadıkça bozulduklarını gördüm, üzüldüm ve kıyamadım. Beğendiklerimi alıp kenara koymaya başladım. Alırken her oya motifinin bir adı, bir hikâyesi olduğunu öğrendim. Bu oyaların hikâyelerini merak etmeye ve araştırmaya başladım. Zaten biz tıp alanından araştırmaya, her hastalığın kökünü deşmeye meraklıyız. Böylece oyaların hikâyelerini öğrenmeye niyet ettim. Önce oyalar, sonra öyküler birikti... Derken “Bunu koleksiyon yapmalıyım” diyerek daha sistematik bir şekilde toparlamaya başladım. Her yörenin özgün oyaları var, dilleri var. Ben de yöre yöre araştırmaya başladım. Gezmeyi çok severim, ülkenin 81 ilini tamamen gördüm. Aynı şekilde pek çok ilçe ve köyü de ziyaret ettim. Her gittiğim yerde mutlaka oya aramaya başladım. “Eski oyalara rastlarsanız beni arayın” diyerek yerel dükkânlara adres ve telefon numarası bıraktım. Antikacılar aramaya başladı. Oyalar beni, ben oyaları bulmaya başladım. Böylece iki bin parçalık bu koleksiyonu toplamam 35-40 yılımı aldı.

Oyaları toplamak için bölge bölge gezdiniz. Muhafaza ederken de bu şekilde mi tasnif ediyorsunuz?

Pandemiden hemen önce ben emekliye ayrılmıştım. Pandemi süresince 65 yaş üzeri olan bize, “Evden çıkmayın” denince bu bir fırsat oldu bana. Hepsini ayrı ayrı bölgesel olarak tasnif ettim. Elimdeki tüm oyaların envanterini çıkarmaya başladım. Şimdilik 1700 tanesinin envanteri tamamlanmış durumda. İki bin belki iki bini aşkın daha fazlası bu şekilde kayda alınacak. Her birinin yöresine göre, aldığım yere, öğrenebiliyorsam yapan kişinin adı ve tarihine göre kaydediyorum.

ŞEHİRLER SADE KÖYLER RENGARENK

Bu bilgileri de koleksiyonu derlediğiniz gibi bir kitapta derlemeyi düşünüyor musunuz?

Bana herkesin önerdiği, sergimi gezenlerin sorduğu ilk şey bu. Elbette, bu kadar değerli oyaların kitabının da çok kaliteli olması gerekir. Kitap için sponsor lazım. Hele bugünkü maliyetlerle bu işi sponsorsuz yapmak mümkün değil. Ama böyle bir olanak sağlandığında o kitabı dolduracak kadar hikâye ve döküman elimde mevcut.

Tüm Türkiye’yi gezdiniz. Oyalar arasında bölgelere göre değişiklikler gözlemlediniz mi?

Şehir merkezlerinde daha yumuşak renkler daha zarif, küçük motifler kullanılmış. Örneğin İstanbul, daha zarif oyalara ev sahipliği yaparken; yüksekler, dağ köyleri, yörüklerin yaşadığı yerler çok daha renkli. Oyaları daha iri. Oyaların ipi gibi yazmaların kumaşları da değişiklik gösteriyor. İstanbul, Bursa gibi şehir merkezlerinde ise hem örtüde hem de oyanın ipinde ipek kullanılır. Yörüklerde ise hem oyaların kendisi hem de etrafını süslediği yazmalar daha çok pamukludur. Böyle farklılıklar var.

İğne oyasının diğer örgülerden, dantellerden farkı, onu özel kılan özelliği nedir?

Tekstilde örgü ya da örücülük denilen bir alan var. İğne oyası da o örgü grubunun içinde geçiyor. Ama bütün örgüler ipliğin ucundan tuttuğunuzda sökülebilir. Tek istisnası, iğne oyasıdır. İğne oyası özel bir düğümleme tekniği ile yapılır.

JAPONLAR SANAT OLDUĞUNUN FARKINDA

Farklı ülkelerde dantel ve benzeri formlara rastlıyoruz. Peki, oyanın benzeri var mı?

Oyacılık, Anadolu toprakları ve Rumeli’de gelişen bir örgü, bir işleme türü. Avrupa’ya Batı’ya da buralardan yayılmış. İğne oyası olarak dünyanın hiçbir yerinde böyle bir el işi yok. Avrupa’da genellikle dantel olarak yaygın. Brüksel’de, Fransa’da danteller meşhurdur ve inanılmaz fiyatlara satılır. Ancak oya, dantelden çok farklı. Tamamen farklı bir teknikle yapılır. Bu teknik de Avrupa’da yok. Bu topraklara özgüdür.

Bizim topraklarımızdan giden el sanatlarının birçoğu yıllar sonra bize farklı isimlerle yeni bir işmiş gibi sunuluyor. Örneğin, parçalı bohçanın bize patchwork olarak gelmesi gibi. Avrupa’da ya da Amerika’da siz bu oyaların benzerlerine rastladınız mı hiç?

Balkanlarda hakikâten, çok güzel oya yapan topluluklar var. Biliyorsunuz Balkanlar’dan gelen pek çok göçmenimiz var. Tabii göçmenlerin olduğu yerlerde çok özel oyalar yapılıyor. Mesela Çanakkale’de Biga yöresi göçmenlerin olduğu bir bölgedir. Oyası da diğer yörelere göre çok farklı, çok renklidir.

Yalnız son yıllarda Japonlar çok merak saldı. Anadolu’yu geziyor, köylerde köy evlerinde kalıp iğne oyasını keşfediyorlar. İğne oyası ustalarından bu el işini öğreniyor ve ipek iplikle çok güzel, inanılmaz incelikte oyalar yapıyorlar. Bizim kadınlarımızın çoğu ipek iplik yerine, daha ucuz sentetik ipler kullanırken Japonlar, bunun bir sanat olduğunun farkında olarak değerli bir iplik türü olan ipekten çok güzel oyalar yapıyorlar. Türkiye’de zaman zaman oya yarışmaları oluyor ve oralarda ödül alıyorlar.

Bizler yazmada, havlu kenarında kullanırken Japonlar ne amaçla kullanıyor peki?

Bizler havlu kenarı, örtü olarak kullanıyoruz. Japonlar bizden farklı olarak işlevselliğini değil, sanat yönünü ön plana çekiyorlar. Tabi zaman zaman kullanıma yönelik eşyalar da yapıyorlar. Örneğin, takılar yapıyor, çok güzel keseler hazırlıyorlar. Yalnız bizdeki gibi ucuz naylon iplikle değil, ipek ipliklerle işliyorlar. Çünkü bu sanatın zorluğunu ve değerini biliyorlar.

Sergiyi gezen çeyiz sandığına koştu

Günümüzde pek çok kadın artık oyalı yazmalar tercih etmiyor. Ev eşyasında kullanmıyor. Çeyizlerinde en fazla bir iki tane göstermelik olarak bu değere yer veriyor. Bu değerin günümüz için bir geri dönüşümü olabilir mi?

Bir çok şey yapılabilir. Elbiselerde, gelin taçlarında, gelin çiçeklerinde kullanılabilir. Mesela sergimde yer alan Bergama’nın gelin çiçekleri iğne oyasından yapılmış. Bugün de benim arkadaşlarımdan biri bu oyayı gelin olan yeğeninin buketine yerleştirdi. Bu şekilde bir çok eşya üzerinde bu kültür devam ettirilebilir. Ama şunu yapmamak lazım: Bu kadar eski bir oyayı kesip de başka bir yere koymamak lazım. Bu antikaları da değerlendirebilmek için, iğne oyası kültürünü tanıtabilmek için müzelerin sahiplenmesi lazım. Devletin, Kültür Bakanlığı’nın bu sanatı sahiplenmesi önemli. Böylece genç nesil bunu görecek, tanıyacak. Bu sergi o kadar ilgi çekti, o kadar genç insan gelip, ziyaret etti ki... Her gelen, “Ay eve gidip çeyiz sandığımı açayım bakalım bu oyalardan var mı?” demeye başladı. Yani göstermezseniz, tanıtmazsanız, anlatmazsanız kültür kendiliğinden yürümez. Mutlaka bunların sahiplenilmesi gerekir. Benim gücüm bir müze kurmaya yetmez. Ama bunu göstermezsek de bizim kültürümüz içerisinde yitip gider. Gün gelir elli yıl sonra bir Japon bunu kendi sanatı olarak duyurur. Ben bu eserleri tanıtmak için sergiliyorum. Kültürümüzün tanıtılması, sevilmesi ve devam etmesi için bir heves uyandırması benim amacım.

Her motifin manası var

Kadınların doktorlara bile söylemeye çekindiği şeyleri, iğne oyalarına işlediklerini söylediniz. Oyalar size neleri anlatıyor?

Oyaların dili zaten benim ilgimi çeken, bu kadar detaylı araştırmaya yönelten noktaların başında o geliyor. Mesela biberler işliyorlar, tamamen kırmızı olursa ve çiçeği de olmazsa “Her şey çok kötü, acı içerisindeyim” anlamına geliyor. Biraz daha kırmızı-yeşil karıştırdıklarında, “Eşimle, kayınvalidemle aram iyi değil” anlamına geliyor. Mesela Aydın’ın patı oyası erkek tarafının yaptığı bir oyadır. Kız istemede, bohçada eğer bu oya çıkmazsa kızı vermezlermiş Aydın’da. Eğer oğlanın annesi bu oyayı kendi yapamıyorsa para karşılığında yaptırıyorlar. Bu nedenle de bu motife “Tarla sattıran” diyorlar. Çünkü çok eziyetli, çok detaylı bir oya türü. Her birinin ayrı bir manası var.

Artık oyaları gördüğünüzde tarihlerini de tahmin edebiliyor musunuz?

Elbette. Mesela elimde zarif bir örnek var. Bu oyanın yaklaşık yüz senelik olduğunu tahmin ediyorum. Ya İstanbul ya da Balkanlardan gelmiş. Yılına göre en eski oyam sergide bakır kasede sergilediğim oya. Onun da yaklaşık 150 yıllık olduğunu düşünüyorum.


#“Altı Üstü Oya - İğne Oyalı Yemeni Sergisi
#Doktor Şadiye Çetintaş Koleksiyonu
#İğne oyaları