
Yurt dışında yalnızca bir şarkıcı değil, aynı zamanda çeşitli vurmalıları da ustaca çalabilen bir besteci ve yorumcu olarak bilinen Senem Diyici, “Müzik çalışmalarımla yurt dışında belli bir doyum yaşadım, sıra ülkemde. Müziğimi ülkemle paylaşmak istiyorum” diyor.
Uzun yıllar Fransa’da yaşayan ve Türk müziğiyle cazı kendine özgü yorumuyla harmanlayan, alternatif cazın ve dünya müziğinin temsilcilerinden Senem Diyici, on yıllık bir aranın ardından “Nara” adlı albümünü müzikseverlerin beğenisine sundu.
İstanbullu müzik tutkunu bir ailenin çocuğu olarak müzikle ilişkisi çok küçük yaşlarda başlayan Diyici, ilk 45’liğini “Fato” takma adıyla henüz 16 yaşında yayınlayarak profesyonel müzik yaşamına başlamış. Halk müziği sanatçısı Ruhi Su’nun öğrencisi olan Diyici, yıllar süren konserler ve turnelerden sonra, Almanya’ya yaptığı bir turne sonrası yurt dışına yerleşmiş. 32 yıllık gurbet yaşamının ardından Türkiye’ye dönen Diyici ile dönüşünü ve yeni albümü “Nara”yı konuştuk.
Türkiye’ye yedi yıl önce döndüm. İlk başlarda uyum için biraz zaman gerekti. Fransa ve Türkiye birbirinden farklı dünyalar olsa da köklerime dönmüş olmak işleri kolaylaştırdı. Ardından pandemi dönemi yaşandı. Bu ne kadar süreceği belli olmayan süreç, hepimizi içe dönüşe zorladı. Evlere kapanma ve doğaya dönüş ile içimde bambaşka şeyler oluşmaya başladı. Ben de güç ve birikime odaklandım. Tüm bunların sonucunda albüm yapmadığım 10 yıl boyunca içimde biriktirdiklerimin meyvesi “Nara” ortaya çıktı. Bir de bana hep sesimin şifalı bir yönü ile iyileştirici bir yanı olduğunu söylemişlerdir. Bu albüm benim şifa dağıtma niyetimin de bir ifadesi.
ÇOCUKLUĞUMDAKİ O MUTLU AN
“Yolculukların en büyüğü ve önemlisi içimize olan yolculuktur” denir ya gerçekten öyle. Pandemi döneminde on bir yeni şarkı yazdım. Bu dönem bana çok iyi geldi, sessiz ama yaratıcılığı besleyen bir süreç oldu. Ardından albüm şekillenmeye başladı. “Nara” haykırmak, çığlık atmak anlamında biliyorsunuz. O süreçte içimden çıkmasını istediğim şeylerin söze dökülüşü. Çünkü bu albümde birçok şey ile yüzleştim. Müzik ve sözler bana ait. İlk defa kendi başıma kaldım. Hepsi bir tek elden çıktı, tek aranjör yaptı. Bu nedenle bana çok benziyor, beni anlatıyor. Ada Müzik etiketiyle yayınlanan albümde, söz ve müzikleri Anadolu’nun farklı yörelerinden türkülerle beslenmiş olan bana ait 11 parça yer alıyor. Klip parçası “Bir Tuhaflık Oluyor Bana” çocukluğumda yaşadığım bir çok şeyin karmasından ibaret. Gerçekten bahçemizde dut ve limon ağacı vardı. Şarkı, çocukluğumla olan mutlu anlara özlem ve yüzleşme hikâyesi.
Bu parça dışında albümün ilhamını; kadınlığımın anaç özgürlüğü, kültürel coğrafya birikimlerim, çocukluğumdaki yüzleşmelerim, köklerime dair duyduğum, bulduğum ve hatırladığım yaşamlar olarak özetleyebilirim.
MÜZİK TUTKUNU BİR AİLEYİZ
Almanya’ya bir turne yaptığım dönemde yurt dışına yerleşme kararı aldım. Yaklaşık 32 sene Fransa’da yaşadım ama dediğiniz gibi yaptığım müziğin kökleri hep Anadolu’ya aitti. İlk gittiğim yıllarda kendi dilimde kendi kültürümden yani Anadolu’nun zengin köklerinden hayata geçen değerli ustaların, ozanların şarkılarını seslendirdim. Bu çalışmalarda ilk eğitmenim Ruhi Su’nun etkisi ve katkısı vardır elbette. O yıllarda henüz dünya müziği kavramı bile yokken bu müziği yapmam, müzik çevrelerinin çok ilgisini çekti. Bana farklı kapıların açılmasını ve bir çok önemli müzisyen ile çalışmamı sağladı. Pek çok albüm kaydettim. Bu şarkıları önemli ve değerli müzisyenler ile sahnede birlikte yorumladık.
Elbette caz ve dünya müziği ile buluşmalar müziğimi zenginleştirdi. Ancak bu müziğin özü hâlâ bize ait ve sözleri Türkçe’ydi. Dünya müzik çevreleri içinde o dönem için bu yeni bir durumdu. 80’li 90’lı yıllarda dünya müziği kavramı o kadar bilinen ve anlaşılır bir şey değildi. Ben yine de inandığım şekilde ilerledim. Ondan fazla albüm, binlerce konser, festival ve turne ile yoluma devam ettim. Aynı süreçte vurmalı aletlere merak saldım ve çalmaya başladım. Müziğin felsefesine dair yolculuklar daha derinleştirdi beni. Müziğin şifalandırıcı etkilerine yoğunlaştım ve hâlen yol beni nereye götürürse gidiyorum…
Gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında 10’un üzerinde albüm yaptım. Çok sayıda projede yer aldım. Yurt dışında sadece bir şarkıcı olarak değil, aynı zamanda çeşitli vurmalıları da ustalıklı bir biçimde çalabilen uluslararası bir besteci ve yorumcu olarak da biliniyorum. Ancak Türkiye’de daha az bilindiğim doğru. Umarım bu dönüşüm ile bu arayı kapatırım. Zira şimdi yaptığım her şeyi kendi insanlarımızla paylaşmak istiyorum. Müzik çalışmalarım ile yurt dışında belli bir doyum yaşadım sıra ülkemde. Müziğimi ülkemle paylaşmak istiyorum.
Çocukluğumdan bu yana Türk müziğinin her hâlini kafamın içinde büyük orkestralar ile çalar ve aranjmanlarını yapardım. Hâlen yaptığım gibi… Fakat bunu gerçekleştirmek her zaman kolay olmuyor. Hâlen Türk müziği için yapmak istediklerimi yapmış değilim, sadece biraz daha yaklaştım.
Müzik çalışmalarınızla eş zamanlı olarak ses ve nefes teknikleri, şamanizm gelenekleri ritimleri, gibi atölyeler yönetiyorsunuz. Bahsetmek ister misiniz?
Sesin ve ritmin etrafında olan her şey varoluşumuzun parçalarındandır. Bilgilerimi enerjilerimi atölyeler yaparak paylaşmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Yaptıkları işlerin farkındalığını, öz güvenli ve etkili kılmak için faydalanıyorlar. Müziğin şifalandırıcı, yapıcı etkileri ile tanışıyorlar.








